Cuma, Ekim 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ruh Sağlığı Sadece Kötüye Gittiğinde Mi Konuşulmalı?

Sabah alarm çalıyor. Birkaç dakika daha uyumak istiyoruz ama yataktan kalkıyoruz. Kendimizi hazırlıyor, işe yetişmeye çalışıyor, çocukların ihtiyaçlarıyla ilgileniyor, toplantılara giriyor, telefonlara cevap veriyor, alışveriş yapıyor, eve dönüyor, yemek hazırlıyor, ertesi günün telaşına yetişmeye çalışıyoruz… Gün bitiyor ama zihnimiz bir türlü bitmiyor.

Bazen bütün bunların arasında kendimize şunu sormayı unutuyoruz: “Ben nasılım, kendimi nasıl hissediyorum?” Bunu sormayı unutmamızın sebebi genellikle ruh sağlığımızı; ancak işler yolunda gitmediğinde, uykularımız bozulduğunda, hiçbir şey yapmak istemediğimizde, sürekli ağladığımızda, öfkemizi kontrol edemediğimizde ya da artık günlük hayatın yükünü taşıyamadığımızı hissettiğimizde hatırlamamız. Sanki ruh sağlığımızla ilgilenmek için önce kötüleşmemiz gerekiyormuş gibi…

Oysa fiziksel sağlığımız için böyle düşünmüyoruz. Kendimizi hasta hissetmeden de kontrole gidiyoruz. Dişimiz ağrımadan diş hekimine görünmenin, sağlıklı beslenmenin, hareket etmenin ve düzenli uyumanın değerini biliyoruz. Peki ruh sağlığımız söz konusu olduğunda neden çoğu zaman ancak dayanamayacağımız noktaya geldiğimizde yardım arıyoruz?

Belki de bunun bir nedeni, ruhsal yüklerin her zaman dışarıdan görünmemesidir. Bir insan işe gidebilir, insanlarla konuşabilir, gülümseyebilir, sorumluluklarını yerine getirebilir ve yine de içeride büyük bir mücadele veriyor olabilir. “İyi görünmek” bazen bir insanın gerçekten iyi olduğunun kanıtı değil; yalnızca yaşadığı şeyi dışarıya yansıtmadığının göstergesidir. Üstelik hayatımızda öyle dönemler vardır ki yaşadığımız sıkıntının adını bile koyamayız. Her şey vardır ama içimizde bir şey eksiktir. Rutinlerimizi yerine getiririz fakat eskisi kadar istekli değilizdir. Sevdiğimiz insanlarla birlikteyizdir ama onlara karşı tahammülümüz azalmıştır. Küçük şeylere gereğinden fazla öfkelenir, gece yatağa girdiğimizde gün boyunca susturduğumuz düşüncelerle baş başa kalırız.

“Biraz yoruldum, geçer.”, “Şu dönem yoğun, sonra düzelirim.”, “Herkesin hayatında böyle şeyler oluyor.”, “Benden daha zor durumda olan insanlar var.” Bu cümleler tanıdık geliyor mu? Belki de ruh sağlığımızı ihmal etmenin en kolay yolu, yaşadığımız şeyleri bu gibi telkinlerle küçümsemektir. Fakat insanın yaşadığı sıkıntının anlamlı olabilmesi için mutlaka büyük bir olay yaşaması gerekmez. Bazen uzun süren bir yorgunluk, sürekli ertelenen bir ihtiyaç, söylenemeyen bir “hayır”, bitmek bilmeyen bir sorumluluk duygusu ya da kendimize karşı hiç bitmeyen eleştiriler de ruhsal olarak bizi tüketebilir.

İşte bu nedenle yardım istemek için tamamen tükenme noktasına gelmeyi ya da hayatımızın kontrolden çıkmasını beklememiz gerekmiyor. Nasıl ki bir arkadaşımız bize “Son zamanlarda kendimi hiç iyi hissetmiyorum.” dediğinde ona çoğu zaman “İstersen konuşabiliriz.” diyoruz. Ancak aynı cümleyi kendimiz kurduğumuzda da hemen toparlanma gayretine giriyoruz.

Bazen bizi hemen toparlanma gayretine iten şey güçlü görünme isteğimiz olabilir. Güçlü olmak çoğu zaman hiç zorlanmamak, hiç ağlamamak, her şeyi tek başına halletmek ve her koşulda devam etmek sanılıyor. Oysa insan olmak biraz da yorulabilmek, bazen ne yapacağını bilememek, destek istemek ve durmaya ihtiyaç duymaktır. Mesela bazen en büyük güç göstergesi kendimize “Bugün iyi değilim.” diyebilmek, “Ne zamandır gerçekten dinlenmedim?”, “Beni zorlayan şeyleri ne kadar zamandır görmezden geliyorum?”, “En son ne zaman kendimi dinledim?” sorularını sormaktır. Çünkü ruh sağlığımızın kötüye gitmesini engelleyen şey tam olarak budur: Öncelikle kendimizle kurduğumuz ilişkinin nasıl olduğuna dikkat etmektir. Kendimizle kurduğumuz ilişki çevreyle ve hayatla kurduğumuz ilişkinin temelidir.

Tüm bu ilişkilerin temelini sağlamlaştırmak için bazen çok küçük adımlar yeterlidir. Bazen bir telefon görüşmesini ertelememek, biraz dinlenmek, sınır koymak ya da ihtiyaç duyduğumuzda profesyonel desteği istemek… Ve belki de bunlardan önce atılması gereken en önemli adım her şey yolundayken de kendimize kulak vermek, sorunlarımız büyümeden fark etmektir.

Sonuç olarak kendimize iyi bakmayı, yalnızca işler yolunda gitmediğinde hatırladığımız bir sorumluluk olmaktan çıkarmalıyız. Tıpkı bir bitkinin solduktan sonra suya kavuşmasını beklemek yerine, canlılığını koruyabilmesi için düzenli olarak sulanması gibi… Çünkü hiçbir canlı yalnızca ayakta kalabildiği için sağlıklı değildir; bazen büyümek, gelişmek ve canlılığını sürdürebilmek için de ilgiye ihtiyaç duyar. İnsan da böyledir; kendine iyi bakmak için kırılmayı, kendini anlamak için kaybolmayı, yardım istemek için tükenmeyi beklemek zorunda değildir. Çünkü hayat, her şeyin üstesinden gelmekten, herkese yetişmekten ve ne olursa olsun devam etmekten ibaret değildir.

Selver Kılıç Erdem
Selver Kılıç Erdem
Selver Kılıç Erdem, Sağlık Bakanlığında Psikolog olarak akademik ve saha deneyimini kullanarak ruh sağlığını koruyucu eğitimler düzenliyor, toplum temelli çalışmalar yürütüyor ve psikolojik sağlamlık, bağımlılıkla mücadele, intiharı önleme ile psikososyal destek alanlarında aktif rol alıyor. Yüksek lisans sürecinde, bilişsel esneklik, iş-yaşam dengesi ve tükenmişlik ilişkileri üzerine bir akademik araştırma yürütmüştür. Bilimsel bilgiyi anlaşılır ve etkileyici bir şekilde sunarak geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar