Salı, Mayıs 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ayrılık anotomisi

Ayrılığın aslında bir “yas” olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Ayrıldığımız kişiyi beynimiz, bir bakıma ölmüş gibi algılıyor. Çünkü bağ kurduğumuz insanlar yalnızca hayatımızda yer kaplamaz; sinir sistemimizin bir parçası hâline gelirler. Sesleri, mesajları, rutinleri, hatta varlıkları bile beynin “güvende miyim?” sorusuna verdiği cevabı etkiler.

Bu yüzden ayrılık yalnızca bir insanın gitmesi değildir; beynin alıştığı düzenin bozulmasıdır. Birlikteyken salgılanan dopamin, oksitosin ve güven hissi bir anda kesildiğinde, zihin o kişiyi yeniden kazanmak için alarm durumuna geçebilir. Bu nedenle insan sürekli telefonu kontrol eder, eski mesajları okur ve onu hatırlatan yerlere takılı kalır. Çünkü beyin, kaybedilen bağı geri kurmaya çalışır.

Yasın ilk aşamalarında zihnin hâlâ “o var” gibi davranması da bu yüzden olur. Bir şey olduğunda ona anlatmak istemek, mesaj atma dürtüsü ve onu görünce bedenin otomatik tepki vermesi… Bunların çoğu sevgiden çok bağlanma sisteminin devam eden alışkanlıklarıdır. İnsan bazen kişiyi değil, onun sinir sisteminde yarattığı düzeni özler.

Ve belki de ayrılığın en zor kısmı tam olarak budur: Karşındaki insan hayatına devam ederken, senin beyninin hâlâ onu “güven”, “alışkanlık” ve “gelecek” kategorisinde tutuyor olması. Bu yüzden bazı ayrılıklar mantıkla bitse bile beden tarafından hemen kabul edilmez. Çünkü akıl “bitti” diyebilir ama sinir sistemi aynı hızda ikna olmaz. Yani ayrılırken bedeninizi ve zihninizi aynı şekilde ikna etmeniz gerekir. Bu da zamanla, onsuz vakit geçirerek gerçekleşir. Onsuz geçirdiğin her gün aslında onsuz da yapabildiğinizi, onsuz da hayatınızın devam ettiğini beyninize kanıtlamaya çalışmasıdır.

Beyninizi bir alışkanlığa hazırlıyorsunuz aslında; olay tam olarak bu. Birinden ayrılmaya çalışırken hiç yeni bir rutin oluşturmayı denediniz mi? Beyin aynı anda iki şeye birden alışmaya çalıştığı için eskisini hemen kapatmak ister. Yeni bir yere taşınırken sevgilisinden yeni ayrılmış birini tanıdıysanız, ayrılık acısının kısa sürede bittiğini, bu acının yerini yeni bir eve alışmanın verdiği korku ve heyecanın aldığını gözlemlersiniz.

Bir de ayrıldıktan sonra hemen sevgili yapan insanlar var. Mantık aynı ama yöntem çok yanlış. Onun yokluğuna alışmak ve hızlandırmak için bir başkasının varlığına alışmaya çalışıyorsunuz. Yerini doldurmak, yara bandı, pansuman dedikleri şey kabaca. Birinin yokluğuna o kadar katlanamıyorsunuz ki hayatınıza bir başkasını almayı şart koşuyorsunuz kendinize. Sonra ne oluyor? Yeninin her hareketini eskiyle kıyaslıyorsunuz. Eskiyle yaptığınız şeyleri yeniyle de yapmaya çalışıyorsunuz (hatta bazen yapamadıklarınızı yapmaya zorluyorsunuz kendinizi). Ve bir noktada zihin yoruluyor. “Her şey düzeldi” sandığınız anda kartlar yeniden dağıtılıyor. Çünkü insan eninde sonunda şunu fark ediyor: Yerine birini koymak, gerçekten vedalaşmak değildir. Sadece yokluğun sesini bir süreliğine kısmaktır. İyileşme ise ancak o sessizlikle kalabildiğinizde, kaçmadan kendi duygunuzla yüzleşebildiğinizde başlar.

Yani her duygu gibi ayrılık da bir süreçtir. Kalbin bitti dediğine beyin öldü der ve yas başlar. Bu süreç, kalbi öldüğüne beyni de bittiğine ikna etmeye çalışarak devam eder.

Yaren Özdemir
Yaren Özdemir
Çağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden yüksek onur belgesi ile mezun oldum. Eğitim sürecim boyunca insan davranışları, duygusal süreçler ve kişilerarası ilişkiler üzerine yoğunlaştım. Özellikle kaygı, öz-değer, ilişkiler, duygusal farkındalık ve genç yetişkin psikolojisi ilgi alanlarım arasında yer alıyor. Psikolojiye olan ilgimi; yazı yazmak, içerik üretmek ve insanların duygularını anlamlandırmalarına katkı sağlayacak çalışmalar yapmak üzerinden geliştirmeye devam ediyorum. İnsanların kendilerini daha anlaşılmış hissettiği bir alan oluşturmanın, psikolojinin en kıymetli taraflarından biri olduğuna inanıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar