Salı, Haziran 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ergenliğin Psikolojik Haritası – 1 Ergenlik: Geçmişin Rövanşı mı, Benliğin Yeniden İnşası mı?

Ergenlik çoğu zaman ebeveynler tarafından “zor bir dönem” olarak tanımlanır. Kurallara karşı gelme, ani öfke patlamaları, mesafe koyma ve sınır zorlama davranışları bu dönemin en görünür yüzüdür. Ancak bu davranışları yalnızca bir “isyankârlık” olarak değerlendirmek, ergenliğin derin psikolojik anlamını gözden kaçırmamıza neden olur.

Ebeveynlerin bu dönemde yaptığı en büyük hatalardan biri, çocuğu etiketlemektir. “Ergen işte…” diyerek bazı davranışları tamamen normalleştirmek ya da tam tersine aşırı tepki göstermek, davranışların artmasına zemin hazırlayabilir. Her iki tutum da sağlıklı değildir. Bu nedenle ergenlik dönemini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekir.

Gelişimsel açıdan bakıldığında ergenlik, yalnızca biyolojik değişimlerin yaşandığı bir dönem değil; aynı zamanda benliğin yeniden yapılandığı kritik bir eşiktir. Kızlarda yaklaşık 10 yaş, erkeklerde ise 12 yaşında başlayan bu süreç, bireyin çocukluk döneminde edindiği deneyimlerle yeniden karşılaştığı içsel bir yüzleşme alanı oluşturur.

Tam da bu noktada ergen davranışları çoğu zaman “geçmişin rövanşı” gibi algılanır. Özellikle çocukluk yıllarında yoğun kontrol, baskı, yasaklama ya da duygusal ihmal deneyimleyen bireyler, ergenlikte bu yaşantılara karşı daha görünür tepkiler geliştirebilirler. Önceden ifade edilemeyen duygular, bastırılan ihtiyaçlar ve ertelenen tepkiler bu dönemde daha güçlü biçimde ortaya çıkabilir. Ergenlik dönemindeki duygusal dalgalanmaların yalnızca karakterle ya da “huysuzlukla” açıklanması doğru değildir. Bu süreçte beynin özellikle duygu merkezi olan limbik sistem oldukça aktif çalışırken; dürtü kontrolü, planlama, sonuçları değerlendirme ve sağlıklı karar verme süreçlerinden sorumlu olan prefrontal korteks gelişimini henüz tamamlamamıştır. Bu nedenle ergenler zaman zaman yoğun duygularla hareket edebilir, ani tepkiler verebilir ve riskli davranışlara daha açık hale gelebilirler. Aslında ergenin yaşadığı içsel çatışmaların bir kısmı, gelişmekte olan beyin yapısıyla da yakından ilişkilidir.

Ergenlik öncesi dönemde yoğun baskı, cezalandırma ve aşırı kontrol altında büyüyen çocukların ergenlik süreçleri çoğu zaman daha fırtınalı geçebilmektedir. Aslında burada çocuk bir yandan geçmişin rövanşını alırken, diğer yandan yeni benliğini inşa etmeye çalışmaktadır.

Bu noktada ebeveyn tutumu oldukça belirleyicidir. Sürekli çatışmanın devam ettiği ilişkilerde duygusal kopuşların yaşanması kaçınılmaz olabilir. Ancak otoriter ve baskıcı ebeveynlikten bir anda tamamen sınırsız ve kontrolsüz bir tutuma geçmek de sağlıklı değildir. Önemli olan; anlamaya çalışan, dinleyen ama aynı zamanda ebeveyn rolünü koruyan dengeli bir yaklaşım sergileyebilmektir.

Ergenin tepkileri çoğu zaman “saygısızlık” olarak algılansa da, aslında bunların önemli bir kısmı kendini var etme çabasıdır. Yetişkinlere küçük görünen meseleler, ergen için oldukça büyük ve yoğun yaşantılar olabilir. Çıkmaza girdiklerinde kaygı ve stres nedeniyle dürtüsel ve kontrolsüz davranışlar sergileyebilirler.

Bir ergen; anlaşılmayacağını, yargılanacağını ya da azar işiteceğini düşünürse yaşadıklarını paylaşmamayı tercih edecektir. Ancak ne olursa olsun yanında olunacağını, suçlanmadan dinleneceğini hissederse paylaşma ihtimali artacaktır.

