Pazartesi, Ağustos 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Anne Doğulmaz, Anne Olunur: Matresansın Görünmeyen Psikolojisi

Bebeğini kucağına almanın mutlu etmesi gerektiğini düşünen pek çok kadın aynı anda korku, yabancılık, suçluluk ve kayıp hissedebilir. Toplum bu duyguları çoğu zaman anneliliğe alışmamış olmak ya da nankörlük olarak yorumlarken psikoloji bu deneyimi bambaşka bir kavramla açıklar: Matresans.

Anne Doğulmaz, Anne Olunur: Matresansın Görünmeyen Psikolojisi

Toplum, anne olma sürecini sıklıkla doğum eyleminin gerçekleştiği o tek bir anla sınırlandırır. Bebek dünyaya geldiği anda, kadının zihninde ve ruhunda mucizevi bir “annelik düğmesi”nin açıldığı ve her şeyin kendiliğinden kusursuz bir uyuma kavuştuğu varsayılır. Oysa Simone de Beauvoir’un cinsiyet rollerine dair yaptığı o meşhur tespitten mülhem diyebiliriz ki; hiçbir kadın anne olarak doğmaz, anne olunur. Kadının bir bireyden bir anneye dönüşmesi, anlık bir olay değil; biyolojik, nörolojik, psikolojik ve varoluşsal katmanları olan uzun ve sancılı bir süreçtir.

Toplumun görünmeyen beklentisi: mükemmel anne; bebek doğduğu anda yeni bir yaşam başlar ve sadece bununla kalmaz; aynı zamanda kadından da yeni bir kimlik beklenir. Toplum, annenin ilk andan itibaren bebeği ile güçlü bir bağ kurmasını, ne yapacağını içgüdüsü olarak bilmesini ve bu süreci büyük ölçüde mutlulukla deneyimlemesini bekler. Oysa gerçek yaşam, bromance edilmiş anlatının çok ötesindedir. Birçok kadın aynı anda hem bebeğine büyük bir sevgi duyabilir hem de eski yaşamını özleyebilir; hem minik bir darlık hissedebilir hem de yoğun bir yorgunluk yaşayabilir. Bu duygular, nelerin başarısızlığı değil, matresansın doğal parçalarıdır. Mesela benim için en mükemmel anne, en çok kendini dinleyebilendir bu süreçte. Her şeye rağmen kendisinin ve vücudunun ihtiyaçlarını dinleyebilen, değişimi reddetmeden kucaklayabilendir.

Kavramsal Temel: Matresans Nedir?

Psikoloji ve antropoloji literatüründe bu derin dönüşümü tanımlayan son derece güçlü bir kavram bulunmaktadır: Matresans. İlk kez Amerikalı antropolog Dana Raphael tarafından kavramsallaştırılan matresans, kadının anne olma sürecinde yaşadığı fiziksel, duygusal ve kimliksel dönüşümün tamamını kapsar (Raphael, 1973). Raphael, tıpkı çocukluktan yetişkinliğe geçişte yaşanan ergenlik (adolescence) dönemi gibi, kadınlık durumundan anneliğe geçişin de kendi içerisinde hormonal çalkantılar, beden imajı değişimleri ve yoğun bir kimlik bocalama süreci barındırdığını savunur. Toplum ergenlikteki fırtınalı süreçleri doğal karşılarken, matresans dönemindeki bir kadından ani bir duygusal olgunluk ve kesintisiz bir mutluluk bekleme hatasına düşmektedir.

Kimliğin Yeniden İnşası

Matresans yalnızca hormonal değişimlerden ibaret değildir. Aynı zamanda kadının yaşamındaki en büyük kimlik dönüşümlerinden biridir. Kadın artık yalnızca bir birey, eş, çalışan ya da arkadaş değildir; bunların yanına anne kimliği de eklenir. Bu yeni rol çoğu zaman mevcut rollerle yeniden dengelenmek zorundadır; özellikle ilk aylarda birçok kadın artık “ben kimim?” sorusunu yeniden sormaya başlar.

Nörolojik Düzlem: Beynin Yeniden Yapılanması

Anne olma sürecindeki bu duygusal ve zihinsel altüst oluşlar yalnızca kültürel beklentilerle açıklanamaz; sürecin somut nörolojik kanıtları da bulunmaktadır. Nörobilimci Elseline Hoekzema ve arkadaşlarının Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan çığır açıcı araştırması, gebelik ve doğum sonrası süreçte kadın beyninde ciddi bir yapısal değişim yaşandığını ortaya koymuştur (Hoekzema et al., 2016). Beyin görüntüleme çalışmaları, anne olan kadınların beynindeki sosyal biliş ve empati ağlarında (gri maddede) belirgin bir “sinaptik budanma” (pruning) gerçekleştiğini göstermektedir. Bu durum bir kayıp değil; beynin yeni doğan bebeğin ihtiyaçlarını okuma, olası tehlikeleri sezme ve koruyucu bağ geliştirme amacıyla geçirdiği adaptif ve evrimsel bir uzmanlaşma sürecidir.

Matresans, tıpkı ergenlik gibi biyolojik ve psikolojik bir altüst oluştur. Kadının eski benliği ile yeni rolü arasındaki çatışma, bir hastalık değil; kimliğin yeniden doğuş sancısıdır.

Klinik Bakış ve Duygusal İkilem (Ambivalans)

Bu nörolojik ve biyolojik zemin, kadın psişesinde derin bir duygusal bölünmeyi (ambivalans) beraberinde getirir. Üreme psikiyatristi Alexandra Sacks, annelerin sıklıkla dile getirmekten çekindiği “eski özgür benliğini özleme” ve “bebeğine karşı hissettiği aşırı sorumluluk/sevgi” arasındaki bocalama halini matresansın doğal bir parçası olarak tanımlar (Sacks, 2017). Sacks ve Birndorf, bu dönemi klinik bir rahatsızlık olan postpartum (doğum sonrası) depresyondan ayırmanın hayati önem taşıdığını belirtir (Sacks & Birndorf, 2019). Her kafa karışıklığı ya da yetersizlik hissi bir patoloji değil; kadının kendi iç dünyasında “eski benliğinin yasını tutarken” yeni bir kimlik inşa etme mücadelesidir.

Dördüncü Trimester: Doğumdan Sonra da Gebelik Devam Eder

Doğum, gebeliğin psikolojik anlamda sona erdiği anlamına gelmez. Son yıllarda literatürde sıklıkla kullanılan dördüncü trimester kavramı, doğumdan sonraki ilk üç aylık dönemi tanımlar. Bu süreçte anne, bebeğin ihtiyaçlarına uyum sağlamanın yanı sıra hormon değişimlerinin, uykusuzluğun, bedendeki iyileşmenin ve yeni yaşam düzeninin etkileri ile de baş etmeye çalışır. Bu nedenle doğum sonrasındaki ilk haftalar yalnızca bebeğin değil, annenin de bakım ve desteğe ihtiyaç duyduğu bir dönemdir.

Matresans Neden Bu Kadar Zor Yaşanıyor?

Birçok kültürde annelik fedakarlıkla özdeşleştirilmektedir. “Gerçek anneler yorulmaz”, “anne olduysan artık kendini düşünemezsin” gibi toplumsal söylemler, kadınların yaşadığı doğal uyum sürecini görünmez hale getirebilmektedir. Bu beklentiler nedeniyle birçok anne, yaşadığı zorlukları dile getirmekten çekinmekte ve suçluluk hissetmektedir. Sonuç olarak; anneliğe geçiş, kusursuz bir içgüdüsel mekanizmadan ziyade, kadının hem bedensel hem zihinsel hem de sosyal olarak yeniden yapılandığı gelişimsel bir krizdir. Matresans kavramını görünür kılmak, annelerin üzerindeki “mükemmel anne” mitinin yarattığı suçluluk duygusunu hafifletmek ve onlara daha sağlıklı bir psikolojik alan açmak adına kritik bir adımdır.

Eğer bu satırları okurken kendi annelik yolculuğunuzdan bir parça gördüyseniz, bilin ki hissettiklerinizde yalnız değilsiniz. Anne olmak, yalnızca bir bebeği büyütmek değil; aynı zamanda kendinizi yeniden tanımayı öğrendiğiniz uzun bir dönüşüm yolculuğudur. Bu süreçte zaman zaman zorlanmanız, eski benliğinizi özlemeniz, belirsizlik yaşamanız ya da desteğe ihtiyaç duymanız sizi daha az anne yapmaz. Aksine, tüm bunlar matresansın insani ve doğal parçalarıdır. Ben bir doğum psikoloğu olarak, anneliğe giden bu yolculuğun her kadında kendine özgü yaşandığına ve her hikâyenin anlaşılmayı hak ettiğine inanıyorum. Eğer bu süreçle ilgili aklınıza takılan sorular varsa, yaşadığınız duyguları paylaşmak ya da yalnız olmadığınızı hissetmek isterseniz, size bilimsel bilgiyle ve yargısız bir anlayışla eşlik etmekten memnuniyet duyarım.

Unutmayın; bazen en büyük güç, her şeyi tek başına başarmaya çalışmak değil, ihtiyaç duyduğunuzda destek istemektir. Çünkü anne yalnızca bir bebek doğurmaz; aynı zamanda her gün yeniden kendisini de doğurur.

Kaynakça

  • KAYNAKÇA Hoekzema, E., Barba-Müller, E., Pozzobon, C., Picado, M., Lucco, F., García-García, D., Soliva, J. C., Tobeña, A., Nishitani, S., Mascaró, M., Ballesteros, A., Pozzobon, A., Vilarroya, O., & Carmona, S. (2016). Pregnancy leads to long-lasting changes in human brain structure. Nature Neuroscience, 20(2), 287-296.
  • Raphael, D. (1973). The tender gift: Breastfeeding. Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall.
  • Sacks, A. (2017). The birth of a mother. The New York Times. https://www.nytimes.com/2017/05/08/well/family/the-birth-of-a-mother.html adresinden erişilmiştir.
  • Sacks, A., & Birndorf, A. (2019). What no one tells you: A guide to your emotions from pregnancy to mothering. New York, NY: Simon & Schuster.
Doğa Özdoğan
Doğa Özdoğan
İngilizce Psikoloji lisans eğitimini tamamlayan Özdoğan, Yakın Doğu Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi, Çözüm Odaklı Terapi ve Cinsel Terapi alanlarında eğitimler almıştır. Doğum Psikoloğu eğitimine devam eden Özdoğan; çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışmakta, spor psikolojisi, çift ilişkileri, kısırlık ve doğum psikolojisi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Bilimsel bilgiyi etik değerlerle bütünleştirerek bireylerin psikolojik iyi oluşunu desteklemeyi amaçlamaktadır. Online ve yüz yüze seanslarına devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar