Salı, Mayıs 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocukluğumuzdaki Sessizliğin Yetişkinliğe Geçişi

Son dönemlerde sıklıkla artmış olan bir günümüz probleminden bahsederek başlamak istiyorum. Kişinin aslında bir durumdan açıkça rahatsız olduğu hâlde, sırf ilişkisi kötü olmasın diye sesini çıkarmaması; yapılan tüm sınırsız davranışlara rağmen susmayı tercih etmesinden kaynaklanan bir problem bu. Bu kadar gündemde olan bir durumu hep beraber inceleyelim isterim.

Aile Yaşantısının Önemi

Öncelikle kişinin çocukluğundaki aile yaşantısına bakmak bize her zaman güçlü ipuçları verebilir. Örneğin, kültürel olarak ağır bir ataerkil toplumda büyümüş biri; “Sorun çıkarma, alttan al, idare et.” gibi sözlerle büyümüşse ve rol model aldığı ebeveyn genellikle pasif başa çıkma alışkanlıklarına sahipse, bu davranışın ortaya çıkmasına sebep olmuş olabilir.

İlk çocukluk yaşantısında, kişinin kendince büyük bir problemi çevresine anlattığında aldığı geri bildirim “Neden sorun çıkardın? Susup geçsen daha kolay olmaz mıydı?” gibi bir yaklaşım olduğunda; buna ek olarak küçümsenme ya da alay edilme ile karşılaştığında, deneyimlerini olumsuz yaşayan birinin susmayı tercih etmesi oldukça kaçınılmazdır. Bu tür olayların yalnızca bir kez yaşanarak değil, kişinin her paylaşımında aynı tepkiyle karşı karşıya kalmasıyla etkisini artırdığını da unutmamak gerekir.

Kişinin İç Sesi

Özellikle ilk çocukluk döneminde oldukça fazla olumsuz geri bildirime maruz kalmış birinin ”felaketi çağırma” iç sesi daha yoğun olur. Bu kişinin hayatında yaşamış olduğu olayların hep olumsuz olacağına dair inancıdır. Her insanın kendi içerisinde bir sesi vardır; bu sesler bazen her şeyin çok iyi olacağına dair olurken, bazen ise her şeyin çok kötü ve başarısız gideceğine dair olan seslerdir. Sürekli yaptığı her şey sorgulanan, iyi davranışlar göstermesine rağmen “Daha iyi yapabilirdin.” mükemmeliyetçi bakış açısıyla eleştirilen birey, bir süre sonra kendi duygu ve düşüncelerinin geçerli olduğuna dair inancını kaybeder. Öz-benliğindeki güven de böylelikle sarsılmış olur.

İçsel Motivasyon

Şimdi yeterince tasvir ettiğimiz o kişinin ruhsal karmaşasını hissettiğimize göre, tartışma anında nasıl davranacağına dair elimizde iki seçenek kalıyor: Ya geçmiş çocukluk deneyimlerinden kurtulmak isteyerek kendini savunmayı seçecek ya da savaşmak yerine donup kalma tepkisi verecek. Donup kalma tepkisini gösteren biri olarak devam ettiğimizi düşünelim. Yetişkinlik hayatında sınır bilmeyen, kendinde her şeyi yapma hakkını gören insanlarla karşılaştığında; her defasında kendini ezdiren ve cevap veremeyen birinin içsel motivasyonunun güçlü kalmasını beklemek ne kadar doğru olur?

İçsel motivasyon, kişinin ‘’yapabiliyorum’’ duygusunu beslemesi ve kendisine olan hitap şekli ile alakalıdır. Örneğin; “Ben hiçbir işi başaramam, konuşmalarımın güvenirliliği yoktur.” gibi bir hitap şekli geliştirmektense, “Ben işlerimde başarılı olurum, konuşmalarımın güvenirliliği her zaman tamdır.” gibi bir hitap şeklinin geliştirilmesi ile ilgilidir. Daha sade bir anlatımla, olumsuz düşünceleri yapılandırarak olumluya çevrilmesi ile pekişir.

Belki de burada asıl mesele, kişinin neden sustuğunu yargılamak değil; onu sessizliğe iten deneyimleri anlayabilmektir. Çünkü bazı insanlar konuşmayı değil, yıllarca susmayı öğrenerek büyür. Ancak insanın kendi sınırlarını fark etmesi ve duygularının da en az karşısındaki kadar değerli olduğunu kabul etmesi, bu döngünün değişebileceğinin en önemli göstergesidir. Bazen küçük bir “Bu davranış beni rahatsız ediyor.” cümlesi bile, yıllardır bastırılmış bir sesin yeniden kendini bulmasının başlangıcı olabilir.

Begüm Akay
Begüm Akay
2020 yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nden mezun oldum. Mezuniyetimin ardından eğitim alanında aktif olarak çalışmaya başladım ve son dört yıldır özel bir kolejde psikolojik danışman olarak görev yapıyorum. İlkokul kademesinde çalışmalarımı sürdürürken, çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemeye odaklanıyorum. Bu süreçte ailelerle iş birliğini merkeze alıyor; düzenlediğim anne-baba atölyeleri aracılığıyla ebeveynlerin çocuk gelişimi, davranış yönetimi ve sağlıklı iletişim konularında farkındalık kazanmalarını amaçlıyorum. Psychology Times’ta yazılarımda; ilkokul çağındaki çocukların sosyal-duygusal gelişimi, ebeveyn tutumları ve okul-aile iş birliği üzerine odaklanıyorum. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temelli bakış açısıyla, anne-baba atölyelerinden edindiğim saha deneyimini bilimsel bilgilerle birleştirerek ebeveynlere ve eğitimcilere uygulanabilir öneriler sunuyorum. Aynı zamanda ilişkiler üzerine de yazarak; iletişim kalıpları, düşünce-duygu-davranış etkileşimi ve sağlıklı ilişki dinamiklerini anlaşılır ve pratik bir çerçevede ele alıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar