Pazartesi, Ekim 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sevilmeye Bağımlı Olmak: Onaylanma İhtiyacının Görünmeyen Yüzü

İnsan, doğası gereği sevilmek, kabul görmek ve ait hissetmek ister. Bir başkasının hayatında önemli bir yere sahip olduğumuzu bilmek, değerli hissetmemizi sağlayan temel duygusal deneyimlerden biridir. Baumeister ve Leary’ye (1995) göre ait olma ihtiyacı, insan davranışlarını şekillendiren en güçlü psikolojik motivasyonlardan biridir. Ancak bazen sevilme arzusu, doğal bir ihtiyaç olmaktan çıkarak kişinin kendi değerini belirlediği temel ölçüte dönüşebilir. Bir mesajın geç gelmesi, beklenen ilginin gösterilmemesi ya da karşı tarafın eskisi kadar yakın davranmaması, kişinin kendisini değersiz veya sevilmeye layık olmayan biri olarak hissetmesine neden olabilir. Araştırmalar, öz değerini başkalarının onayına bağlayan bireylerin sosyal değerlendirmelere ve reddedilme ihtimaline karşı daha hassas olabildiğini göstermektedir (Crocker & Wolfe, 2001; Downey & Feldman, 1996).

Sevilmek Bir İhtiyaçtır, Peki Ya Sevilmeden Değerli Hissedememek?

Sevilmek ve kabul görmek istemek psikolojik açıdan doğal bir ihtiyaçtır. Ancak bu ihtiyacın kişinin benlik değerini bütünüyle belirlemesi, ilişkilerde duygusal kırılganlığı artırabilir. Crocker ve Wolfe’un (2001) koşullu öz değer yaklaşımına göre bireyler, kendilerine verdikleri değeri başkalarının onayına bağladıklarında dışarıdan gelen değerlendirmelere daha bağımlı hâle gelebilirler. Örneğin, partnerinin kendisine yeterince ilgi göstermediğini düşünen biri, bu durumu ilişkinin o anki koşullarıyla açıklamak yerine kendi yetersizliğinin kanıtı olarak değerlendirebilir. “Beni gerçekten sevseydi böyle davranmazdı.” veya “Demek ki yeterince önemli değilim.” gibi düşünceler, kişinin benlik algısını olumsuz etkileyebilir. Reddedilme duyarlılığı üzerine yapılan çalışmalar, reddedilmeyi kaygıyla bekleyen bireylerin belirsiz kişilerarası davranışları olumsuz yorumlamaya daha yatkın olduğunu göstermektedir (Downey & Feldman, 1996). Böylece sevilmek yalnızca mutluluk veren bir deneyim olmaktan çıkar, kişinin kendisini değerli hissedebilmesi için sürekli ihtiyaç duyduğu bir doğrulama aracına dönüşebilir (Crocker & Wolfe, 2001).

Onaylanma İhtiyacının Çocuklukla İlişkisi

Sevilmeye yönelik yoğun ihtiyaçların gelişiminde erken dönem ilişki deneyimleri önemli bir rol oynayabilir. Bowlby’nin (1988) bağlanma kuramına göre çocukluk döneminde bakım veren kişilerle kurulan ilişkiler, bireyin kendisi ve başkaları hakkında geliştirdiği zihinsel temsilleri etkiler.

Çocuk, sevginin ve ilginin tutarsız biçimde sunulduğu bir ortamda büyüdüğünde yakın ilişkilerde kabul görmenin sürekliliğinden emin olmakta zorlanabilir. Bu deneyimler, yetişkinlikte “Sevilmek için çabalamalıyım.” veya “Birinin beni sevmesi için onun beklentilerini karşılamalıyım.” gibi inançlarla ilişkili olabilir (Bowlby, 1988; Mikulincer & Shaver, 2007). Mikulincer ve Shaver’a (2007) göre kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip bireyler, ilişkilerinde reddedilme ihtimaline karşı daha duyarlı olabilir ve yakınlıklarını güvence altına almak için yoğun onay arayışına yönelebilirler. Bununla birlikte her yoğun sevilme ihtiyacının çocukluk deneyimlerinden kaynaklandığını söylemek doğru değildir. Geçmiş romantik ilişkiler, yaşanan kayıplar ve mevcut ilişki dinamikleri de yetişkin bağlanma örüntülerini etkileyebilir (Mikulincer & Shaver, 2007).

Kaygılı Bağlanma: Sevilmek Yetmediğinde

Bazı insanlar ilişkilerinde sevildiklerini bilseler bile bu sevgiden uzun süre emin olamazlar. Partnerlerinin ilgisini sürekli kontrol etmek, mesajlara verilen yanıtların süresini önemsemek veya küçük davranış değişikliklerini terk edilme işareti olarak yorumlamak bu durumun örnekleri olabilir.

Kaygılı bağlanma örüntüsünde birey, yakınlık ihtiyacını yoğun biçimde hissederken ilişkinin güvenliğine ilişkin sürekli belirsizlik yaşayabilir (Mikulincer & Shaver, 2007). Reddedilme duyarlılığı yüksek bireylerde ise bu belirsizlik, olumsuz ilişki beklentilerini güçlendirebilir (Downey & Feldman, 1996). Örneğin, partnerinin yoğun bir gün geçirdiği için mesajlara geç yanıt vermesi, kişi tarafından “Artık beni istemiyor.” şeklinde yorumlanabilir. Bu düşünce kaygıyı artırırken kişi yeniden güvende hissedebilmek için daha fazla ilgi ve güvence talep edebilir. Bağlanma kuramı açısından bu davranışlar, algılanan ilişki tehdidi karşısında yakınlığı yeniden sağlama girişimleri olarak değerlendirilebilir (Mikulincer & Shaver, 2007). Ancak alınan güvence bazen yalnızca geçici bir rahatlama sağlayabilir. Çünkü temel sorun her zaman karşı tarafın gösterdiği sevginin miktarı değil, kişinin bu sevgiyi ne kadar güvenli algıladığıdır (Mikulincer & Shaver, 2007).

Kendinden Vazgeçerek Sevilmeye Çalışmak

Onaylanma ihtiyacının zorlayıcı sonuçlarından biri, bireyin ilişkisini korumak uğruna kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasıdır. Tartışma çıkmasın diye susmak, karşı taraf üzülmesin diye sürekli fedakarlık yapmak veya terk edilmemek için istemediği durumları kabul etmek zamanla alışkanlığa dönüşebilir.

Deci ve Ryan’ın (2000) Öz Belirleme Kuramı’na göre psikolojik iyi oluş, yalnızca ilişkili olma ihtiyacının karşılanmasına değil; özerklik ve yeterlilik ihtiyaçlarının da desteklenmesine bağlıdır. Dolayısıyla sağlıklı bir ilişki yalnızca yakınlık kurabilmekle değil, kişinin kendi sınırlarını ve bireyselliğini koruyabilmesiyle de ilişkilidir (Deci & Ryan, 2000). Öz değerini başkalarının kabulüne bağlayan bireyler, reddedilmemek için kendi isteklerinden vazgeçmeye daha yatkın olabilirler. Bu durum, kişinin kendi ihtiyaçlarıyla ilişkide kalma isteği arasında çatışma yaşamasına neden olabilir (Crocker & Wolfe, 2001). Zamanla birey, ne istediğini ve hangi davranışlardan rahatsız olduğunu fark etmekte zorlanabilir. Böylece sevilme çabası, kişinin kendi benliğiyle kurduğu ilişkinin zayıflamasına neden olabilir.

Neden Bazen En Çok Bizi Üzen İnsanlara Bağlanırız?

İlişkilerde ilginin ve yakınlığın tutarsız biçimde sunulması, bazı bireylerde belirsizliği ve güvence arayışını artırabilir. Bir gün yoğun ilgi gösteren ertesi gün uzaklaşan bir partner karşısında kişi, ilişkinin geleceğini anlamlandırmakta zorlanabilir.

Downey ve Feldman’ın (1996) araştırmaları, reddedilme duyarlılığı yüksek bireylerin belirsiz kişilerarası durumları reddedilme işareti olarak yorumlamaya daha yatkın olabildiğini göstermektedir. Kaygılı bağlanma örüntüsünde de ilişkinin güvenliğine yönelik tehdit algısı yakınlık arama davranışlarını yoğunlaştırabilir (Mikulincer & Shaver, 2007). Bu durumda kişi, ilişkinin kendisine iyi gelip gelmediğini değerlendirmek yerine yeniden ilgi görebilmek için daha fazla çaba harcayabilir. Ancak ilişkiyi sürdürmek için gösterilen yoğun çaba her zaman ilişkinin sağlıklı veya sevginin güçlü olduğu anlamına gelmez. Bazen bu çaba, kaybetme korkusunun ve kişinin kendi değerine ilişkin şüphelerinin bir yansıması olabilir (Crocker & Wolfe, 2001; Downey & Feldman, 1996).

Sevilmeye Bağımlı Olmaktan Kendini Sevebilmeye

Sevilme ihtiyacını tamamen ortadan kaldırmak ne mümkündür ne de gereklidir. Ait olma ihtiyacı, insan psikolojisinin temel bileşenlerinden biridir (Baumeister & Leary, 1995). Asıl önemli olan kişinin kendi değerini yalnızca başkalarının sevgisine ve onayına bağlı olarak değerlendirmemesidir. Neff’e (2003) göre öz şefkat, bireyin zorlandığı, hata yaptığı veya kendisini yetersiz hissettiği anlarda kendisine anlayışla yaklaşabilmesini içerir. Öz şefkat, kişinin değerini yalnızca başarılarına veya başkalarının değerlendirmelerine göre belirlemek yerine, kendi deneyimlerine daha kabul edici yaklaşabilmesi için önemli bir psikolojik çerçeve sunar (Neff, 2003).

