Giriş
Stres, modern yaşamın en sık karşılaşılan psikolojik deneyimlerinden biridir. İş, eğitim, aile ilişkileri, ekonomik sorunlar, sağlık problemleri ve gelecek kaygısı gibi pek çok durum stres yaşamamıza neden olabilir. Ancak stresin kendisinden çok, stres karşısında geliştirdiğimiz tutum yaşamımız üzerindeki etkisini belirleyebilir.
Günümüzde stresle baş etme konusunda sıklıkla “güçlü olmak”, “olumlu düşünmek” veya “hiçbir şeyi kafaya takmamak” gibi önerilerle karşılaşıyoruz. Oysa stres yönetimi, kişinin olumsuz duygularını yok etmesi ya da her koşulda sakin kalması anlamına gelmez. Asıl amaç, stres yaratan durumları fark etmek, kontrol edilebilen ve edilemeyen unsurları ayırt etmek ve kişinin kendi kaynaklarını daha etkili kullanabilmesini sağlamaktır.
Stresi anlamak, onunla baş etmenin ilk adımıdır
Stres yalnızca yaşanan olayın sonucu değildir. Kişinin yaşanan olayı nasıl değerlendirdiği de stres deneyiminde önemli bir rol oynar. Aynı olay farklı kişiler tarafından farklı biçimlerde algılanabilir ve bu nedenle farklı düzeylerde stres yaratabilir. Lazarus ve Folkman’ın (1984) stres ve başa çıkma yaklaşımına göre bireyin bir durumu nasıl değerlendirdiği ve sahip olduğu baş etme kaynaklarını nasıl algıladığı, stres tepkisinin oluşumunda önem taşımaktadır.
Bu nedenle stresle baş etmenin ilk adımlarından biri, kişinin kendi stres kaynaklarını tanımasıdır. “Beni ne strese sokuyor?”, “Bu durumun hangi kısmını kontrol edebilirim?” ve “Bu süreçte hangi desteğe ihtiyacım var?” gibi sorular, stres kaynağını daha açık biçimde değerlendirmeye yardımcı olabilir.
Kontrol edebildiklerinize odaklanın
Stresli dönemlerde kişinin kontrol alanının dışındaki konulara yoğunlaşması kaygıyı artırabilir. Gelecekte ne olacağı, başkalarının nasıl davranacağı veya geçmişte yaşanan bir olayın değiştirilemeyecek sonuçları tamamen kontrol edilemez.
Buna karşılık kişinin kendi davranışları, sınırları, günlük yaşam düzeni, yardım isteme biçimi ve sorun karşısındaki yaklaşımı belirli ölçüde kontrol edilebilir.
Bu noktada basit bir ayrım yapmak yararlı olabilir:
Kontrolümde olanlar ve kontrolümde olmayanlar.
Kontrol edilemeyen durumlara sürekli zihinsel enerji ayırmak yerine, kişinin kendi etki alanına yönelmesi stresin yönetilebilir hale gelmesine katkı sağlayabilir.
Stresle baş etmek yalnızca düşüncelerle ilgili değildir
Stres yönetimi çoğu zaman yalnızca zihinsel süreçler üzerinden ele alınmaktadır. Oysa stres, kişinin bedensel ve davranışsal işleyişini de etkileyebilir. Uzun süreli stres; uyku düzeni, dikkat, enerji ve günlük işlevsellik üzerinde olumsuz sonuçlara yol açabilir.
Bu nedenle stresle baş etmede günlük yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi önemlidir. Düzenli uyku, fiziksel aktivite, yeterli beslenme, dinlenmeye zaman ayırma ve gevşeme uygulamaları stresin yönetilmesine destek olabilir.
Ancak burada önemli bir nokta vardır: Kendine bakım vermek yeni bir performans alanına dönüşmemelidir.
Kişinin “stresimi de mükemmel yönetmeliyim” düşüncesiyle kendisine yeni bir baskı oluşturması, stres yönetiminin amacına ters düşebilir. Amaç kusursuz bir yaşam düzeni oluşturmak değil, kişinin kendi ihtiyaçlarını fark ederek daha dengeli bir yaşam sürdürebilmesidir.
Sosyal destek stresin yükünü azaltabilir
Stresli dönemlerde bireyin çevresinden aldığı sosyal destek önemli bir baş etme kaynağı olabilir. Güvenilen kişilerle konuşmak, duyguları paylaşmak ve gerektiğinde yardım istemek kişinin stresle mücadele etmesini kolaylaştırabilir. Sosyal ilişkilerin psikolojik iyi oluş ve stresle baş etme açısından önemli bir kaynak olduğu farklı araştırmalarda da vurgulanmaktadır (Taylor, 2011).
Bu nedenle yardım istemek bir güçsüzlük göstergesi olarak değerlendirilmemelidir. Her problemi tek başına çözmeye çalışmak yerine gerektiğinde destek almak, kişinin sahip olduğu psikolojik kaynakları daha etkili kullanmasının bir parçasıdır.
Stresle mücadelede en önemli değişim: Kendinize yaklaşımınız
Stresli olduğumuzda kendimize karşı kullandığımız dil, yaşadığımız süreci daha da zorlaştırabilir.
“Bunun üstesinden gelmeliyim.”
“Daha güçlü olmalıyım.”
“Böyle hissetmemeliyim.”
“Başkaları dayanabiliyorsa ben de dayanmalıyım.”
Bu düşünceler kişiyi motive etmek yerine üzerinde ek bir baskı oluşturabilir. Bunun yerine daha gerçekçi ve kabul edici bir yaklaşım geliştirmek önemlidir:
“Şu anda zorlanıyorum ve bu anlaşılabilir bir durum.”
“Her şeyi aynı anda çözmek zorunda değilim.”
“Kontrol edebildiğim noktaya odaklanabilirim.”
Bu yaklaşım, stresin tamamen ortadan kalkmasını sağlamasa da kişinin stres karşısındaki tutumunu değiştirebilir.
Sonuç
Stres yaşamın tamamen ortadan kaldırılabilecek bir parçası değildir. Bu nedenle gerçekçi hedef, hiç stres yaşamamak değil; stres karşısında daha sağlıklı ve işlevsel baş etme yolları geliştirmektir.
Bunun için öncelikle stres kaynaklarını fark etmek, kontrol edilebilen ve edilemeyen durumları ayırt etmek, günlük yaşamda temel ihtiyaçlara dikkat etmek, sosyal destekten yararlanmak ve gerektiğinde profesyonel yardım almak önemlidir.
Unutmamak gerekir:
Güçlü olmak hiç zorlanmamak değildir. Güçlü olmak, zorlandığınızı fark ettiğinizde kendinize karşı daha anlayışlı davranabilmektir.
Stresle baş etmek, kendinizle savaşmak değil; kendinizi daha iyi anlamayı öğrenmektir.
Kaynakça
- Lazarus, R. S., & Folkman, S. (1984). Stress, appraisal, and coping. Springer.
- Taylor, S. E. (2011). Social support: A review. In H. S. Friedman (Ed.), The Oxford handbook of health psychology (pp. 189–214). Oxford University Press.
