Sınavdasınız. Soruları çözemiyorsunuz çünkü kaleminiz bir ağaç dalı. Az önce sizi kovalayan şey bir canavar değil, bir penguen. Ve siz, ayakkabısız, bir iş görüşmesine yetişmeye çalışıyorsunuz. Dişleriniz dökülüyor, uçuyorsunuz, geç kaldığınız bir yere koşuyorsunuz ama bacaklarınız yürümüyor. En tuhafı ise bütün bunlar olurken hiçbir şey size garip gelmiyor. Ta ki uyanana kadar. Uyanınca ilk düşünceniz: “Bu ne saçmalıktı?” Kimimiz bu rüyaları “beynin bozuk kaydı” diye geçiştirir, kimimiz anlam aramaya kalkar. Peki bu saçmalık neden bu kadar evrensel, neden bu kadar ısrarcı?
Rüyalar Saçma mı, Yoksa Başka Bir Dilde mi Konuşuyor?
Freud’a göre bu saçmalık bir tesadüf değildi. 1900’de yayınlanan Düşlerin Yorumu, rüyayı bastırılmış bir arzunun halüsinasyon biçiminde doyumu olarak tanımladı ve bu yolu “bilinçdışına giden kral yolu” ilan etti (McNamara, 2023). Ama o arzu çıplak haliyle bilince çıkamaz; iç sansür onu kılık değiştirmeye zorlar. Freud’un “rüya çalışması” dediği mekanizmalar tam burada devreye girer: yoğunlaştırma birçok duyguyu tek bir imgeye sıkıştırır, yer değiştirme önemli olanı önemsiz gibi gösterir. Rüyanın görünen içeriği ile gizli içeriği arasındaki fark, tam da bu kılık değiştirmenin izleridir. Freud’un kendi “örnek rüyası” olan Irma’nın Enjeksiyonu rüyası bile, görünürde sıradan bir sohbetin altında bir suçluluk hesaplaşmasını saklıyordu (Truscott, 2020). Yani saçmalık, anlamın kendini gizlediği kamuflajdır.
Freud, rüyaların görünen içeriği ile altında yatan düşünceler arasında bir ayrım yapmıştır. Ona göre rüyanın açık (manifest) içeriği, hatırladığımız görüntü ve olaylardan oluşurken; gizli (latent) içerik, bu görüntülerin altında yer alan düşünce ve çağrışımları ifade ediyordu (Freud, 1900). Bu açıdan bakıldığında ise rüyanın tuhaflığı, onun anlamsız olmasından değil; anlamın başka bir biçime dönüşmesinden kaynaklanıyor olabilir.
1977’de Hobson ve McCarley bu tabloyu tersine çevirdi. Aktifasyon-sentez hipotezine göre rüya, beynin rastgele sinyallerine anlam arayan korteksin öykü yazma çabasıdır (Hobson & McCarley, 1977). REM uykusunun keşfi 1953’te Aserinsky ve Kleitman’a uzanır; bu evrede mantık ve eleştiri merkezi olan prefrontal korteksin etkinliği düşerken duygu merkezi amigdala alevlenir (Mancia, 2004). Bu da rüyaların neden bu kadar mantıksız ve tuhaf olduğunu açıklayabilir. Rüyaların çoğunu hatırlamayışımız da bu fizyolojinin parçasıdır; nörotransmitter değişimleri rüya unutkanlığını açıklayabilir. Kısacası rüya saçmalığı, kapalı mantık bölümünün yokluğunda üretilen bir hikâyedir.
Modern açıklama belki de en zarifi. Erik Hoel’in “aşırı uyum” (overfitting) hipotezi beyni bir yapay sinir ağı gibi düşünür: gün boyunca öğrendiklerimize fazla bağlanırsak yarının sürprizlerine hazırlıksız kalırız. Yapay sinir ağlarında bu sorun “gürültü enjeksiyonu” ile çözülür: modele bozuk girdiler verilir, böylece ağ ezberlemek yerine genellemeyi öğrenir. Rüya da bu ağa enjekte edilen gürültüdür; saçma imgeler, beynin ezberine takılmaması için üretilen bilinçli bozulmalardır (Hoel, 2020). Hoel’in deyişiyle, rüyaların gündelik deneyimden sapması, onlara biyolojik işlevini veren şeydir. Yani saçmalık bir hata değil, bir özelliktir.
Duygu boyutu da işin içine eklenir. REM uykusu duygusal anıların pekiştirilmesinde kritik bir rol oynar; kestirenler, duygusal anılarda belirgin bir pekiştirme avantajı gösterir. Scarpelli ve arkadaşları, travmatik anıların yanına yerleştirilen tuhaf imgelerin, o anıların olumsuz yükünü hafifletmeye yarayabileceğini öne sürer (Scarpelli et al., 2019). Rüya, sindiremediğimiz duyguyu sindirmenin gece vardiyasıdır. Bu yüzden kabuslar bile işlevsel olabilir: korkutucu içeriği tekrar tekrar işlemek, korkunun yükünü azaltabilir. Gece ilerledikçe rüyalar daha duygusal ve daha çağrışımsal hale gelir; sabaha yakın rüyalar, günün ilk rüyalarından daha tuhaftır (Malinowski & Horton, 2021).
