Perşembe, Ağustos 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Birbirimizi Seviyoruz Ama Neden Sürekli Kavga Ediyoruz?

İlişkilerde çatışmanın kendisinden çok, çatışmayı nasıl yaşadığımız neden önemlidir?

“Birbirimizi seviyoruz ama neden sürekli kavga ediyoruz?”

Romantik ilişkilerde zaman zaman akla gelen bu soru, sevginin olduğu yerde çatışmanın olmaması gerektiği düşüncesini de beraberinde getirebilir. Oysa iki insanın aynı ilişki içerisinde farklı ihtiyaçlara, beklentilere, kişilik özelliklerine ve yaşam deneyimlerine sahip olması anlaşmazlıkları kaçınılmaz hâle getirebilir. Bu nedenle bir ilişkide tartışmaların bulunması, tek başına ilişkinin sağlıksız olduğu anlamına gelmez. Asıl önemli olan, çiftlerin anlaşmazlıklarla nasıl başa çıktığıdır. İlişki doyumunu inceleyen araştırmalar, iletişim ve etkileşim biçimlerinin ilişkinin zaman içindeki seyriyle bağlantılı olduğunu göstermektedir. Özellikle yapıcı iletişim, açık iletişim ve partnerlerin birbirlerini anladığını ve önemsediğini hissetmesi ilişki doyumuyla ilişkilidir (Bühler et al., 2021). Bu nedenle sağlıklı bir ilişkiyi anlamak için yalnızca “Ne kadar kavga ediyoruz?” sorusuna değil, “Kavga ettiğimizde birbirimize nasıl davranıyoruz?” sorusuna da bakmak gerekir.

Her Tartışmanın Altında Görünenden Fazlası Olabilir

Çiftler çoğu zaman tartışmanın görünen konusu üzerinde yoğunlaşır. “Neden mesajıma cevap vermedin?”, “Neden yine geç kaldın?” veya “Neden benimle ilgilenmiyorsun?” gibi cümleler tartışmanın başlangıç noktası olabilir. Ancak bu ifadelerin altında daha temel duygusal ihtiyaçlar bulunabilir. “Benim için önemli misin?” “Beni gerçekten önemsiyor musun?” “İhtiyaç duyduğumda yanımda olacak mısın?” Bu nedenle küçük görünen bir olay, kişiler tarafından farklı anlamlandırıldığında büyük bir çatışmaya dönüşebilir. Örneğin bir partner için geç cevap vermek yalnızca günlük bir iletişim sorunu olabilirken, diğer partner bunu “önemsenmiyorum” şeklinde yorumlayabilir. Böylece tartışmanın konusu mesaj olmaktan çıkarak güven, değer görme ve yakınlık ihtiyacına dönüşebilir. Bu noktada çiftlerin yalnızca “Ne hakkında tartışıyoruz?” sorusunu değil, “Bu tartışmanın altında hangi duygu veya ihtiyaç var?” sorusunu da sorabilmesi önemlidir.

