Giriş
İnsanlar çoğu zaman kendilerini tutarlı bireyler olarak görmeye eğilimli olabilir. Düşüncelerimizin, değerlerimizin ve davranışlarımızın birbiriyle uyumlu olduğunu düşünmek, kendimize ilişkin daha bütünlüklü bir algı sürdürmemize yardımcı olabilir. Ancak günlük yaşamda bu uyum her zaman korunamayabilir. Sağlıklı beslenmeye önem verdiğimizi söylerken sık sık fast food tüketebilir, tasarruf etmenin önemli olduğunu düşünürken ihtiyacımız olmayan pahalı bir ürün satın alabilir ya da dürüstlüğü değerli bulurken bazı durumlarda gerçeği çarpıtabiliriz. İnandıklarımız ile yaptıklarımız arasındaki bu tür uyuşmazlıklar, kognitif disonans olarak ele alınabilir.
Kognitif disonans, bir kişinin birbiriyle uyuşmayan düşünce, inanç veya davranışlara aynı anda sahip olması durumunda ortaya çıkabilecek psikolojik rahatsızlığı açıklayan bir kavramdır. Bu rahatsızlık, kişinin söz konusu çelişkiyi azaltmaya veya daha kabul edilebilir hale getirmeye yönelmesine neden olabilir (Festinger, 1957). Bu nedenle kognitif disonans yalnızca önemli ya da olağan dışı kararların ardından değil; sağlık, ilişkiler ve iş yaşamı gibi gündelik alanlarda da ortaya çıkabilir.
Gelişme
Kognitif disonansın fark edilebileceği durumlardan biri, davranışlarımız ile değerlerimiz arasındaki uyuşmazlık olabilir. Örneğin sigara kullanan bir kişi, sigaranın sağlığa zararlı olduğunu düşünüyor olabilir. Bir tarafta “Sağlığımı korumalıyım” düşüncesi, diğer tarafta ise sigara içme davranışı yer alabilir. Bu çelişki kişide rahatsızlık oluşturduğunda, kişi sigarayı azaltmayı ya da bırakmayı tercih edebilir. Ancak davranış değişikliği her zaman kolay olmayabilir. Bunun yerine “Ben zaten çok az içiyorum”, “Stres de sağlığa zararlı” ya da “Sigara içip uzun yaşayan insanlar da var” gibi açıklamalar geliştirilebilir. Böylece davranış değişmeden de yaşanan çelişkinin şiddeti azaltılmaya çalışılabilir.
Benzer bir süreç tüketim davranışlarında da ortaya çıkabilir. Uzun süre düşündükten sonra pahalı bir telefon satın aldığımızı varsayalım. Satın alma sonrasında başka bir modelin daha ucuz olduğunu veya bazı özelliklerinin daha iyi olduğunu görmek, verdiğimiz karar hakkında şüphe yaratabilir. Bu noktada “Benim aldığım modelin tasarımı daha iyi”, “Diğer markayı zaten sevmiyordum” veya “Uzun vadede buna verdiğim para değebilir” gibi düşünceler ortaya çıkabilir. Buradaki süreç her zaman bilinçli bir kendini kandırma olarak değerlendirilmeyebilir. Kişi, kararından kaynaklanan rahatsızlığı azaltabilmek için seçtiği seçeneğin olumlu yönlerine daha fazla odaklanabilir ve vazgeçtiği alternatiflerin önemini azaltabilir. Özellikle geri dönüşü zor kararların ardından bu tür gerekçelendirmelerin daha belirgin hale gelebileceği öne sürülmektedir (Harmon-Jones & Mills, 2019).
Kognitif disonans kişilerarası ilişkilerde de görülebilir. Örneğin yakın olduğumuz bir kişinin başkasına haksız davrandığını görmek rahatsızlık yaratabilir. “O iyi bir insan” düşüncesi ile “Yaptığı davranış yanlış” değerlendirmesi birbiriyle uyuşmayabilir. Böyle bir durumda kişinin davranışını doğrudan eleştirmek yerine “Muhtemelen karşı taraf onu çok kızdırdı” veya “Normalde böyle davranmaz” gibi açıklamalar yapılabilir. Aynı davranış sevmediğimiz bir kişi tarafından yapıldığında ise daha olumsuz bir değerlendirme ortaya çıkabilir. Bu tür örnekler, insanların olayları değerlendirirken mevcut inançlarıyla tutarlılığı korumaya çalışabileceklerini düşündürebilir.
