Bu zamana kadar birçok yetişkin, ilişkilerinde benzer duyguların, benzer çatışmaların ve hatta aynı hayal kırıklıklarının tekrar ettiğini farketmiştir. Farklı kişiler, farklı başlangıçlar ve farklı umutlar vardır… Ama sonuç çoğu zaman aslında çok tanıdık, hem uzak hem de çok yakın olan bir yerden gelir. ”Yine aynı şey oldu” , ”Yine aynısını yaşadım” , ”Bu yaşadıklarımın da diğerlerinden bir farkı yok” gibi cümleler, yetişkinlikte olan ilişkilerin ortak yakınmalarından bazılarıdır. Bu tekrar bazen bir tesadüf değil, içsel bir örüntünün izidir. Peki bu cümleler, bu duygular gerçekten tesadüf mü, yoksa bu tekrarların bilinçdışı bir anlamı var mıdır?
Tanıdık Olan Duygunun, Düşüncenin Çekiciliği
Bilinçdışı için çoğu zaman ‘tanıdık’ olan, ‘iyi’ olandan daha baskın gelebilir. Çünkü zihin güvenliği her zaman huzurla karıştırmaz; bazen sadece bildiğini seçer. Çocuklukta bakım verenlerle kurulan ilişkiler; sevginin, ilginin, iletişimin, mesafesinin ve çatışmanın nasıl yaşandığına dair içsel bir fikir oluşturur. Yetişkinlikte kişi, bu tabloya benzeyen ilişkilere çekildiğinde kendini açıklayamadığı bir yakınlık duygusu hissini içinde keşfedebilir.
Örneğin, iletişim bağı güçsüz ve duygusal olarak ulaşılması zor bir ebeveyn ile büyüyen biri, yetişkinlikte mesafeli ya da duygusal olarak dışarıya kapalı partnerlere karşı daha fazla çekilebilir. Bu durum kişinin bilinçli bir seçiminden daha çok aslında ‘bilindik bir duygusal ortamın’ yeniden sahnelenmesi, gerçekleşmesidir. Kişi o ortamı değiştirebileceğine dair bilinçdışı bir umut da taşıyabilir.
Tekrar Zorlantısı: Bitmemiş Olanı Bitirme Çabası
Tekrar zorlantısı, bireyin geçmişte çözüme ulaştıramadığı bir duygusal deneyimi, farklı koşullarda farklı kişilerle tekrar yaşama eğilimini ifade eder. Buradaki asıl amaç bilinçli değildir; kişi geçmişte alamadığı bir onayı, duyamadığı bir cevabı, göremediği bir sevgiyi ya da yaşadığı yarayı bu kez ‘farklı olacak’ , ‘her şey daha farklı bitecek’ umuduyla yeniden ve yeniden yaşar. Yetişkin ilişkilerinde sıkça görülen ‘bu kez farklı olacak’ hissi, çoğu zaman bilinçdışının yarım kalanı tamamlama arzusundan gelmektedir. Ancak geçmişteki dinamikler fark edilmeden, bilinçdışından gelen bir dürtü ile tekrarlandığında, sonuç da çoğunlukla değişmeyecek, geçmiş ile aynı olacaktır. Çünkü değişmeyen bilinçdışı kalıplar, benzer sonları üretmeye devam eder.
Aktarım: Geçmişin Bugüne Taşınması
Kişi geçmişte önemli olan figürlere (anne, baba veya bakım veren kişi) yönelik hislerini ve duygularını, bilinç düzeyinde farkında olmadan bugün hayatında olan partnerine yöneltebilir. Böylece partner, yalnızca ‘o kişi’ olmaktan çıkar. Geçmişten gelen duyguların, öğrenilen davranışların taşıyıcısı haline gelir. Bazen partner değil, geçmiş konuşur. Bu durum, tepkilerin neden bazen orantısız ya da sadece ‘nedensiz, amaçsız’ hissedildiğini açıklar. Aslında tepki bugüne değil, geçmişte yaşanan ama zihinde hala yaşanmaya devam eden, hala canlı olan bir deneyime yöneliktir.
Bilinçdışı Sadakatler ve İçsel Çatışmalar
Bazı yetişkinler için tekrarlanan ilişkiler, içsel bir sadakatin göstergesi de olabilmektedir. Aile dinamiklerine aşırı bağlı, ebeveyn rollerine ya da çocuklukta öğrenilen ilişki biçimlerine bilinçdışında aşırı bir bağlılık söz konusu olabilir. Kişi, farklı bir ilişki yaşama ihtimalini düşündüğünde suçluluk ve hatta bazı durumlarda hem huzursuzluk hem de yabancılık hissedebilir. Bu durumda kişi, değişim isteği ile tanıdık olandan kopmak veya kopamamak arasında sıkışıp kalabilir. Değişim, yalnızca yeni bir partner değil; eski bir çatışmanın geçmişte bırakılmasını da gerektirir.
Fark Etmek Değişimin İlk Adımıdır
Yetişkinlikte aynı ilişkilere çekilmek, bunları yaşamaya daha yatkın olmak bir ‘hata’ ya da ‘zayıflık’ belirtisi değildir. Bu durum, zihnin çözülmemiş bir olayı veya hikayeyi anlamlandırmaya çalışma çabası ile alakalıdır. Tekrar eden her örüntü, aslında görülmek ve anlaşılmak isteyen bir parçaya işaret eder. Ancak bu tekrarlar fark edildiğinde ve bunun üzerine düşüldüğünde, kişi kendi ilişki örüntüsünü de görmeye başlar. Asıl önemli olan ise; “Ben bu ilişkide kimi ve neyi arıyorum?” sorusudur. Belki de daha da derinde şu soru vardır: “Bu duyguyu ilk ne zaman tanımıştım?” Bu soruyla birlikte yetişkin, ilk kez bilinçdışı, otomatik tekrarların dışına çıkma ve daha bilinçli seçimler yapma ihtimaline olanak sağlar. Çünkü değişim çoğu zaman yeni bir ilişkiyle değil; eski bir hikâyeyi fark etmekle başlar. Ve fark edilen her örüntü, yeniden yazılabilir.