Bu süreçte bireyin kendisine şu soruları yöneltmesi anlamlı olabilir: “Birisi bana ilgi göstermediğinde kendim hakkında ne düşünüyorum?”, “Sevilmek için hangi ihtiyaçlarımdan vazgeçiyorum?” ve “Başkalarının onayı olmadan kendimi değerli hissedebiliyor muyum?” Bu soruların amacı sevilme ihtiyacını reddetmek değil, sevgiyle öz değer arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirmektir.

Sonuç: Sevilmek İçin Kendimizden Vazgeçmek Zorunda Değiliz

Sevilmek, insanın temel psikolojik ihtiyaçlarından biridir (Baumeister & Leary, 1995). Ancak bir başkasının sevgisi, kişinin kendisine verdiği değerin tek belirleyicisi hâline geldiğinde ilişkiler sürekli onay aranan bir alana dönüşebilir (Crocker & Wolfe, 2001). Sağlıklı ilişkiler, bireyin yalnızca sevildiği değil aynı zamanda kendi ihtiyaçlarını ifade edebildiği, sınırlarını koruyabildiği ve bireyselliğini sürdürebildiği ilişkiler olarak değerlendirilebilir (Deci & Ryan, 2000). Belki de asıl mesele, birinin bizi ne kadar sevdiğinden önce sevilmediğimizi düşündüğümüz anlarda kendimize nasıl davrandığımızdır. Çünkü bir başkasının sevgisini kaybetme ihtimali acı verici olabilir ancak o sevgiyi kaybetmemek uğruna sürekli kendimizden vazgeçmek de önemli bir psikolojik bedel yaratabilir.

Sevilmek değerlidir. Fakat kişinin kendi değerini yalnızca başkalarının sevgisinde aramaması daha güvenli ve dengeli ilişkiler kurabilmesinin önemli adımlarından biridir (Neff, 2003; Deci & Ryan, 2000).

Kaynakça

  • Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong: Desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation. *Psychological Bulletin, 117*(3), 497–529. https://doi.org/10.1037/0033-2909.117.3.497
  • Bowlby, J. (1988). *A secure base: Parent-child attachment and healthy human development*. Basic Books.
  • Crocker, J., & Wolfe, C. T. (2001). Contingencies of self-worth. *Psychological Review, 108*(3), 593–623. https://doi.org/10.1037/0033-295X.108.3.593
  • Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The “what” and “why” of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. *Psychological Inquiry, 11*(4), 227–268. https://doi.org/10.1207/S15327965PLI1104_01
  • Downey, G., & Feldman, S. I. (1996). Implications of rejection sensitivity for intimate relationships. *Journal of Personality and Social Psychology, 70*(6), 1327–1343. https://doi.org/10.1037/0022-3514.70.6.1327
  • Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). *Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change*. Guilford Press.
  • Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. *Self and Identity, 2*(2), 85–101. https://doi.org/10.1080/15298860309032
Beliz Unutmazlar
Beliz Unutmazlar
Klinik Psikolog Beliz Unutmazlar, İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul Aydın Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programını tamamlamıştır. Eğitim sürecinde özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Duygu Odaklı Terapi (EFT) ve mindfulness temelli yaklaşımlar üzerine çalışmalar yürütmüş, farklı terapi ekollerini bütüncül bir bakış açısıyla ele almayı hedeflemiştir. Mesleki yaşamı boyunca özel eğitim kurumlarında psikolog, oyun terapisti, kurum müdürü ve psikolojik danışman olarak görev almış; ayrıca Medical Park Hastanesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji Bölümü’nde gönüllü psikolog olarak çalışmıştır. Çalışma alanları arasında ayrılık / boşanma sonrası uyum süreçleri, sınav kaygısı, mükemmeliyetçilik, bağlanma stilleri, duygu düzenleme güçlükleri ve yeme bozuklukları bulunmaktadır. MOXO dikkat testi uygulayıcısı olan Unutmazlar, geliştirdiği WinMind Programı ile lise son sınıf ve mezun öğrencilere sınav sürecinde motivasyonel ve terapötik destek sunmaktadır. Ayrıca Psychology Times Türkiye’de yazar olarak psikoloji biliminin güncel konularını geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşturmaktadır. Psikolojiye yaklaşımında bilimsellik, empati ve insan odaklılık temel değerlerdir. Terapi sürecini yalnızca sorunların çözümüne odaklanan bir yapı olarak değil, bireyin kendini daha yakından tanıdığı, duygusal farkındalık geliştirdiği ve yaşam dengesini yeniden kurabildiği profesyonel bir gelişim alanı olarak değerlendirmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar