Modern insan, sevmenin kolay olduğunu fakat sevilecek insanın olmadığını düşünmektedir. Sevgiyi inşa etmek ve ona emek harcamak istemez. İçinde bulunduğumuz, her şeyin çabuk tüketildiği toplumda buna şaşırmamak gerekir. Eski zamanlarda, insan gönlüne uyan birini bulduğunda; konuşmak için doğru zamanı bekler, belki çantasına minik bir mektup koyar, belki arkadaşlarıyla tanışmaya çalışırdı. Ancak günümüzde, dating app kültürüyle oluşan çabuk tüketilen ilişkiler içinde kaybolmuş durumdayız. Erich Fromm der ki, ‘Birini sevmek sadece güçlü bir duygu değildir; bir düşünce, bir yargı, verilen bir sözdür.’ Ve bugün herkes kendisine söz verilmesini isterken, kimse gerçekten söz vermek istemiyor.
Yahudi kökenli sosyolog ve filozof Zygmunt Bauman, modern ilişkileri “liquid love / akışkan aşk” olarak tanımlar. İnsanların bağ kurmak istediğini fakat bağın yükünü taşımaktan korktuğunu söyler. Bauman’a göre, ilişkiler eskiden daha katı yapıdaydı; insanlar birbirinden kolay vazgeçmezdi ve ilişkiyi bir sorumluluk olarak görürlerdi. Şimdi ise ilişkiler akışkan hale geldi. Sıvılar bir şekle bağlı kalmazlar ve paralel bir şekilde ilişkiler de artık kalıcılık hissi taşımıyor. Zamanla hızlı başlayıp, hızlı tüketilebilen ve kolay terk edilebilen bağlar haline geliyorlar.
Peki, gerçek sevgi ve yakınlık nedir? Sevgi çoğu zaman bir duygu yoğunluğu olarak düşünülür. Kişinin karşısındaki kişiyi merak etmesi değil, sadece onunla olmayı istemesi hali olarak görülür. Sanki onsuz yapamayacak gibi, kalbi ondan ibaretmiş gibi gelir bazen insana. Ancak gerçek sevgi, o yoğun duyguya kapılıp birine bağımlı olmak yerine, özgür iradeyle bilinçli bir şekilde her gün tekrar ona yönelmeyi seçmektir. Sadece iyi hissettirdiğinde değil; anlaşmazlıklarda, zorlanmalarda veya emek verilmesi gerektiğinde de var olmayı gerektirir. Alain de Botton’un da dediği gibi, “Birini sevebilmek için, onun bizi hayal kırıklığına uğratacağını kabul etmemiz gerekir.” Çünkü kusursuz ilişki diye bir şey yoktur. Gerçek yakınlık, hayal kırıklığı yaşandığında da hemen sevgiden vazgeçmemektir. Gerçek ilişkiler, emek ister; bazen aynı konuyu tekrar tekrar konuşmayı, bazen yanlış anlaşılmayı, sabretmeyi ve bazen de egoyu geri çekmeyi gerektirir. Yani sevgi sadece ‘duygu yoğunluğu değildir’, karşı tarafın da insan oluşunu kabul etmektir.
Günümüz insanı, belki de yakınlık, sadakat, güven ve emek istiyor; ancak yeterince istekli değil. Kırılmaktan o kadar korkar hale gelmiş ki, incinmekten kaçınmak için erkenden kendisini ilişkiden geri çekiyor. Anlaşılmadığını hissettiğinde bunun için çabalamak yerine uzaklaşmayı tercih ediyor. Yani aslında ilişkiyi büyütmek yerine, daha başlamadan bitirmeyi seçiyor. Burada mesele korkuyu yok etmek değil; gerçekten birine kalbini açmak, yakınlık kurmak risklidir. Seversen kaybedebilirsin, yakınlaşırsan hayal kırıklığı yaşayabilirsin. Ama ya kontrolü kaybetmeyi kabul edip, kırılma ihtimaline rağmen kaldığında çok güçlü bir bağ yaşarsan? Acı çekmemeyi, yakın hissetmenin önüne koyarsan; belki hiç acı çekmezsin ama hiç güçlü bir bağ kurmamış, gerçek yakınlık hissetmemiş bir insan yaşadım diyebilir mi gerçekten?
İnsan doğası, bence o kadar da uzak değil eskisinden. İnsanlar hala görülmek, anlaşılmak, ait hissetmek ve belki bazen birine yaslanmak istiyor. Ancak tek bir kişide kalmaktan korkmamız ve belirsizliğe olan tahammülsüzlüğümüz, bazı duygulardan kaçmamıza sebep oluyor. Ama sevgi, doğası gereği belirsizlik içerir; zaman, emek ve en önemlisi sabır ister. Mesela, insan beğendiği bir çiçeği koparır. Çiçekten o anlık hazzını alır ve kopardığı çiçeği bir köşede unutur gider. Oysa insan sevdiği bir çiçeğe her gün disiplinli bir şekilde su verir; o çiçeğin güneşten ne kadar hoşlandığını, suya ne kadar ihtiyaç duyduğunu öğrenir. Yani bilgisiz ve gayretsiz sevgi eksik kalır. Küçük Prens kitabında Saint-Exupéry’nin de dediği gibi, “Senin gülünü değerli yapan, ona harcadığın zamandır.”
Belki de sorun sevginin kendisinde değil, onu sürekli anlamaya çalışıp asla tam anlayamamamızdır. Sevgi, hızla tüketilecek bir duygu değil, her gün yeniden seçilen bir emektir. Erich Fromm’un da söylediği gibi, sevgi bir sanattır; geliştirilebilir, sürdürülebilir ve emekle büyütülebilir. Emeksiz sevgi isteği aslında incinmeden sevilme arzusudur. Oysa gerçek yakınlık, biraz risk, biraz sabır ve çokça emek taşır. Belki de asıl mesele, daha çok sevmeye çalışmak değil; sevmeyi öğrenmeye cesaret edebilmektir. Çünkü sevgi, doğru kişiyi bulduğumuzda değil, onu korumaya ve büyütmeye razı olduğumuzda başlar.


