Anksiyete çoğu zaman yalnızca zihinsel bir süreç olarak değerlendirilir. Sürekli düşünmek, kötü senaryolar kurmak, gelecekle ilgili yoğun endişe yaşamak ya da zihni susturamamak, kaygının en bilinen yönleri arasındadır. Ancak anksiyete yalnızca düşüncelerle sınırlı değildir. Beden de kaygının önemli bir taşıyıcısıdır ve çoğu zaman kişi yaşadığı anksiyeteyi önce bedeninde hisseder. Kalp çarpıntısı, mide problemleri, nefesin daralması, kasların gerilmesi ya da boğazda düğümlenme hissi gibi belirtiler, kişinin günlük yaşamını belirgin şekilde etkileyebilir.
İnsan bedeni tehdit algıladığında otomatik olarak alarma geçer. Bu sistem, yaşamı korumaya yönelik doğal bir mekanizmadır. Tehlike anında kalp atışı hızlanır, kaslar gerilir ve beden kendini korumaya hazırlanır. Gerçek bir risk karşısında işlevsel olan bu durum, anksiyete bozukluklarında ortada somut bir tehdit bulunmasa bile aktive olabilir. Böylece kişi gün içinde sürekli tetikte hissetmeye başlayabilir. Beden rahatlayamaz, zihin sakinleşemez ve kişi fark etmeden uzun süre alarm halinde yaşamaya devam eder.
Özellikle panik atak yaşayan bireylerde bedensel belirtiler oldukça yoğun hissedilir. Nefes alamama hissi, göğüste baskı, baş dönmesi ya da kalp çarpıntısı, kişide ciddi bir sağlık problemi yaşadığı düşüncesine neden olabilir. Bu nedenle birçok kişi ilk olarak kardiyoloji ya da acil servise başvurmaktadır. Yapılan kontrollerin temiz çıkmasına rağmen belirtilerin devam etmesi, kişinin kaygısını daha da artırabilir. Çünkü birey yalnızca yaşadığı fiziksel belirtiyle değil, o belirtinin anlamıyla da mücadele etmektedir. “Ya gerçekten kötü bir şey oluyorsa?” düşüncesi, bedenin alarm düzeyini daha da yükseltebilir.
Anksiyete yalnızca yoğun ataklar şeklinde ortaya çıkmaz. Bazı kişiler kaygıyı daha kronik ve sessiz bir biçimde yaşar. Sürekli omuz ağrısı, çene sıkma, mide hassasiyeti, bağırsak problemleri ya da yorgunluk hissi, zamanla günlük yaşamın bir parçası haline gelebilir. Özellikle uzun süredir stres altında yaşayan bireylerde beden sürekli kasılı kalabilir. Kişi çoğu zaman bunun farkında bile olmaz çünkü gerginlik hali zamanla “normal” hissettirmeye başlar.
Duygularını ifade etmekte zorlanan bireylerde bedensel belirtiler daha yoğun görülebilir. Özellikle çocukluk döneminde duygusal ihtiyaçları yeterince fark edilmeyen, güçlü görünmesi beklenen ya da duygularını bastırmayı öğrenen kişilerde beden, ifade edilemeyen duyguların taşıyıcısı haline gelebilir. Kişi zihinsel olarak “iyiyim” dese bile beden farklı sinyaller verebilir. Çünkü bastırılan kaygı tamamen ortadan kaybolmaz; bazen fiziksel belirtiler aracılığıyla görünür olmaya devam eder.
Toplumda psikolojik süreçlerin bedensel etkilerine dair farkındalık hâlâ sınırlıdır. Bu nedenle birçok insan yaşadığı belirtilerin yalnızca fiziksel bir nedene bağlı olduğunu düşünmektedir. Elbette bedensel belirtilerin öncelikle tıbbi açıdan değerlendirilmesi gerekir. Ancak yapılan incelemelerde belirgin bir fiziksel neden bulunamadığında psikolojik etkenlerin de göz önünde bulundurulması önemlidir. Çünkü beden ve zihin birbirinden bağımsız çalışan iki ayrı yapı değildir; sürekli etkileşim halindedir.
Psikoterapi sürecinde kişinin bedenini fark etmeyi öğrenmesi önemli bir yer tutar. Kaygı anında nefesin nasıl değiştiğini, bedenin hangi bölgelerinde gerginlik oluştuğunu ya da hangi durumların bedensel belirtileri artırdığını fark etmek, kişinin kendi deneyimini anlamlandırmasına yardımcı olabilir. Çünkü birçok birey beden duyumlarını tehlikeli olarak yorumladığı için daha fazla kaygı yaşamaktadır. Oysa bedenin verdiği tepkileri anlayabilmek, kişinin kendisini daha güvende hissetmesini sağlayabilir.
Modern yaşamın temposu, belirsizlikler ve sürekli performans baskısı birçok insanın zihinsel olduğu kadar fiziksel olarak da yorulmasına neden olmaktadır. İnsan bazen duygularını ifade etmek yerine onları bastırmayı öğrenir. Ancak bastırılan her duygu bir şekilde varlığını sürdürür. Bazen kelimelerle ifade edilemeyen kaygı, beden aracılığıyla görünür hale gelir. Bu nedenle anksiyeteyi yalnızca “çok düşünmek” olarak değerlendirmek yeterli değildir. Çünkü bazı durumlarda zihin sessiz kaldığında beden konuşmaya devam eder.