Çocukluk döneminde dış otoriteye bağlı olan birey, ergenlikte artık kendi iç otoritesini oluşturmaya çalışır. Bu süreçte “hayır” diyebilmek, sınır koyabilmek ve farklılaşabilmek sağlıklı benlik gelişiminin önemli parçalarıdır. Aslında ergen, tam da bu dönemlerde her zamankinden daha fazla ebeveyn desteğine ihtiyaç duyar.

Örneğin; sürekli yönlendirilen, karar hakkı tanınmayan ya da duyguları yeterince görülmeyen bir çocuk, ergenlikte yoğun bir bağımsızlık ihtiyacıyla hareket edebilir. Dışarıdan bakıldığında ani ve aşırı bir değişim gibi görünen bu durum, çoğu zaman birikmiş ihtiyaçların görünür hale gelmesidir.

Birey, çocuklukta kendisine verilen kimlikten sıyrılarak kendi kimliğini oluşturma çabasına girer. Bu süreçte çatışma kaçınılmazdır; çünkü yeni bir benlik inşa edilirken eski yapılar sorgulanır.

Ebeveynler için bu dönem zorlayıcı olabilir. Ancak burada önemli olan, ergenin davranışlarını kişisel bir saldırı olarak değil, gelişimsel bir ihtiyaç olarak okuyabilmektir. Kontrolü artırmak yerine ilişkiyi güçlendirmek, yargılamak yerine anlamaya çalışmak; bu süreci hem ergen hem de aile açısından daha sağlıklı hale getirecektir. Geçici olan bu dönemi sağlıksız geçirirsek kalıcı hale getiririz.

Unutulmamalıdır ki ergenin mücadelesi çoğu zaman ebeveynine karşı değil, geçmişte duyulamayan kendi sesiyle kurduğu ilişkiye dairdir.

Arzu Zelyurt
Arzu Zelyurt
Arzu Zelyurt, 1985 yılında İstanbul’da doğmuştur. İnsanı; ruhsal, sosyal ve anlam boyutlarıyla birlikte ele alan bütüncül bir bakış açısını benimsemektedir. Sosyoloji, psikoloji ve teolojik düşünceyi bir araya getiren disiplinler arası yaklaşımı, insanı yalnızca yaşadığı sorunlar üzerinden değil, yaşam öyküsü, değerleri ve ilişkisel bağlamı içinde anlamaya yöneliktir. On beş yıllık eğitim alanı deneyimi, Zelyurt’un çok yönlü bakış açısının temelini oluşturmakta; bu birikim danışmanlık ve terapötik yaklaşımına da yansımaktadır. Uzun yıllara yayılan saha deneyimi, özellikle çocuk, ergen ve ailelerle çalışırken gelişimsel, kültürel ve etik boyutları birlikte değerlendirmesine olanak sağlamıştır. Ankara Üniversitesi İlahiyat lisans eğitiminin ardından Marmara Üniversitesinde Eğitim Bilimleri alanında yüksek lisansını tamamlamış ardindan İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans eğitimini onur derecesiyle tamamlamıştır. Lisans Psikoloji alanındaki akademik ve uygulamalı çalışmalarını sürdürmekte; Pozitif Psikoterapi yaklaşımı doğrultusunda master düzeyindeki eğitimine devam etmektedir. Master çalışması halen sürmektedir. Aile danışmanlığı eğitimi almış olan Arzu Zelyurt; çocuk, ergen ve ailelerle yürüttüğü çalışmalarında bağlanma, kimlik ve benlik algısı, duygusal düzenleme, travma ve aile içi ilişkiler üzerine yoğunlaşmaktadır. Psiko-eğitim ve seminer çalışmaları kapsamında ebeveyn tutumları, çocuk ve ergen gelişimi, sınav kaygısı, duygusal ihtiyaçlar, sağlıklı iletişim ve riskli davranışlar gibi başlıklarda çeşitli eğitim ve seminerler vermektedir. Psychology Times bünyesinde yazar olarak yer alma motivasyonu; farklı disiplinlerden beslenen akademik ve sahaya dayalı birikimini, insanın ruhsal süreçlerine temas eden bir dil aracılığıyla paylaşmak ve okurla anlam temelli bir bağ kurmaktır. Yazılarında; insanı, ilişkileri ve yaşantıları tek bir çerçeveye hapsetmeden, çoğul ve bütüncül bir perspektifle ele almayı amaçlamaktadır. Evli ve iki çocuk annesi olan Zelyurt ,annelik tecrübelerini de alanına yansıtmayı ihmal etmemiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar