Salı, Eylül 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Doomscrolling: Belirsizlik Çağında Dijital Kaygı Giriş

Giriş

Akıllı telefonlar ve sosyal medya günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldikçe bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolaylaşmıştır. Ne var ki bu kolaylık, beraberinde bazı psikolojik riskler de getirmektedir. Son yıllarda özellikle pandemi, savaşlar, doğal afetler ve ekonomik belirsizlikler gibi küresel olayların etkisiyle yaygınlaşan "doomscrolling", bireylerin olumsuz haberleri sürekli ve kontrolsüz biçimde tüketme eğilimini ifade eder. Kişi çoğu zaman kendisini kaygılandıran içeriklerden uzaklaşmak istese de ekranda aşağı kaydırmaya devam eder. Bu durum kısa vadede bir bilgi edinme ihtiyacını karşılıyor gibi görünse de uzun vadede psikolojik iyi oluş üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.

Gelişme

Doomscrolling davranışının altında yatan temel mekanizmalardan biri, insan beyninin tehditlere karşı gösterdiği doğal hassasiyettir. Psikoloji literatüründe "negatiflik yanlılığı" (negativity bias) olarak bilinen bu eğilim, insanların olumsuz bilgileri olumlu bilgilere kıyasla daha fazla fark etmesine ve daha uzun süre hatırlamasına yol açar (Rozin & Royzman, 2001). Evrimsel açıdan bakıldığında bu özellik geçmişte hayatta kalma açısından avantaj sağlamış olsa da günümüzde sürekli haber akışına maruz kalan bireylerde yoğun strese dönüşebilmektedir.

Belirsizlik dönemlerinde insanlar çevrelerinde olup bitenleri anlamaya ve geleceği öngörmeye çalışır. Bu yüzden kötü haberleri takip etmek başlangıçta bir kontrol duygusu veriyormuş gibi hissedilebilir. Ancak araştırmalar, aşırı haber tüketiminin çoğu zaman tam tersi bir etki yarattığını göstermektedir: kişi ne kadar çok olumsuz içerik tüketirse tehdit algısı o kadar büyümekte, kaygı düzeyi de buna paralel yükselmektedir (Bendau ve ark., 2021).

Sosyal medya platformlarının işleyiş biçimi de bu davranışı besleyen bir zemin oluşturur. Algoritmalar kullanıcının dikkatini olabildiğince uzun süre platformda tutmayı hedefler; duygusal açıdan yoğun içerikler ise daha fazla etkileşim aldığından kullanıcının karşısına daha sık çıkar. Sonuçta bireyler, çoğunlukla farkında olmadan, kendilerini sürekli olumsuz haberlerin döndüğü bir döngünün içinde bulur.

Doomscrolling yalnızca kaygıyı artırmakla kalmaz, uyku düzenini ve genel ruh sağlığını da etkileyebilir. Özellikle gece saatlerinde yoğun biçimde olumsuz içerik tüketen bireylerde uykuya dalmakta güçlük, zihinsel yorgunluk ve artmış stres belirtileri gözlemlenebilir. Soroya ve arkadaşlarının (2021) çalışması, özellikle sosyal medya üzerinden yapılan aşırı bilgi arayışının bilgi yüklenmesine, bilgi yüklenmesinin de kaygı ve psikolojik sıkıntıya yol açabileceğini; buna karşın geleneksel medya kaynaklarında böyle bir ilişkiye rastlanmadığını ortaya koymuştur.

Doomscrolling ile anksiyete arasındaki ilişki çift yönlüdür. Kaygılı bireyler tehditlere karşı doğaları gereği daha duyarlı olduklarından olumsuz haberlere yönelmeye daha yatkındır; ancak sürekli olumsuz içeriğe maruz kalmak da kaygıyı besler. Böylece bir kısır döngü doğar: kaygı daha fazla haber tüketimine yol açar, haber tüketimi ise kaygıyı daha da derinleştirir.

Bu davranışı yalnızca bilgi edinme isteğine bağlamak da doğru olmaz. Bazı bireyler için doomscrolling, belirsizlik karşısında bir güvence arayışının yansımasıdır; kişi kötü bir gelişmeyi kaçırmaktan korktuğu için ekranı bırakmakta zorlanabilir. Oysa zihnimiz sürekli alarm durumunda kalacak şekilde tasarlanmamıştır. Bu yüzden gün boyu olumsuz haberlere maruz kalmak psikolojik kaynaklarımızı tüketebilir ve tükenmişlik hissine zemin hazırlayabilir.

Sonuç

Bilgiye bu denli kolay erişebilmek önemli avantajlar sunsa da, sürekli olumsuz içerik tüketiminin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini göz ardı etmemek gerekir. Doomscrolling, bireylerin kendilerini daha güvende hissetmek amacıyla başvurduğu bir davranış gibi görünse de çoğu zaman kaygı ve stres düzeyini artıran bir döngüye dönüşür.

Bu nedenle haber tüketimine belirli zaman sınırları koymak, güvenilir kaynakları tercih etmek, yatmadan önce sosyal medya kullanımını azaltmak ve gün içinde çevrimdışı etkinliklere yer açmak faydalı olabilir. Dijital dünyada bilgi sahibi olmak değerli olsa da psikolojik iyi oluşumuzu korumak, en az bilgi edinmek kadar önemlidir.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Bendau, A., Petzold, M. B., Pyrkosch, L., Mascarell Maricic, L., Betzler, F., Rogoll, J., Große, J., Ströhle, A., & Plag, J. (2021). Associations between COVID-19 related media consumption and symptoms of anxiety, depression and COVID-19 related fear in the general population in Germany. European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience, 271(2), 283–291.
  • Rozin, P., & Royzman, E. B. (2001). Negativity bias, negativity dominance, and contagion. Personality and Social Psychology Review, 5(4), 296–320.
  • Soroya, S. H., Farooq, A., Mahmood, K., Isoaho, J., & Zara, S. E. (2021). From information seeking to information avoidance: Understanding the health information behavior during a global health crisis. Information Processing & Management, 58(2), 102440.
Narmin Alizada
Narmin Alizada
Narmin Alizada, Türkiye’deki Uludağ Üniversitesi Psikoloji bölümünden lisans, İtalya’daki Pavia Üniversitesi’nden Klinik Nöropsikoloji alanında yüksek lisans mezunudur. Kreş, lise, rehabilitasyon merkezi ve kliniklerde psikolog olarak görev almıştır. 2021’den bu yana Çocuk ve Ergen Çalışmaları Atölyesi’nin üyesi ve yazarıdır. Türkiye Vikipedisi’nde psikoloji içerikleri üretmektedir. Şu anda Pavia Üniversitesi’nde Prof. Serena Barello danışmanlığında yürütülen akademik araştırma grubunun bir parçası olarak, chatbotların psikolojik bozukluklar üzerindeki etkilerini inceleyen bir çalışma yürütmektedir. Klinik Nöropsikoloji alanında daha da gelişmek ve bu alana katkı sağlamak temel hedefidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar