Pazar, Haziran 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Backrooms: Kaybolduğumuz Yer Bir Mekan mı, Yoksa Zihnimiz mi?

Korku sineması, uzun yıllardır izleyiciyi korkutmak için canavarlar, doğaüstü varlıklar ve görünür tehditlerden yararlanmaktadır. Ancak son yıllarda korkunun kaynağı giderek daha soyut ve psikolojik bir hal almaya başlamıştır. Backrooms da bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biridir. İlk olarak internet kültürü içerisinde ortaya çıkan ve zamanla geniş bir hayran kitlesine ulaşan Backrooms, yüzeyde sonsuz koridorlardan ve birbirine benzeyen sarı odalardan oluşan ürkütücü bir evren sunarken, derinlerde insan psikolojisine dair önemli temalara temas etmektedir.

Filmin merkezinde yer alan mekan tasarımı, psikoloji literatüründe “liminal space” olarak adlandırılan eşik mekan kavramını çağrıştırmaktadır. Liminal mekanlar, bir yerden başka bir yere geçişi temsil eden ancak tam olarak hiçbir yere ait olmayan alanlardır. Boş okul koridorları, terk edilmiş alışveriş merkezleri veya gece vakti sessizleşmiş ofisler bu hissi yaratabilir. Bu mekanlar tanıdık görünmelerine rağmen aynı zamanda yabancı ve rahatsız edicidir. Backrooms’un yarattığı huzursuzluğun önemli bir kısmı da buradan kaynaklanmaktadır. İzleyici, gördüğü alanları tanımaktadır; ancak bu alanların işleyişine dair hiçbir şey anlamamaktadır.

Belirsizlik, insan zihninin en zor tolere ettiği deneyimlerden biridir. Psikolojik araştırmalar, bireylerin çoğu zaman olumsuz bir sonucu bilmemeyi, kötü bir sonucu bilmeye tercih etmediklerini göstermektedir. Çünkü bilinmezlik, zihnin sürekli olarak olası tehdit senaryoları üretmesine neden olur. Film boyunca karakterler ve izleyiciler tam da bu durumla karşı karşıya kalır. Nerede olduklarını, nasıl geldiklerini veya nasıl çıkacaklarını bilmezler. Bu nedenle film, klasik korku filmlerindeki ani korkutma unsurlarından çok, sürekli bir kaygı hissi yaratmayı başarır.

Film aynı zamanda kaybolmuşluk duygusunu da merkezine almaktadır. Günümüzde birçok insan fiziksel olarak değil, psikolojik olarak kaybolmuş hissetmektedir. Kariyer seçimleri, ilişkiler, kimlik gelişimi ve yaşam amacı gibi konularda yaşanan belirsizlikler bireylerde yön duygusunun kaybolmasına neden olabilmektedir. Backrooms’un sonsuz gibi görünen koridorları bu deneyimin metaforik bir yansıması olarak okunabilir. Karakterler ne kadar ilerlerse ilerlesinler, aynı noktalara dönüyor gibi görünürler. Bu durum, günlük yaşamda tekrar eden düşünce döngülerini ve çözülmeyen psikolojik örüntüleri hatırlatmaktadır.

Bilişsel davranışçı terapi perspektifinden bakıldığında film, ruminasyon kavramıyla ilişkilendirilebilir. Ruminasyon, kişinin belirli düşünceler etrafında sürekli dönmesi ve çözüm üretememesidir. Kaygı bozuklukları ve depresyonda sık görülen bu süreçte birey, zihinsel olarak ilerlediğini düşünse de aslında aynı döngü içerisinde kalmaktadır. Backrooms’taki mekansal yapı da benzer bir deneyim yaratmaktadır. Koridorlar değişse bile hissedilen çaresizlik ve yönsüzlük sabit kalır.

Film ayrıca yabancılaşma kavramı üzerinden de değerlendirilebilir. Modern yaşam içerisinde bireyler zaman zaman çevrelerinden, ilişkilerinden ve hatta kendilerinden uzaklaşmış hissedebilirler. Backrooms’un boş ve insansız atmosferi bu deneyimi güçlü bir şekilde yansıtmaktadır. İnsan seslerinin azlığı, sosyal bağlantıların kopukluğu ve sürekli devam eden yalnızlık hissi, izleyiciyi karakterlerin psikolojik durumuna ortak etmektedir. Bu noktada film yalnızca korkutucu bir hikaye anlatmamakta, aynı zamanda çağdaş insanın varoluşsal yalnızlığına da ayna tutmaktadır.

Backrooms’un dikkat çekici özelliklerinden biri de net cevaplar vermemesidir. Film boyunca birçok soru cevapsız kalır. Geleneksel anlatılarda izleyiciye sunulan açıklamalar burada büyük ölçüde yoktur. Bu durum bazı izleyiciler için rahatsız edici olsa da psikolojik açıdan anlamlıdır. Çünkü yaşamın kendisi de çoğu zaman kesin cevaplar sunmaz. İnsanlar yaşadıkları kayıpların, başarısızlıkların veya kaygılarının nedenlerini her zaman tam olarak anlayamazlar. Buna rağmen yaşamaya ve anlam üretmeye devam ederler.

Sonuç olarak Backrooms, yalnızca bir korku filmi olarak değerlendirilmemelidir. Belirsizlik kaygısı, yabancılaşma, ruminasyon, varoluşsal yalnızlık ve yönünü kaybetme hissi gibi birçok psikolojik temayı içinde barındıran bir filmdir. Belki de bu nedenle izleyiciler üzerinde bu kadar güçlü bir etki bırakmaktadır.

Belki de film boyunca sormamız gereken temel soru şudur: Çıkmaya çalıştığımız yer gerçekten bir labirent mi, yoksa yıllardır içinde dolaştığımız kendi zihnimiz mi?

Arda Güray
Arda Güray
İzmir doğumlu olup lisans eğitimini İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır. Şu anda Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans programında eğitimine devam etmektedir. Akademik süreci boyunca insan davranışlarını anlamaya, bireyin düşünce-duygu-davranış örüntülerini incelemeye ve psikoterapi alanında derinleşmeye odaklanmıştır. Mesleki gelişim sürecinde özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımı üzerine eğitimler ve süpervizyon süreçlerinden geçmiş; depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal kaygı ve performans kaygısı gibi alanlara ilgi duymuştur. Bunun yanında Şema Terapi yaklaşımına özel bir ilgi geliştirmiş; bireyin erken dönem yaşantıları, temel duygusal ihtiyaçları ve yaşam boyu tekrar eden örüntülerinin psikolojik süreçler üzerindeki etkileri üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Eğitim hayatı boyunca çeşitli kurumlarda staj deneyimleri edinmiş, psikolojik değerlendirme, danışan gözlemi ve psikoeğitim süreçlerinde aktif rol almıştır. Klinik psikolojiyi yalnızca bir meslek alanı değil, insanı daha derin bir şekilde anlamaya yönelik çok yönlü bir keşif süreci olarak görmektedir. Bilimsel temelli, etik ilkelere bağlı ve insan odaklı bir yaklaşımı benimsemekte; mesleki gelişimini sürekli eğitim, araştırma ve uygulama ile desteklemektedir. Aynı zamanda sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden psikoloji içerikleri üretmekte; psikolojik kavramları daha anlaşılır hale getirmeyi, ruh sağlığı farkındalığını artırmayı ve psikoloji bilgisini daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlamaktadır. Özellikle günlük yaşam, duygusal süreçler, ilişkiler, öz değer, kaygı ve psikolojik dayanıklılık gibi konular üzerine içerikler paylaşmaktadır. İnsanların kendilerini daha iyi tanımalarına, duygularını anlamlandırmalarına ve psikolojik farkındalık geliştirmelerine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Klinik psikoloji alanında akademik ve profesyonel gelişimini sürdürürken; öğrenmeye, üretmeye ve insan psikolojisini daha derinlemesine anlamaya yönelik çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar