Sevgi her zaman yeterli midir?
Çocuk yetiştirmek, hiç şüphesiz hayatın en büyük sorumluluklarından biridir. Hemen her anne ve baba, çocuğu için en doğrusunu yapmak ister; onu korumaya, mutlu etmeye ve geleceğe hazırlamaya çalışır. Ancak bazen bu iyi niyetli çabalar, fark edilmeden çocuğun duygusal dünyasında iz bırakabilir.
Bu durum, ebeveynlerin çocuklarını sevmediği anlamına gelmez. Aksine, çoğu zaman sorun, sevginin eksikliği değil; sevginin nasıl ifade edildiğiyle ilgilidir.
Psikoloji alanında son yıllarda yapılan çalışmalar, çocukların yalnızca kendilerine söylenen sözlerden değil, ebeveynlerinin duygusal tutumlarından, ilişki biçimlerinden ve verdikleri örtük mesajlardan da etkilendiğini göstermektedir. Bu nedenle bazı yaralar, yüksek sesli tartışmalarla değil, iyi niyetle söylenmiş cümlelerle oluşabilir.
Sevgi Her Zaman Aynı Şekilde Algılanmaz
Bir ebeveyn çocuğunu korumaya çalışırken sürekli “Dikkat et, düşersin.” diyebilir. Başka bir ebeveyn, başarılı olması için sürekli daha iyisini yapmasını isteyebilir. Bir diğeri ise üzülmesin diye onun yerine bütün problemleri çözebilir.
Bu davranışların ortak noktası sevgidir. Fakat çocuk açısından alınan mesaj bazen farklı olabilir:
- “Tek başına yapamazsın.”
- “Hata yapmak tehlikelidir.”
- “Değerli olabilmek için başarılı olmalısın.”
Çocuklar yalnızca söylenen cümleleri değil, bu cümlelerin altında yatan anlamları da öğrenirler. Çünkü çocukluk dönemi, beynin dünyayı nasıl yorumlayacağını öğrendiği en kritik dönemlerden biridir.
“Senin İçin Yapıyorum” Mesajının Görünmeyen Tarafı
Fedakârlık birçok ailede sevginin göstergesi olarak görülür. Ancak ebeveyn sürekli kendi ihtiyaçlarından vazgeçerek bunu çocuğa hissettirdiğinde, çocuk zamanla farklı bir yük taşımaya başlayabilir:
- “Benim yüzümden annem yoruluyor.”
- “Babam benim için bu kadar çalışıyorsa onu üzmemeliyim.”
Bu düşünceler zaman içinde yoğun suçluluk duygusuna dönüşebilir. Yetişkinlikte ise bu kişiler çoğu zaman herkesi memnun etmeye çalışan, “hayır” diyemeyen ve başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyan bireyler haline gelebilir.
Sürekli Korumak da Bir Risk Olabilir
Hiçbir ebeveyn çocuğunun üzülmesini istemez. Bu nedenle birçok anne baba, çocuğunun yaşayabileceği zorlukları önceden ortadan kaldırmaya çalışır. Oysa psikolojik dayanıklılık, zorlukların tamamen yok edilmesiyle değil, güvenli bir ilişki içinde zorluklarla baş etmeyi öğrenmekle gelişir.
Çocuk her düştüğünde hemen kaldırıldığında, her problemi onun yerine çözüldüğünde ya da her hayal kırıklığı engellendiğinde şu mesajı alabilir:
“Hayatın zorluklarıyla tek başına baş edemem.”
Bu durum ilerleyen yıllarda belirsizliğe tahammül edememe, risk almaktan kaçınma ve yoğun kaygı olarak karşımıza çıkabilir.
Başarı Sevginin Ölçüsü Olduğunda
Bazı ailelerde başarı açıkça ödüllendirilir; başarısızlık ise sessizce hayal kırıklığıyla karşılanır. Ebeveyn bunu çoğu zaman motive etmek amacıyla yapar. Fakat çocuk zamanla sevgiyi değil, performansı takip etmeye başlar.
Notları yüksek olduğunda kendini değerli hisseder. Başarısız olduğunda ise yalnızca üzülmez; değersiz olduğunu düşünmeye başlayabilir. Bu nedenle mükemmeliyetçilik, çoğu zaman başarı arzusu değil, sevgi kaybetme korkusunun bir yansımasıdır.
Duyguları Düzeltmeye Çalışmak Yerine Anlamak
Birçok ebeveyn, çocuğu ağladığında hemen onu susturmaya çalışır:
- “Ağlama.”
- “Abartıyorsun.”
- “Bunda üzülecek ne var?”
Aslında amaç, çocuğun daha iyi hissetmesini sağlamaktır. Ancak çocuk şu mesajı alabilir:
“Duygularım yanlış.”
Oysa çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey, duygularının hemen değiştirilmesi değil; önce anlaşılmasıdır. Araştırmalar, duyguları kabul edilen çocukların ilerleyen yıllarda duygu düzenleme becerilerinin daha güçlü olduğunu göstermektedir.
Çocuklar Söylenenden Çok Yaşananı Öğrenir
Bir ebeveyn çocuğuna sakin olmasını söyleyebilir. Fakat evde herkes sürekli öfkeyle konuşuyorsa çocuk sakin olmayı değil, öfkeyi öğrenir. Bir ebeveyn özgüvenli olmasını isteyebilir. Ama sürekli kendini eleştiriyorsa çocuk öz şefkati değil, kendini yargılamayı model alır.
Çocukların en önemli öğrenme yolu gözlemdir. Bu nedenle ebeveynlik yalnızca verilen öğütlerden değil, yaşanan ilişkiden oluşur.
Kusursuz Ebeveyn Diye Bir Şey Yoktur
Bu noktada önemli bir gerçeği hatırlamak gerekir. Hiçbir ebeveyn kusursuz değildir. Üstelik çocukların da kusursuz ebeveynlere ihtiyacı yoktur. Psikanalist Donald Winnicott’un yıllar önce tanımladığı “yeterince iyi ebeveyn” kavramı bugün hâlâ önemini korumaktadır. Çocukların ihtiyaç duyduğu şey; hata yapmayan anne babalar değil, hata yaptığında bunu fark edebilen, ilişkiyi onarabilen ve çocuğuyla yeniden bağ kurabilen ebeveynlerdir.
Çünkü psikolojik gelişimi belirleyen unsur, hiç çatışma yaşamamak değil, çatışmadan sonra yeniden güvenli bağ kurabilmektir.
Sonuç
Çocuklukta alınan her yara kötü niyetle verilmez. Bazen en derin izler, korumak isterken fazla korumaktan, motive etmek isterken fazla eleştirmekten ya da sevmek isterken sevgiyi koşullara bağlamaktan doğabilir. Bu gerçeği görmek, ebeveynleri suçlamak için değil; çocuklarla kurduğumuz ilişkiyi daha bilinçli hâle getirmek için önemlidir.
Çünkü çocuklar mükemmel anne babalara değil; kendilerini koşulsuz değerli hissettikleri, hata yapabileceklerini bildikleri ve duygularıyla kabul edildikleri güvenli ilişkilere ihtiyaç duyarlar. Belki de iyi ebeveynlik, hiç hata yapmamak değil; sevginin çocuğun kalbinde gerçekten nasıl karşılık bulduğunu merak edebilmektir.


