Bazen istemsizce kararlar verdiğinizi fark ettiniz mi? Sizi yansıtmayan, istemsizce de olsa bazı kararların arkasına sığındığınız zamanlar oldu mu? Bu noktada acaba kararları olduğunuz yaştaki siz mi yoksa çocukluk dönemindeki benliğiniz mi alıyor?
Bireylerin yetişkinlik dönemlerindeki davranış ve tutumlarını açıklamaya çalışan araştırmalar, bireylerin erken dönem şemalarına ve geçmiş dönem deneyimlerine odaklanır. Çocukluk çağında kurulan her bağ, farklı bir anlam taşır; bireyin iç dünyasında yer edinerek davranış ve tutumlarını hatta algılarını şekillendiriyor olabilir.
Psikoloji literatüründe bu konuya en güçlü yaklaşımlardan biri Jeffrey Young’ın geliştirdiği erken dönem uyumsuz şemalar kavramıdır. Bu teoriye göre erken dönemde uyumsuz davranışlara maruz kalındığında, sevgi, güven ve kabul ihtiyaçları yeterince karşılanmadığında bireyin yetişkinlik döneminde sürekli kendini sorgulamasına, değersiz hissetmesine ve güvenli bağlar geliştirememesine sebep olur. Bu uyumsuz şemaları geliştiren biri herkesin onu terk edeceğine dair inançlar geliştirebilir, kendisinin yeterince iyi olmadığını hissedebilir ve tüm bunlarla birlikte özgüven eksikliği yaşayabilir. Şemalar, çocuklukta temel duygusal ihtiyaçlarımız karşılanmadığında oluşan ve zamanla otomatikleşen düşünce-duygu kalıplarıdır. Bu noktada şemaların önemi büyük bir rol oynamakta bireylerin dünyayı nasıl algılayacaklarını belirlemektedir.
Yine bu alanda psikoloji literatüründe büyük bir yer kaplayan bir diğer önemli fikir Diana Baumrind’den çıkmıştır. Geliştirmiş olduğu 4 temel ebeveynlik şeklinin çocukların karakter gelişiminde, düşünce ve davranışları belirlemesinde büyük rol oynadığını savunur. Otoriter, demokratik (authoritative), izin verici ve ihmalkâr olarak adlandırıp kategorileştirdiği bu dört ebeveynlik şekli çocuğun duygusal ihtiyaçlarının nasıl karşılandığını belirler. Örneğin sürekli eleştiren, sürekli çocuktan beklentisi olan ebeveynler, çocuğun kendini sürekli yetersiz hissetmesine, kendinde sürekli kusur aramasına ve güvende hissetmesine sebep olabilir.
Bu noktada demokratik ebeveynlik stili genellikle en sağlıklı sonuçlarla ilişkilendirilir. Çocuğun hem duygusal ihtiyaçlarını karşılar hem de bireyleşmesine zemin hazırlar. Kontrol hem ailede hem çocuktadır. Güvenli olan bu yaklaşım çocuğu yetişkinlik döneminde de güvenli bağlar kurmasını destekler.
Tam tersi bir şekilde aşırı korumacı ailelerde yetişen çocuklar, sorumluluk bilinci geliştirememenin yanında kendi başlarına karar almakta çok zorlanabilirler, bağımlılık şeması geliştirip yetişkinlikte partnerlerine bağımlı bireyler haline bile gelebilirler. Cam bir fanus içerisinde büyüdükleri için ufak bir sorunla karşılaştıklarında bile hemen bocalayabilirler. Yetişkinlik dönemlerindeki partnerlerine net sınır çizmekte zorlanabilirler.
Günlük hayattan bir örnek vermek gerekirse, kişinin iş hayatında yöneticisinden bir geri bildirim aldığını varsayalım. Bu geri bildirim olumsuz bir geri bildirim olduğu takdirde, eleştirel ailelerde yetişen biri bu durum karşısında direkt utanç duyabilir, kendini yetersiz hisseder ve kendisine iç sesiyle olumsuz yorumlar yapabilir. Aslında belki de yöneticisi gerçekten gelişim odaklı bir eleştiri yapmıştır fakat erken dönem uyumsuz şemalara sahip biri bunu olumsuz bir yönden algılayıp kendisine çok baskı yapabilir. Burada bu kişinin iç sesi çocuklukta kendini yetersiz hisseden kendisidir. Sonuç olarak kişi ya aşırı mükemmeliyetçi davranarak kendini zorlar ya da eleştiriden tamamen kaçınmak için risk almaktan uzak durur.
Peki bu uyumsuz şemaları değiştirebilir miyiz? Evet değiştirebiliriz ama büyük bir farkındalıkla. Yetişkinlik döneminde yaşadığımız bu tarz olaylar karşısında verdiğimiz tepkileri sorgulayarak ‘’ Şu anda direksiyonda ben mi varım, yoksa çocukken hissettiğim yetersiz duygular mı?’’ sorusunu kendimize sormalıyız. Bu soruya verdiğimiz cevap eminim hepimizde büyük bir farkındalık yaratacak, davranışlarımızı yeniden şekillendireceğizdir.
Sonuç olarak erken dönem ebeveyn şemaları ve ebeveynlik stilleri yetişkinlik hayatımızda büyük bir rol oynayıp davranış ve tutumlarımızı şekillendiriyor olabilir. Şemalar, dünyayı nasıl algıladığımızı, kendimizi nasıl konumlandırdığımızı belirler. Peki direksiyonda kimin olduğunu fark ettiğimizde, yönü değiştirebilir miyiz?


