İçimizdeki Medcezir: Regresyon
Herkes hayatının belli dönemlerinde, zorlandığı ve mevcut gerçeklikle baş etmekte güçlük çektiği anlarda, daha önceki ruhsal örgütlenme biçimlerine geri çekilebilir. Psikolojide regresyon olarak adlandırılan bu süreç, yalnızca otomatik bir “geriye dönüş” değildir; kişinin ruhsal dünyasında daha derin bir anlam taşır. Günün sonunda sessiz bir odada uzanmak, çocukluğundan bildiği bir filmi açmak, tanıdık bir müziğe sığınmak ya da birinin “Sen merak etme, ben hallederim” demesini istemek… Bazen bütün bunların ardında yalnızca yorgunluk değil, bir süreliğine yetişkin olma yükünden uzaklaşma ihtiyacı da olabilir. Regresyon, genel anlamıyla kişinin yoğun kaygı, çatışma veya duygusal yük karşısında daha önceki gelişimsel dönemlere ait düşünce, duygu ve davranış biçimlerine geri dönmesi olarak tanımlanabilir. Ancak bu durum yalnızca bir bozulmanın göstergesi değildir. Bu davranış kişinin ruhsal dünyasında ne işe yarıyor? Eğer kişi kısa süreliğine sorumluluklarını bırakıp dinleniyor ve ardından yeniden işlevselliğine dönebiliyorsa, burada bir rahatlama ve kendini düzenleme ihtiyacından söz edebiliriz. Ancak kişi her çatışmada sorumluluğu başkasına bırakıyor, karar vermekten kaçınıyor ve yetişkin işlevlerinden sürekli olarak uzaklaşıyorsa, regresif savunmanın daha belirgin hale geldiğini düşünebiliriz. Dolayısıyla regresyonda önemli olan yalnızca davranışın kendisini değerlendirmek değil, aynı zamanda davranışın ruhsal işlevini anlayabilmektir. Çünkü bazen insanın geriye çekilmesi, ilerleyemediği anlamına gelmez. Bazen ilerleyebilmek için geri çekilmesi gerekir. Tıpkı deniz gibi… Deniz kıyıya yaklaşır, sonra geri çekilir. Yükselir, alçalır. Uzaklaşır ve yeniden döner. Ruhsal yaşam da benzer biçimde gelişim ve gerileme arasında hareket eden dinamik bir süreçtir.
Anna Freud: Regresyon Bir Savunma mı?
Regresyonun psikanalitik anlamını düşünürken Anna Freud’un katkısı özellikle önemlidir. Anna Freud, 1936 yılında yayımlanan The Ego and the Mechanisms of Defence adlı eserinde savunma mekanizmalarını sistematik biçimde ele almış ve regresyonu benliğin başvurduğu savunma biçimlerinden biri olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşımda benlik, yalnızca dürtüler ile gerçeklik arasında pasif bir yapı değildir. Benlik; içsel çatışmalar, kaygılar ve dış gerçekliğin talepleriyle baş etmeye çalışan aktif bir ruhsal işlev olarak ele alınır. Bu açıdan regresyon, bilinçli olarak “çocuklaşmak” değildir. Kişi çoğu zaman geriye dönmeyi seçmez. Benlik, mevcut çatışmanın yarattığı gerilimi azaltabilmek için daha önce tanıdığı bir ruhsal işleyiş biçimine yeniden başvurabilir. Bu nedenle regresif davranışın kendisinden çok, hangi koşullarda ortaya çıktığı ve kişiyi neden koruduğu önemlidir. Belki burada kendimize küçük bir psikanalitik soru yöneltebiliriz: “Ben şu anda hangi davranışa geri çekiliyorum?” Daha fazla uyumak mı? Birinin benim yerime karar vermesini istemek mi? İçe kapanmak mı? Öfkelenmek mi? Yalnız kalmak mı? Bir başkasına aşırı tutunmak mı? Çocuklukta bana güven veren bir şeye yönelmek mi? Ve ardından ikinci soru gelir: “Bu davranış beni neyden koruyor?” Kaygıdan mı? Çaresizlikten mi? Reddedilme korkusundan mı? Kontrolü kaybetme duygusundan mı? Sorumluluk almaktan mı? Yoksa uzun zamandır karşılanmamış bir bakım ve korunma ihtiyacından mı? Psikanalitik bakış tam da burada davranışın görünen yüzünün ötesine geçer. Çünkü bir savunmayı yalnızca ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, o savunmaya neden ihtiyaç duyulduğunu anlamaya çalışır. Belki de önemli olan “Neden böyle davranıyorum?” sorusundan bir adım daha ileri gidebilmektir: “Böyle davranmak zorunda kaldığımda içimde ne oluyor?” Regresyon kelimesi gündelik dilde çoğunlukla olumsuz bir çağrışım taşır. Geriye gitmek, gelişimi kaybetmek, olgunlaşamamak. İnsan ruhu doğrusal ilerlemez. Bazen bağımsızlaşır, bazen bir başkasına ihtiyaç duyar. Bazen kontrol eder, bazen kontrolü bırakmak ister. Bazen güçlüdür, bazen bakım görmek ister. Bu nedenle regresyonu yalnızca gelişimin karşıtı olarak düşünmek yerine, ruhsal sistemin esnek bir hareketi olarak da değerlendirebiliriz. Fakat; geçici bir geri çekilme kişinin kendisini düzenlemesine hizmet edebilirken, sürekli hale gelen regresif örüntüler kişinin yetişkin işlevlerini kullanmasını zorlaştırabilir. Deniz nasıl bazen kıyıya yaklaşır, bazen geri çekilirse; insan ruhu da zaman zaman ilerler, zaman zaman geri çekilir. Ruhsal olgunluk, geri çekildiğimiz yeri tanıyabilmek, orada ne aradığımızı anlayabilmek ve yeniden kıyıya dönebilecek esnekliği koruyabilmektir.