Gündem de bu resme uymaktadır. Pandemide dünya saçmalayınca rüyalarımız da saçmaladı: 19 binden fazla yetişkinin katıldığı uluslararası bir çalışma, sık rüya hatırlamanın pandemi ile birlikte belirgin biçimde arttığını gösterdi (Fränkl et al., 2021); bir başka çalışmada kabus sıklığındaki artış yüzde 26’ya ulaştı (Pesonen et al., 2020). Dünya anlamını yitirdiğinde gece işçimiz daha çok çalıştı. Belki de saçmalık sandığımız şey, kendi içinde tutarlı bir dilin ta kendisiydi.
Klinik bakış açısından bu görüşler birbirini dışlamaz. Beyin gürültü üretir, ruh o gürültüyü anlama dönüştürür. Saçmalık, bilinçdışının doğal diliyle konuştuğu yerdir. Terapide danışanın “çok saçma bir rüya gördüm” diye başlaması, işin başlayabileceği en iyi kapıdır; tıpkı serbest çağrışım gibi, saçmalık anlamın ham maddesidir. Rüya, henüz kelimelere dökemediğimiz şeyi sahneye koyar; bu yüzden terapide “saçma rüya” diye başlayan anlatılar, en verimli malzemelerdir. Saçmalığı ciddiye almak, bilinçdışını ciddiye almaktır. Jung’un rüyayı bilincin dengesini kuran bir telafi mekanizması olarak görmesi de bu yüzden hâlâ geçerlidir (McNamara, 2023).
Her Rüyanın Bir Anlamı Var mı?
Tam burada popüler rüya yorumlarından biraz uzaklaşmak gerekiyor. Rüyada diş görmek, uçmak, düşmek ya da eski sevgiliyi görmek için herkes için geçerli tek bir psikolojik karşılık olduğunu söylemek bilimsel olarak mümkün değildir. Çünkü aynı görüntü iki insan için tamamen farklı anlamlara sahip olabilir. Bir ev, bir kişi için güveni; başka biri için kaybı temsil edebilir. Bir sınav, bir kişi için başarısızlık korkusunu; başka biri için geçmişteki bir dönemi çağrıştırabilir. Psikodinamik bakış açısından önemli olan yalnızca “Rüyada ne gördün?” sorusu değildir. Asıl soru bazen şudur: “O görüntü sana ne çağrıştırıyor?” Çünkü bir sembolün anlamını yalnızca sözlükte değil, kişinin kendi yaşam öyküsünde aramak gerekir.
Sonuç: Belki de Rüyalar Saçma Değildir
Belki de rüyaların saçmalığı şu yüzden değerlidir: saçmalık, esnekliğin bedelidir. Saçma rüya gören bir beyin, geçmiş güne aşırı bağlanmayı reddeden, yarın için esnek kalan bir beyindir. Rüyalar saçmadır çünkü hayat, planladığımızdan daha saçmadır; ama rüya, o saçmalığı taşınabilir kılan gece provasıdır. Her sabah uyandığımızda, gece boyunca saçmalayan beynimiz aslında bize en dürüst raporu veriyor olabilir. Belki de rüyaların bize söylediği şudur: anlam, her zaman düzenli görünende değil, saçmalığın içinde gizlenen tutarlılıkta aranmalıdır.
Kaynakça
- Fränkl, E., Scarpelli, S., Nadorff, M. R., Bjorvatn, B., Bolstad, C. J., Chan, N. Y., Chung, F., Dauvilliers, Y., Espie, C. A., Inoue, Y., Leger, D., Macêdo, T., Matsui, K., Merikanto, I., Morin, C. M., Mota-Rolim, S., Partinen, M., Penzel, T., Plazzi, G., Sieminski, M., …
- Holzinger, B. (2021). How our Dreams Changed During the COVID-19 Pandemic: Effects and Correlates of Dream Recall Frequency – a Multinational Study on 19,355 Adults. Nature and science of sleep, 13, 1573–1591. https://doi.org/10.2147/NSS.S324142
- Freud, S. (1900). The interpretation of dreams. Franz Deuticke.
- Hobson, J. A., & McCarley, R. W. (1977). The brain as a dream state generator: an activation-synthesis hypothesis of the dream process. The American journal of psychiatry, 134(12), 1335–1348. https://doi.org/10.1176/ajp.134.12.1335
- Hoel, E.P. (2020). The overfitted brain: Dreams evolved to assist generalization. Patterns, 2.
- Malinowski, J. E., & Horton, C. L. (2021). Dreams reflect nocturnal cognitive processes: Early-night dreams are more continuous with waking life, and late-night dreams are more emotional and hyperassociative. Consciousness and cognition, 88, 103071. https://doi.org/10.1016/j.concog.2020.103071
- Mancia M. (2004). The dream between neuroscience and psychoanalysis. Archives italiennes de biologie, 142(4), 525–531.
- McNamara, P. (2023). Theories of Dreaming. In The Neuroscience of Sleep and Dreams (pp. 195–211). chapter, Cambridge: Cambridge University Press. Pesonen, A.-K., Lipsanen, J., Halonen, R., Elovainio, M., Sandman, N., Mäkelä, J.-M.,
- Antila, M., Béchard, D., Ollila, H. M., & Kuula, L. (2020). Pandemic dreams: Network analysis of dream content during the COVID-19 lockdown. Frontiers in Psychology, 11, 573961. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2020.573961
- Scarpelli, S., Bartolacci, C., D’Atri, A., Gorgoni, M., & De Gennaro, L. (2019). The functional role of dreaming in emotional processes. Frontiers in Psychology, 10, 459. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2019.00459
- Truscott, R. (2020). The Dream of the Royal Road: Psychoanalysis and the Post. Cultural Critique 108, 69-93. https://dx.doi.org/10.1353/cul.2020.0029.


