Eylül ayıyla birlikte çocukların hayatında yeniden çantalar hazırlanıyor, sabah rutinleri değişiyor, sınıflar doluyor. Bazı çocuklar okulun kapısından heyecanla girerken, bazıları ebeveyninin elini biraz daha sıkı tutuyor. Kimi çocuk yeni öğretmenini ve arkadaşlarını merak ederken, kimi “Ya annemi özlersem?”, “Ya kimse benimle oynamazsa?” ya da “Ya yapamazsam?” gibi kaygılar yaşayabiliyor.
Aslında okulun ilk günlerinde ortaya çıkan bu duyguların önemli bir kısmı, çocuğun yeni bir duruma uyum sağlama çabasının doğal bir parçasıdır.
Çünkü okula başlamak ya da uzun bir tatilin ardından okula dönmek, çocuk için yalnızca akademik bir başlangıç değildir. Yeni bir düzene geçmek; evden ayrılmayı, farklı yetişkinlerle ilişki kurmayı, akran grubunun içinde kendine yer bulmayı, kurallara uyum sağlamayı ve günün belirli bir bölümünü ebeveynden ayrı geçirmeyi de beraberinde getirir. Dolayısıyla çocuğun zihni bu dönemde pek çok yenilikle aynı anda karşılaşır.
Bu süreçte kaygı her zaman sözcüklerle ifade edilmeyebilir. Bazı çocuklar “Okula gitmek istemiyorum.” derken, bazıları sabahları karın ağrısından, mide bulantısından ya da baş ağrısından yakınabilir. Uykuya geçiş zorlaşabilir, daha fazla yakınlık arayabilir, ağlama veya öfkelenme davranışları artabilir. Daha küçük çocuklarda ebeveynden ayrılmakta zorlanma belirginleşebilir. Burada önemli olan, çocuğun davranışını yalnızca “inat” ya da “şımarıklık” olarak değerlendirmek yerine, davranışın hangi duyguyu anlatıyor olabileceğini merak etmektir.
Peki yetişkinler bu dönemde ne yapabilir?
Öncelikle çocuğun duygusuna alan açmak önemlidir. “Korkacak bir şey yok.” demek yerine, “Yeni bir yere alışmak bazen zor gelebilir.” diyebilmek çocuğun yaşadığı duygunun anlaşılmasına yardımcı olur. Duygunun kabul edilmesi, çocuğun okula gitmekten kaçınmasının desteklenmesi anlamına gelmez. Aksine yetişkin, hem kaygıya eşlik edebilir hem de çocuğun bu deneyimle baş edebileceğine güvenebilir.
Öngörülebilir rutinler de uyum sürecini destekler. Benzer saatlerde uyumak ve uyanmak, sabah hazırlanma düzeninin mümkün olduğunca tutarlı olması ve vedalaşmaların kısa, net ve güven verici şekilde yapılması çocuğun belirsizlik hissini azaltabilir. Özellikle ayrılma anını uzatmak veya fark ettirmeden ortamdan ayrılmak yerine, çocuğa ne olacağını açıklamak ve verilen sözlere mümkün olduğunca sadık kalmak güven duygusu açısından değerlidir.
Her çocuğun uyum süresi aynı değildir. Bir çocuk birkaç gün içerisinde yeni düzene alışırken, başka bir çocuk daha uzun zamana ihtiyaç duyabilir. Bu nedenle çocukları kardeşleriyle veya akranlarıyla karşılaştırmak yerine, kendi gelişimsel özellikleri ve ihtiyaçları içinde değerlendirmek gerekir.
Okula uyum, çocuğun hiç kaygılanmaması değildir. Çocuğun kaygı duyduğu hâlde yeni deneyimlere adım atabilmesi, zamanla çevresiyle güvenli ilişkiler kurabilmesi ve “Bununla baş edebilirim.” deneyimini geliştirebilmesidir.
Ancak kaygı uzun süre yoğun biçimde devam ediyor, çocuğun günlük işlevselliğini belirgin şekilde etkiliyor, okula devamını ciddi ölçüde güçleştiriyor veya fiziksel ve duygusal belirtiler giderek artıyorsa, sürecin okul rehberlik birimi ve gerektiğinde bir ruh sağlığı uzmanıyla birlikte değerlendirilmesi uygun olabilir.
Belki de okulun ilk günlerinde çocukların en çok ihtiyaç duyduğu mesaj şudur: “Zorlanabilirsin, alışmak için zamana ihtiyacın olabilir ve bu süreçte yanında olacağız.”
Çünkü uyum, bir çocuğu aceleyle kaygısından uzaklaştırmak değil; yeni olanla güvenli bir şekilde ilişki kurabilmesi için ona zaman ve alan tanımaktır.


