ÇAMURDAN ÇIKMAK: KENDİNİ YENİDEN İNŞA ETMEK
Lotus çiçeğini günlük hayatınızda illaki görmüşsünüzdür. Suyun üzerinde zarif ve göz kamaştırıcı görünür. Fakat hikayesi suyun yüzeyindeki güzelliğinden çok daha derindir. Kökleri suyun altında karanlık ve bulanık çamurun içinde tutunur. Lotus, karanlığın içinden yükselerek bize iyileşmenin en güçlü metaforunu sunar. İnsan da düştüğü yerden yeniden çiçek açabilir. Peki, insanın “çamuru” nedir?
Hayatımız boyunca bizi zorlayan, üzen, yıpratan süreçlerle karşı karşıya kalırız. Bir kayıp, reddedilme, işten çıkarılma, biten ilişkiler, başarısızlık gibi. Bazıları hayatımızdan geçip gider, bizi etkilemez ama bazıları hayatımızda kalıcı izler bırakır. Bu izler, kendimizin veya hayatımızın değişmesine sebep olur. Psikolojik dayanıklılık kavramı burada karşımıza çıkar. Zorlayıcı olay ve duygulardan sonra yeniden toparlanabilmek, değişen koşullara adapte olabilmektir.
Yaşanan olayı değiştiremeyiz fakat bizim için ne anlam ifade ettiğini zaman içerisinde değiştirebiliriz. Psikoloji literatüründe bu duruma travma sonrası büyü olarak adlandırılır. Kişi, kendi gücünün farkına varır, sınırlarını yeniden çizer. Tıpkı lotus çiçeğinin çamurun içinden yüzeyde çiçek açmasının bir anda gerçekleşmemesi gibi.
Kişi kendini yeniden inşa ederken nereden başlamalıdır? Sorusu çok fazla karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun cevabı aslında kişinin içinde saklıdır. Yani kişinin kendisiyle kurduğu bağla başlar. Bu bağ, duygu ve düşüncelerini ne kadar tanıdığıyla yakından ilişkilidir. Örneğin, kişi hayatında olumsuz bir olayla karşılaştığında, önce sorguladığı ilk şey yaptığı hatalar, eksiklikler, değiştiremediği durumlardır ama böyle yaparak yalnızca hatalarımıza odaklanarak kendimize karşı çok fazla acımasız oluyoruz.
Çevremizdeki insanlara gösterdiğimiz anlayışı ve şefkati kendimize göstermiyoruz çoğu zaman. İşte tam da bu noktada öz şefkat kavramı karşımıza çıkıyor. Öz şefkat, kişinin zor zamanlarında kendisine karşı daha anlayışlı, daha nazik tutum sergilemesi, hissettiği duyguları kabul etmesi ve kendini acımasız bir şekilde eleştirmemesidir.
Öz şefkat bazen bir kaçış yolu olarak da kullanılmaktadır. Kişi, kendine anlayışlı davranmanın ardına sığınarak hatalarıyla yüzleşmekten kaçabilir, sorumluluk almayı kabul etmeyebilir. Oysa öz şefkat, kişinin hatalarını görmezden gelmesi değildir. Hatalarını kabul ederken kendi değerini koruyup anlayışlı davranmalıdır aynadakine.
Değişim her zaman düz bir çizgide ilerlemeyebilir; dalgalanmalar olabilir. Bazen ilerlediğini hissederken aynı duygularda dönüp durulabiliriz. Sonuç olarak insanız. Bu noktada önemli olan geçmişi boynumuza pranga etmemektir.
İnsanın çamuru, geçmişte takılı kalması, bazen de elinde olmayan şeylerin yükünü bugüne taşımaya devam etmesidir. Geçmişte yaşananlar geride kalsa dahi, onları yüklediğimiz anlamlar bizimle bugüne gelebilir. Hayatımızı etkilemeye devam eder. Geçmişin bıraktığı izler, geleceğimizin de aynı şekilde şekilleneceği anlamına gelmez; bunu değiştirmek bizim elimizdedir, kendimizi yeniden inşa ederek. Tıpkı lotus çiçeğinin çamurun içinden yükselmesi gibi, insan da yaşadığı zorluklardan, hayal kırıklıklarından, acılarından, hatalarından ders çıkararak yükselebilir. Önemli olan, yaşadıklarımızı hiç yaşamamış gibi davranmak değil, onların geri kalan hayatımızı olumsuz etkilemesine izin vermeden yolumuza devam etmemizdir.