Sorun Kavga Etmek Değil, Nasıl Kavga Ettiğimizdir

İlişkilerde çatışmanın tamamen ortadan kaldırılması gerçekçi bir hedef değildir. Araştırmalar, anlaşmazlıkların çift ilişkilerinin doğal bir parçası olduğunu ve bazı çatışma biçimlerinin ilişki içinde sorunların ifade edilmesine ve çözüm aranmasına imkân sağlayabileceğini göstermektedir (Ross et al., 2019). Buna karşılık çatışmanın sürekli olarak saldırı ve savunma döngüsüne dönüşmesi ilişki açısından daha sorunlu olabilir. John Gottman’ın çift ilişkileri üzerine çalışmalarında özellikle eleştiri, küçümseme, savunmacılık ve duvar örme olarak tanımlanan dört iletişim örüntüsü dikkat çekmektedir (Gottman & Levenson, 1992). Eleştiri, belirli bir davranıştan duyulan rahatsızlığı ifade etmekten farklıdır. “Eve geç gelmen beni üzdü” demek belirli bir davranışa yönelik bir şikâyetken, “Sen zaten hiçbir şeyi doğru yapmıyorsun” ifadesi kişinin karakterini hedef alan bir eleştiriye dönüşebilir. Küçümseme, partneri değersizleştiren, alay eden veya üstünlük kuran ifadelerle kendini gösterebilir. Savunmacılık, kişinin kendi sorumluluğunu değerlendirmek yerine sürekli kendisini haklı çıkarmaya çalışmasıdır. Duvar örme ise tartışma sırasında iletişimden tamamen çekilme veya karşı tarafı görmezden gelme biçiminde ortaya çıkabilir. Bu iletişim örüntülerinin ilişki sonuçlarıyla bağlantısı farklı çalışmalar tarafından da incelenmeye devam etmektedir (Beeney et al., 2019; Hashemi et al., 2025). Burada önemli olan, tek bir tartışmada ortaya çıkan davranışın ilişki hakkında kesin bir sonuç vermediğidir. Asıl sorun, bu örüntülerin ilişkide sürekli ve yoğun biçimde tekrarlanmasıdır.

Aynı Konuyu Neden Tekrar Tekrar Tartışıyoruz?

Bazı çiftler yıllar boyunca para, ev işleri, aileler, kıskançlık, iletişim sıklığı veya sorumluluk paylaşımı gibi aynı konular üzerine tekrar tekrar tartışabilir. Bunun nedeni her zaman çiftlerin çözüm üretememesi değildir. Bazı anlaşmazlıklar, kişilerin ihtiyaçları veya yaşam tarzları arasındaki kalıcı farklılıklardan kaynaklanabilir. Örneğin bir partner daha fazla birlikte zaman geçirmek isterken diğer partner daha fazla kişisel alana ihtiyaç duyabilir. Burada taraflardan birinin mutlaka “haklı”, diğerinin “haksız” olması gerekmez. Sorun, bu farklılığın karşılıklı suçlamaya dönüşmesiyle büyüyebilir. Bu nedenle sağlıklı bir ilişkide amaç her tartışmayı kazanmak değil, farklılıkların içinde ilişkiyi koruyabilmektir. Araştırmalar da çatışma davranışlarının sosyal ve ekonomik koşullar gibi ilişkinin dışındaki faktörlerden etkilenebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla çiftlerin iletişim biçimlerini değerlendirirken yalnızca bireysel davranışlara değil, içinde bulundukları yaşam koşullarına da bakmak gerekir (Ross et al., 2019).

Tartışma Sırasında Neden Kendimizi Kontrol Etmek Zorlaşabilir?

Yoğun çatışma sırasında kişi kendisini tehdit altında veya anlaşılmamış hissedebilir. Böyle bir durumda karşı tarafın söylediklerini anlamaya çalışmak yerine kendisini savunmaya veya geri çekilmeye odaklanabilir. Bu nedenle bazı tartışmalarda konuşmaya devam etmek yerine kısa bir mola vermek daha işlevsel olabilir. Ancak burada sağlıklı mola ile cezalandırıcı sessizlik arasındaki fark önemlidir. “Şu an çok öfkeliyim. Biraz sakinleşmeye ihtiyacım var, daha sonra bu konuşmaya devam edelim.” demek, iletişimi tamamen reddetmekten farklıdır. Birincisi çatışmayı düzenlemek amacı taşıyabilirken, ikincisi karşı tarafı cezalandırmaya veya ilişkiden uzaklaşmaya dönüşebilir. Dolayısıyla önemli olan yalnızca konuşmak değil, konuşmayı sürdürebilecek duygusal koşulları da oluşturabilmektir.

Tartışmadan Sonra Ne Oluyor?

Bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını anlamak için yalnızca çiftlerin ne kadar tartıştığına bakmak yeterli değildir. Tartışmanın ardından ne yaptıkları da önemlidir. İlişki araştırmalarında onarım girişimleri (repair attempts), çatışmanın daha fazla büyümesini önlemek ve ilişkinin yeniden güvenli bir zemine dönmesini sağlamak amacıyla yapılan davranışlar olarak ele alınmaktadır. Özür dilemek, ses tonunu yumuşatmak, sorumluluk almak, partnerin duygusunu kabul etmek veya konuşmaya daha sakin bir şekilde yeniden başlamak bunlara örnek olabilir. Çatışmaların ardından ilişkiyi yeniden düzenleyebilmek, çiftlerin yaşadıkları anlaşmazlığın etkisini azaltmalarına yardımcı olabilir. Nitekim çift ilişkilerine yönelik müdahalelerin ilişki doyumu üzerinde olumlu etkiler yaratabildiğini gösteren güncel çalışmalar bulunmaktadır (Joseph et al., 2025). Bu nedenle sağlıklı ilişkiler, hiç kırılmayan veya hiç tartışmayan ilişkiler olmak zorunda değildir. Bazen ilişkinin gücünü gösteren şey, yaşanan kırılmanın ardından tarafların birbirlerine yeniden nasıl yaklaşabildiğidir.

Sevgi Tek Başına Yeterli mi?

Birbirini sevmek, sağlıklı bir ilişkinin önemli bir parçasıdır; ancak tek başına yeterli o. Güven, saygı, iletişim, karşılıklı sorumluluk ve duygusal duyarlılık da ilişkinin sürdürülebilmesinde önemli bir yere sahiptir. İki insan birbirini çok sevmesine rağmen sürekli birbirini küçümsüyor, duygularını görmezden geliyor veya sorunlar karşısında iletişim kurmayı reddediyorsa yalnızca sevginin varlığı ilişkinin sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte, her tartışmayı ilişkinin bitmesi gereken bir işareti olarak görmek de doğru değildir. Belki de bir ilişkide sorulması gereken soru “Hiç kavga ediyor muyuz?” değil, “Kavga ettiğimizde birbirimize nasıl davranıyoruz?” sorusudur. Çünkü iki insanın her konuda aynı düşünmesi mümkün olmayabilir. Ancak farklılıkların içinde birbirini incitmeden konuşabilmek, gerektiğinde durabilmek, sorumluluk alabilmek ve çatışmanın ardından yeniden bağ kurabilmek öğrenilebilir. Birbirimizi seviyor olabiliriz. Fakat sağlıklı bir ilişkiyi sürdürebilmek, yalnızca sevmeyi değil; birbirimizi anlamayı, dinlemeyi ve gerektiğinde ilişkiyi onarmayı da öğrenmeyi gerektirir.

Kaynakça

  • Bühler, J. L., Krauss, S., & Orth, U. (2021). Development of relationship satisfaction across the life span: A systematic review and meta-analysis. Psychological Bulletin, 147(10), 1012–1053.
  • Beeney, J. E., Franklin, C. A., Levy, K. N., & others. (2019). The emotional bank account and the Four Horsemen of the Apocalypse in couples. Journal of Family Psychology.
  • Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution: Behavior, physiology, and health. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221–233.
  • Joseph, J., et al. (2025). Effectiveness of couple interventions in marital distress. Journal of Family Medicine and Primary Care.
  • Ross, J. M., Karney, B. R., Nguyen, T. P., & Bradbury, T. N. (2019). Communication that is maladaptive for middle-class couples is adaptive for socioeconomically disadvantaged couples. Journal of Personality and Social Psychology, 116(4), 582–597.
  • Hashemi, B., et al. (2025). A network analysis of Gottman's Four Horsemen and relationship-related variables.
Buse Altın
Buse Altın
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisiyim. Aile, evlilik ve ilişki danışmanlığı alanında eğitimler aldım. Aile içi iletişim, çift ilişkileri, bireysel farkındalık, toplumsal ilişkiler ve kişisel gelişim temalarına ilgi duyuyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar