Kaygı, bireyin gelecekte karşılaşabileceği belirsizliklere ve tehdite yönelik geliştirdiği duygusal bir tepkidir. Günlük yaşamda belirli düzeyde kaygı bazı yönleriyle bireye yardımcı olabilir. Ancak kaygının süreklilik gösterdiği durumlarda, bireyin düşünce süreçleri üzerinde yoğun etkisi ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda birey, karşılaştığı durumları tekrar tekrar zihninde değerlendirmeye, olası olumsuz durumları öngörmeye ve henüz gerçekleşmemiş olan durumlar hakkında sürekli düşünmeye başlayabilir.
Belirsizlik ile kaygı arasındaki ilişki Belirsizliğe tahammülsüzlük kavramı, bireyin olumsuz bir olayın küçük de olsa ortaya çıkma ihtimalini kabul edilemez olarak algılamasıdır. Özellikle belirsiz durumları tehdit edici olarak değerlendiren ve belirsizliğin yarattığı rahatsızlığa katlanmakta güçlük çeken bireylerde endişe ve kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmektedirTantan Ulu & Yaka, 2020). Belirsizliğe tahammülsüzlük, bireyin gelecekte meydana gelebilecek olumsuz sonuçlarını kontrol edememeye yönelik geliştirdiği olumsuz tutumları ifade etmektedir. Belirsizlik ve kaygı arasındaki ilişki özellikle endişe üzerinden açıklanabilir. Bu açıdan bakıldığında aşırı düşünme, belirsizliği ortadan kaldırmaya yönelik bir çaba gibi görünse de her zaman belirsizliği azaltmamakta; aksine kaygının devam etmesine katkıda bulunabilmektedir. Aşırı düşünme kaygıyı nasıl besler? Aşırı düşünme aynı zamanda bireyde kontrol sağlama hissi oluşturabilir. Kişi bir durum hakkında ne kadar çok düşünürse o duruma o kadar hazırlıklı olacağını düşünebilir. Ancak gelecekte gerçekleşecek olayların tüm olasılıklarını düşünmek, gerçek anlamda kontrol sağlamayabilir. Aksine birey, kontrol edemediği ayrıntıları tekrar tekrar değerlendirdikçe belirsizliğe daha fazla odaklanabilir. Bu döngü şöyle açıklanabilir: daha fazla düşünmek olası tehditlere yönelik dikkati artırır; artan tehdit algısı ise kaygının daha da yükselmesine neden olur. Böylece birey, kaygısını azaltmak amacıyla düşünürlen farkında olmadan kaygısını sürdüren bir döngünün içerisinde kalabilir(Kilit vd., 2020).
Aşırı düşünme ile kaygı arasındaki ilişkide kaçınma ve güvence arama davranışları da önemli olabilir. Birey kaygısını azaltmak amacıyla sürekli olarak başkalarından onay almak, aynı konuyu tekrar başkalarından onay almak, aynı konuyu tekrar tekrar kontrol etmek veya karar vermeden önce bütün ihtimalleri değerlendirmek isteyebilir. Bu davranışlar kısa vadede rahatlama sağlasa da bireyin belirsizlikle kendi başına baş etme becerisinin de gelişmesini engelleyebilir. Aşırı düşünmeyle nasıl baş edilebilir? Aşırı düşünme ile başa çıkmada temel amaç, düşünceleri tamamen ortadan kaldırmak değil, bireyin düşünceleriyle kurduğu ilişkiyi değiştirmektedir. Çünkü düşüncelerin ortaya çıkması her zaman bireyiin kontrolünde değildir. Önemli olan, bireyin her düşünceyi çözülmesi gereken bir probşem olarak değerlendirmemeyi ve düşüncelerin kendiliğinden gelip geçebileceğini fark etmeyi öğrenmesidir. Bu süreçte bilişsel davranışçı terapi yaklaşımlarından yararlanılabilir. Ya da bir diğer önemli yöntem, düşünce ile gerçeklik arasındaki farkı görebilmektir. Örneğin, ‘^Ya başarısız olursam?’ düşüncesi, başarısız olunacağı anlamına gelmez. Bireyin ‘Bunu düşünüyor olmam, bunun gerçekleşeceği anlamına geliyor mu?’ sorusunu kendisine yöneltmesi, düşüncelere daha farkındalıklı yaklaşmasına yardımcı olabilir. Böylece kişi düşüncelerini kesin gerçekler olarak değil, zihinsel süreçler olarak değerlendirmeye başlar.
Sonuç Aşırı düşünme yalnızca çok fazla düşünmekten ibaret değildir. Düşüncelerin tekrarlayıcı, kontrol edilmesi güç ve tehdit odaklı bir nitelik kazanması, kaygının sürdürülmesine katkıda bulunabilir. Bireyn düşünceler aracılığıyla kesinlik ve kontrol sağlamaya çalışması, belirsizliği ortadan kaldırmak yerine ona daha fazla odaklanmasına neden olabilir. Aşırı üşünmeyle baş etmede bilişsel davranışçı terapi gibi yaklaşımlarla kişinin kaygı yaratan düşüncelerini fark etmesi, bu düşünceleri sorgulaması ve daha gerçekçi değerlendirmeler geliştirmesi hedeflenebilir. Sonuç olarak, aklımızdan geçen her düşünce bir gerçek değildir.Bunun ayırımını fark etmek, bireyin düşünceler tarafından yöneltilmek yerine onları gözlemleyebilmesine ve kaygıyla daha sağlıklı bir şekilde baş edebilmesine yardımcı olabilir.
Kaynakça
- Tantan Ulu, Ş., & Yaka, B. (2020). Kaygı, belirsizliğe tahammülsüzlük ve karar verme arasındaki ilişkilerin incelenmesi. Ege Eğitim Dergisi, 21(1), 89–100. https://doi.org/10.12984/egeefd.661965
- Kilit, Z., Dönmezler, S., Erensoy, H., & Berkol, T. (2020). Üniversite öğrencilerinde belirsizliğe tahammülsüzlük, endişe ve bilişsel sınav kaygısı ilişkisi. Ortadoğu Tıp Dergisi, 12(2), 262–268. https://doi.org/10.21601/ortadogutipdergisi.741156