Günlük yaşamda disonansın bir başka kaynağı, kişinin kendisine ilişkin olumlu algısı olabilir. Davranışların kişinin benlik algısıyla çelişmesi durumunda disonansın daha belirgin hale gelebileceği ileri sürülmektedir (Aronson, 1969). Kendimizi yardımsever biri olarak görüyorsak yardım edebileceğimiz bir durumda hiçbir şey yapmamak rahatsızlık yaratabilir. Benzer şekilde kendimizi çalışkan biri olarak tanımlıyorsak önemli bir işi sürekli ertelemek de bir çelişki oluşturabilir. Bu gibi durumlarda “Zaten benim yapabileceğim bir şey yoktu” veya “Bugün çalışmamamın nedeni çok yorgun olmamdı” gibi açıklamalar geliştirilebilir. Böylece davranışımız ile kendimiz hakkında sahip olduğumuz olumlu imaj arasındaki uyuşmazlık azaltılmaya çalışılabilir.
Sosyal medya da kognitif disonansın görünür hale gelebileceği alanlardan biri olabilir. İnsanlar çevre, etik tüketim, beden algısı veya üretkenlik gibi konularda belirli görüşleri desteklerken kendi davranışlarının zaman zaman bu görüşlerle uyuşmadığını fark edebilir. Örneğin aşırı tüketimin çevresel etkilerini eleştiren bir kişinin sık sık yeni ürünler satın alması bir çelişki yaratabilir. Kişi tüketimini azaltabilir ya da “Ben başka alanlarda çevreye dikkat ediyorum” diyerek davranışını gerekçelendirebilir. Bu örnekte de disonansı azaltmanın tek yolu davranış değişikliği olmayabilir; düşünceler yeniden yorumlanabilir, davranışa yeni gerekçeler eklenebilir veya çelişki yaratan bilginin önemi azaltılabilir.
Bununla birlikte kognitif disonans yalnızca olumsuz bir süreç olarak değerlendirilmek zorunda değildir. Yaşanan rahatsızlık, kişinin değerleri ile davranışları arasındaki farkı daha görünür hale getirebilir. Örneğin sağlıklı yaşamı önemsediği halde uzun süredir hareketsiz olduğunu fark eden biri, bu çelişki sonucunda egzersiz yapmaya başlayabilir. Benzer biçimde çevreyi korumayı önemli bulan bir kişi, kendi tüketim alışkanlıklarının bu değerle tam olarak uyuşmadığını fark ederek bazı davranışlarını değiştirebilir. Dolayısıyla disonans kimi zaman davranışı gerekçelendirmeye, kimi zaman da davranışı yeniden değerlendirmeye eşlik edebilir.
Sonuç
Kognitif disonans, günlük yaşamda farklı biçimlerde karşımıza çıkabilecek psikolojik süreçlerden biri olabilir. İnandıklarımız, değer verdiğimiz şeyler, verdiğimiz kararlar ve davranışlarımız her zaman birbiriyle tamamen örtüşmeyebilir. Böyle durumlarda yaşanan rahatsızlığı azaltmak için davranışlarımız değiştirilebilir, düşünceler yeniden yorumlanabilir veya mevcut davranışı daha kabul edilebilir hale getiren gerekçeler geliştirilebilir.
Bu nedenle kognitif disonansı fark etmek, kişinin kendi kararlarını ve davranışlarını daha dikkatli değerlendirmesine yardımcı olabilir. Kendimizi bir davranışı açıklamak için sürekli gerekçeler üretirken bulduğumuzda, “Gerçekten fikrim mi değişti, yoksa yaptığım davranışla kendimi daha tutarlı hissetmeye mi çalışıyorum?” sorusu üzerinde düşünmek anlamlı olabilir. Bu farkındalık her zaman davranış değişikliğine yol açmayabilir; ancak kişinin değerleri ile davranışları arasındaki olası uyuşmazlıkları daha açık biçimde görmesine katkı sağlayabilir.
Kaynakça
- Aronson, E. (1969). The theory of cognitive dissonance: A current perspective. Advances in Experimental Social Psychology, 4, 1–34.
- Festinger, L. (1957). A theory of cognitive dissonance. Stanford University Press.
- Harmon-Jones, E. (Ed.). (2019). Cognitive dissonance: Reexamining a pivotal theory in psychology (2nd ed.). American Psychological Association. https://doi.org/10.1037/0000135-000

