Hayat, farkına varmadığımız ve elimizden kayıp giden anlardan oluşuyor. Bazen geleceğe yetişme telaşıyla bugünü unutuyor, bazen de geçmişte bıraktığımız güzel günlerin özlemiyle şimdiki zamanı kaçırıyoruz. Oysa yaşam, ne dünün içinde ne de henüz gelmemiş yarının hayallerinde saklı. Hayat, tam da şu anda, içinde bulunduğumuz o küçük anda devam ediyor. Belki de insanın öğrenmesi gereken en önemli şeylerden biri, anı yaşamak ve yaşadığı anın değerini fark edebilmektir.
Günlük hayatın telaşı içinde çoğu zaman zihnimiz bulunduğumuz yerden çok uzakta kalıp düşüncelerle boğuşabiliyor. Sabah işe veya okula yetişmeye çalışırken akşamı düşünür, akşam olduğunda ise ertesi günün planlarını yapabilir; arkadaşımızla sohbet ederken telefonumuza bakar, ailemizle otururken aklımız başka meselelerle meşgul olabiliriz. Biz bu düşüncelerle yaşadığımız anı farkına bile varmadan geçmişteki bir anıya dönüştürüp anları heba etmiş oluruz. Sonra dönüp baktığımızda, “Ne çabuk geçti” deriz. Aslında çabuk geçen zaman değil, fark edemediğimiz anlardır.
Anda kalmak denilen şey, bütün sorumluluklarımızı unutmak ya da geleceği hiç düşünmemek anlamında algılanmamalı. Aksine, hayatın içinde gerçekten var olabilmenin bir anahtar kelimesi olarak kabul görmelidir. Mesela bir fincan kahvenin sıcaklığını hissetmek, sevdiğimiz birinin sesini dikkatle dinlemek, yağmurun sesini birkaç dakika sessizce izlemek, güneşin yüzümüze vurduğu o kısa anı fark etmek… Bunlar küçük gibi görünen fakat hayatı anlamlı kılan ayrıntılardır. Çünkü çoğu zaman mutluluk, büyük olayların içinde değil, fark edilmeyen küçük anların arasında saklanır.
İnsan geçmişe baktığında çoğunlukla büyük başarılarından çok, hissettiği anları hatırlar. Çocukken ailemizle yaptığımız bir yolculuk, arkadaşlarımızla gülmekten nefessiz kaldığımız bir akşam, sevdiğimiz birinin sarılışı ya da artık hayatımızda olmayan bir insanla geçirdiğimiz sıradan bir gün… O anlarda bunların bir gün özlenecek anılara dönüşeceğini bilmeyiz. Belki de anıların en güzel tarafı budur. Yaşarken sıradan görünen bir an, yıllar sonra kalbimizin en özel köşesinde yer bulabilir. Bugün gerçekten yaşadığımız her an, yarının anısına dönüşecektir. Ailemizle geçirdiğimiz bir akşam, dostlarımızla yaptığımız bir sohbet, arkadaşlarımızla içtiğimiz bir çay ya da yalnız başımıza yürüdüğümüz sakin bir yol… Şu anda sıradan görünen bu anlar, yıllar sonra hatırlamak isteyeceğimiz en kıymetli zamanlar olabilir.
Bu yüzden hayatı sürekli bir sonraki durağa ulaşmak için yaşamamak gerekir. Bazen durup etrafımıza bakmak, nefes almak ve “Şu anda buradayım” diyebilmek gerekir. Çünkü hayat, planladığımız gelecekten çok, gerçekten yaşadığımız anlardan oluşur.
Zaman geçecek, insanlar değişecek, bazı yollar ayrılacak ve bugün yaşadığımız günler birer anıya dönüşecek. Geriye dönüp baktığımızda elimizde kalan şey, sahip olduğumuz eşyalar, planladığımız ve sürekli düşündüğümüz şeyler ya da tamamladığımız işler değil; hissettiğimiz duygular ve paylaştığımız güzel anlar olacaktır. Bu nedenle bugün, yarının güzel bir anısı olabilecek kadar değerli yaşanmalıdır.
Hayatın en büyük gizemi belki de şudur: An’ı yaşarsak hayatı biriktiririz; hayatı biriktirirsek geriye dönüp baktığımızda güzel anılara sahip oluruz.
