Aile içinde bazen açıkça söylenmese bile diğerlerinden farklı konumlanan biri bulunur: “aykırı çocuk.” Bu çocuk, çoğu zaman ailenin diğer üyelerinden farklı tepkiler verir; belki daha fazla sorgular, duygularını daha yoğun yaşar ya da beklenmedik biçimde aileden geri çekilir. Ancak burada temel soru şudur: Bir çocuk hangi ölçütlere göre “aykırı” olarak tanımlanır?
“Aykırılık” çoğu zaman bireysel bir özellikten ziyade, ailenin kalıplaşmış bazı kurallarına uyum gösterip göstermemek ile ilişkilidir. Her ailede belli başlı kurallar vardır; buna örnek olarak çocukların eve giriş saatleri verilebilir. Bazı aileler, akşam yemeğinde mutlaka herkesin bir arada olmasıyla ilgili net kurallar koyarken bazı aileler bu duruma çok önem vermeyebilir. Bunun gibi genel aile içindeki kurallara uyum sağlayan çocuklar “uyumlu” olarak değerlendirilirken, bu düzene uymayan veya sorgulayan çocuk “aykırı” olarak etiketlenebilir.
Dolayısıyla aykırılık, çoğu zaman çocuğun davranışından ziyade, ailenin gözündeki normallik algısından kaynaklanıyor diyebiliriz.
Aile Sistemleri Perspektifi: Sorun Çocukta mı, Sistemde mi?
Aile sistemleri perspektifinden bakıldığında, “aykırı” olarak tanımlanan çocuk çoğu zaman sistemdeki bir gerilimin taşıyıcısıdır. Nitekim Bowen’ın (1978) da vurguladığı gibi, sorunu yalnızca bireyde aramak, aile sisteminin işleyişini gözden kaçırmaya neden olabilir. Bu açıdan çocuk, sorunun kaynağı değil; çoğu zaman onun en görünür ifadesidir.
Aile içinde dile getirilemeyen duygular, çözülmemiş çatışmalar ya da bastırılmış problemler, belirli bir birey üzerinden dışavurum bulabilir. Bu nedenle “aykırı” çocuk, aslında sistemde konuşulamayanın sesi olduğu hâlde, çoğu zaman sorunun kendisiymiş gibi konumlandırılır.
Bu noktada, aykırı olarak nitelendirilen davranışları tek bir nedene bağlamak yetersiz kalır. Çocuğun mizaç özellikleri, erken dönem bağlanma deneyimleri ve aile içi iletişim örüntüleri birlikte değerlendirilmelidir.
Karşılaştırmalar ve Zedelenen Benlik Algısı
Özellikle kardeşler arası karşılaştırmaların yaygın olduğu ailelerde, çocukların “Sen niye ağabeyin/ablan gibi değilsin?” gibi söylemlerle karşılaşma olasılığı yüksektir. Oysa kardeşler arasında mizaç farklılıkları doğaldır; biri daha atılgan, diğeri daha içe dönük olabilir. Bu farklılıkların göz ardı edilerek yapılan kıyaslamalar, hem ebeveyn-çocuk ilişkisini hem de kardeşler arası bağı zedeleyebilir (Jensen, Whiteman & Fingerman, 2013).
Sürekli olarak başka biriyle kıyaslanan çocuk, zamanla “yetersiz” ya da “problemli” olduğuna dair bir benlik algısı geliştirebilir. Bu durum yalnızca özgüveni değil, aidiyet hissini de zayıflatabilir. Çünkü çocuk, sevginin koşullu olduğunu hissetmeye başlayabilir.
Bağlanma İlişkileri ve “Problemli” Davranışların Anlamı
Benzer şekilde, Bowlby’nin (1969) bağlanma kuramı, çocuğun erken dönemde bakım vereniyle kurduğu ilişkinin, ilerleyen yaşamda verdiği duygusal tepkileri şekillendirdiğini ortaya koyar. Tutarsız ya da duygusal olarak erişilemez bakım, çocukta aşırı yakınlık arayışı (kaygılı bağlanma) ya da kaçınma davranışları (kaçıngan bağlanma) ile sonuçlanabilir.
Bu davranışlar aile içinde çoğunlukla “problemli” olarak etiketlense de, çoğu zaman çocuğun güvenlik ihtiyacını karşılama çabasının bir yansımasıdır. Başka bir ifadeyle çocuk, anlaşılmaya çalışılmadığında davranışlarıyla görünür olmaya çalışabilir.
Bireyselleşme Çabası Neden Tehdit Gibi Algılanır?
Benzer şekilde sınırların aşırı geçirgen olduğu ailelerde bireyselleşme çabaları tehdit olarak algılanabilir; çünkü bu tarz ailelerde öncelik çoğunlukla “biz” anlayışındadır, “ben” değil. Bu durumda çocuğun “aykırı” olarak görülen davranışları, aslında sağlıklı bir ayrışma sürecinin parçası olabilir.
Bu da dikkati çocuktan ziyade aile sisteminin işleyişine yöneltmeyi gerekli kılar (Minuchin, 1974).
Bazı ailelerde çocuğun fikir belirtmesi, sınır çizmesi ya da farklılaşması “saygısızlık” olarak yorumlanabilir. Oysa gelişimsel açıdan bakıldığında bireyselleşme, kimlik oluşumunun doğal bir parçasıdır. Çocuğun her farklılaşma girişimini tehdit olarak görmek, aile içindeki gerilimi artırabilir.
Araştırmalar Ne Söylüyor?
Nitekim ampirik bulgular da bu çerçeveyi desteklemektedir. Ebeveyn tutumlarının yoğun biçimde eleştirel ve kontrol edici olduğu ailelerde çocukların dışa vurumcu davranış problemleri sergileme olasılığının arttığı gösterilmiştir (Smith ve ark., 2016).
Buna karşılık, duygusal ihmalin söz konusu olduğu ortamlarda büyüyen çocukların, içe kapanma ya da davranışsal yoğunlaşma yoluyla duygularını düzenlemeye çalıştıkları bulunmuştur (Jones & Cassidy, 2019).
Bu bulgular, “aykırı” olarak etiketlenen davranışların çoğu zaman içinde bulunulan bağlamdan bağımsız değerlendirilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Müdahale Sürecinde Neye Odaklanılmalı?
Dolayısıyla çocuğun davranışını yalnızca bireysel düzeyde ele almak, eksik bir anlayışa yol açabilir. Müdahale süreçlerinde sadece çocuğa odaklanmak yerine, aile sisteminin bütününe yönelik bir değerlendirme yapmak daha kapsayıcı ve işlevsel olacaktır.
Aksi hâlde, ailelerin sıklıkla başvurduğu kontrol ve disiplin temelli yaklaşımlar, davranışın altında yatan dinamikler ele alınmadığı sürece kalıcı bir değişim sağlamayabilir. Daha etkili bir yaklaşım, davranışın ardındaki anlamı keşfetmeye yönelmektir.
Bu noktada ebeveynlik tutumlarının dengesi belirleyici hâle gelir. Baumrind’in (1991) çalışmaları, hem sınır koymanın hem de duygusal olarak erişilebilir olmanın birlikte sunulduğu ebeveynlik tarzlarının, çocukların psikososyal gelişimi açısından en sağlıklı sonuçları doğurduğunu göstermektedir.
Sonuç: “Aykırı” Olan Çocuk mu, Yoksa Görmezden Gelinen Sistem mi?
Son olarak, “aykırı” olarak etiketlenen çocukların sıklıkla aidiyet duygusunda zedelenme yaşadıkları unutulmamalıdır. Sürekli olarak sorun odağı hâline gelmek, çocuğun benlik algısını olumsuz etkileyebilir ve bu etiket zamanla içselleştirilebilir.
Bu çerçevede şu soruyu yeniden düşünmek anlamlı olabilir:
Aile içinde “aykırı” olarak tanımlanan birey gerçekten sorunun kaynağı mı, yoksa sistemin görünür hâle gelmiş bir yansıması mı?
Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca çocuğun değil, tüm aile sisteminin dönüşümüne kapı aralayabilir.
Kaynakça
Baumrind, D. (1991). The influence of parenting style on adolescent competence and substance use. Journal of Early Adolescence.
Bowen, M. (1978). Family Therapy in Clinical Practice.
Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss.
Jones, J. D., & Cassidy, J. (2019). Parental emotional neglect and child regulation. Development and Psychopathology.
Jensen, A. C., Whiteman, S. D., & Fingerman, K. L. (2013). “Can’t Buy Me Love?” Siblings, Parents, and Differential Treatment.
Minuchin, S. (1974). Families and Family Therapy.
Smith, A. M., et al. (2016). Parenting and child externalizing behaviors. Journal of Family Psychology.


