Tanıdan Sonra: Hastalıkla Birlikte Değişen Benlik
İnsan çoğu zaman bedeninin sessizliğinde yaşar. Nefesini, attığı adımları, sabah uyanıp ayağa kalkabildiğini ya da gün içinde yorulmadan hareket ettiğini fark etmeden hayatına devam eder. Beden, ancak bu sessizliği bozulduğunda görünür olur. Öksürük, vücutta tuhaf bir şişlik, şiddetli bir baş ağrısı ya da halsizlikle birlikte beden, alışılmış hareketlerin de aksayabileceğini fısıldar. Tanı almak çoğu zaman sadece tıbbi bir bilgi sahibi olmak değildir. Kişinin kendi bedeniyle, geleceğiyle ve kendisiyle ilgili kurduğu hikayeyle ilişkisinin değişmeye başladığı bir eşiktir. Hastalık, sadece organları ya da sistemleri etkileyen biyolojik bir süreç olarak kalmaz; belirsizlik, kontrol kaybı, kimlik değişimi ve kayıp duygusuyla birlikte psikolojik bir deney halini alabilir. Bir hastalıkla yaşamak yalnızca birkaç ilaç alıp doktora gitmeye devam etmek değildir. Aksine kişi, bütün benliğini sorgulayacağı, hikayesine yeni bir paragraf ekleyeceği yeni bir döneme girmiştir.
Tanı Almak: Hayat Hikayesinde Yeni Bir Paragraf
İnsan, hayatını çoğu zaman kesintisiz bir anlatı olarak görür. Bugün dünü, yarın da bugünün devamıymış gibi görünür. Geleceğe dair planlar yapar, bedeniyle kurduğu ilişkiyi sorgulamadan sürdürür ve yarının bugüne benzeyeceğini varsayar. Oysa bir tanı, bu sürekliliği beklenmedik bir biçimde kesintiye uğratabilir. Daha önce sıradan görünen eylemler yeniden değerlendirilmeye başlanır. Merdiven çıkmak, bir seyahat planı yapmak, tek başına kalabilmek, zorlanmadan nefes alabilmek birden zor gelmeye başlayabilir. Hastalık yaşamın merkezine yerleştiğinde kişi yalnızca semptomlarıyla değil, alışık olduğu yaşam düzeninin değişmesiyle de baş etmeye çalışır (Bury, 1982).
Sosyolog Michael Bury (1982), kronik hastalıkların bireyin yaşam anlatısında bir “biyografik kesinti” yaratabileceğini söylemiştir. Bu kavrama göre hastalık, kişinin geçmişini yeniden düşünmesine ve geleceğini yeniden planlamasına yol açan bir dönüm noktasıdır. Tanıdan önce açıklaması zor olan belirtiler yeni bir anlam kazanır, tanıdan sonra ise gelecek artık eskisi kadar tahmin edilebilir olmayabilir. Bu yüzden hastalık, sadece bedensel bir değişiklik değil, kişinin kendisini, hayatını ve geleceğini anlama şeklini etkileyen psikolojik bir süreçtir; hikayeye yön değiştiren yeni bir paragraf eklenir.
Hastalık Kimliği: Hikayenin Başkahramanı Değiştiğinde
Tanının hayat hikâyesine eklediği yeni paragraf zamanla kişinin kendisini anlatma biçimini de değiştirebilir. Birini eşi, birinin arkadaşı, bir öğrenci, bir yazar değil hasta bir öğrenci, hasta bir yazar, birinin hasta eşi, birinin hasta kardeşi haline dönüşebilir. Hastalık günlük yaşamın merkezine yerleşmeye başladığında kişi, kendisini giderek daha fazla hastalığı üzerinden tanımlamaya başlayabilir (Oris et al., 2018). Psikoloji literatüründe bu durum, “hastalık kimliği” (illness identity) kavramıyla açıklanır. Bu kavram, hastalığın benlik algısına nasıl katıldığını anlatır ve tanının kişinin hayatındaki yerini anlamak için önemli bir çerçeve sunar. Buradaki asıl mesele, hastalığın var olması değildir; kişinin tüm hikayesinin tek bir başlık altında toplanmaya başlamasıdır. Kontroller, ilaç saatleri, semptomların takibi ve geleceğe dair sağlıkla ilgili kararlar zamanla hayatın diğer bölümlerini gölgede bırakabilir (Oris et al., 2018; Charmaz, 1983). Bu noktada kişi ayna karşısında “Hastalığı olan biri miyim, yoksa hastalığımdan ibaret biri miyim?” sorusunu kendine sorabilir. Bu iki ifade arasındaki fark sadece bir kelime oyunu değildir; benlik algısı açısından da önemli bir ayrımı gösterir. İlkinde hastalık hayatın bir parçasıdır, ikincisinde ise hastalık, hayatın tamamını anlatan bir kimliğe dönüşme tehlikesi taşır. Kronik hastalıkla yaşayan birçok kişi, hastalığın sadece fiziksel belirtilerle sınırlı kalmadığını, kişinin kendini tanımlama biçimiyle de yakından ilgili olduğunu deneyimlemektedir (Charmaz, 1983; Oris et al., 2018). Kendini bağımsız, üretken veya fiziksel olarak güçlü biri olarak tanımlayan bir kişi, hastalık sonrası bu tanımları yeniden gözden geçirmek zorunda kalabilir. Bu yüzden hastalık sadece beden üzerinde değil, kişinin “Ben kimim?” sorusuna verdiği cevap üzerinde de etkili olabilir. Ancak değişen benlik algısı, kişinin eski hâlini tamamen kaybettiği anlamına gelmez; aksine psikolojik uyum süreci, hastalığı hayatın tamamı yapmadan ona yeni bir anlam verebilmeyi içerir. Çünkü insan, yaşadığı hastalıklardan, kayıplardan veya değişimlerden oluşan bir varlık değildir, tüm bu olgularla birlikte şekillenen daha geniş bir hikâyesi vardır.
Henüz Yazılmamış Sayfalar: Belirsizlikle Yaşamak
İnsan, hayatını çoğunlukla geleceğe dair kurduğu küçük varsayımlara göre şekillendirir. Yarın ne yapacağını bilir, gelecek haftayı planlar, yıllar sonra nasıl bir hayat sürebileceğine dair kafasında bir taslak oluşturur. Ancak bir hastalık deneyimi, bazen bu taslağı yeniden düşünmeyi gerektirebilir. Daha önce kesin olan birçok şey belirsizleşir; bedenin nasıl tepki vereceği, tedavinin nasıl ilerleyeceği ya da eski yaşam düzenine ne kadar dönülebileceği gibi konular zor sorulara dönüşür. Seyahatler ertelenir, eğitim etkilenir, iş ertelenir, belki tedavi için başka şehirlere, ülkelere gidilir. Sağlık psikolojisi alanında belirsizlik, özellikle kronik hastalıklarla yaşayan kişilerin psikolojik uyum süreçlerinde önemli bir yer tutar. Hastalığın gidişi, semptomların değişkenliği ve geleceğe dair öngörü eksikliği kişinin kontrol duygusunu etkileyebilir. Mishel’in (1988) Belirsizlik Yönetimi Kuramı, hastalık sürecinde belirsizliğin kişinin olayları anlamlandırma biçimini ve psikolojik uyumunu etkileyebileceğini söyler.
Kaybolan Sayfaların Ardından: Eski Benliğin Yası
İnsan, hayatındaki değişimleri çoğu zaman sadece gelecekte olacak dönüşümler olarak yaşamaz. Bazen geçmişte sahip olduğu bir hayatın ardından sessiz bir yas sürecinden de geçer. Hastalıkla birlikte değişen şeyler sadece günlük rutinler ya da fiziksel kapasite değildir. Kişinin kendini tanımladığı bazı roller, alışkanlıklar ve geleceğe dair beklentiler de değişebilir. Bu yüzden kronik hastalık yaşantısı, sadece mevcut durumla başa çıkmayı değil, bazen geride kalan eski benliğe veda etmeyi de gerektirebilir. Kayıp, çoğu zaman sadece fiziksel olarak varlığını yitiren şeylerle ilişkilendirilir. Ancak psikolojide, kişinin ulaşamadığı veya artık sahip olamadığı bir yaşam biçimi için de yas tutabileceği kabul edilir. Boss (1999), belirsiz kayıp (ambiguous loss) kavramıyla, fiziksel olarak tamamen ortadan kalkmayan ama eski haliyle ulaşılamayan kayıpların kişi üzerinde yarattığı psikolojik etkiye dikkat çekmiştir. Kronik hastalık yaşayan biri için kayıp, eski enerji düzeyi, bağımsızlık hissi, bedenine duyduğu güven ya da geleceğe dair kesinlik duygusu olabilir. Charmaz (1983), kronik hastalığın kişinin eski benlik algısında bir kırılma yaratabileceğini ve kişinin önceki kimlikleriyle yeni yaşam koşulları arasında bir çatışma yaşayabileceğini söylemiştir. Örneğin, kendini aktif, üretken veya özgür biri olarak tanımlayan bir kişi, hastalık sonrası bu tanımlarını yeniden düşünmek zorunda kalabilir. Bu süreç sadece fiziksel sınırlamalarla ilgili değildir. Kişinin “artık eskisi gibi değilim” düşüncesiyle de ilgilidir. Ancak yas, sadece kaybedilen şeylere bakmak demek değildir, aksine aynı zamanda değişen koşullar içinde yeni bir anlam bulma sürecidir. Hastalıkla yaşamak, geçmişteki benliği tamamen geride bırakmak değil, eski ve yeni parçaları, anılar ve hikayeleri bir çatı altında toplayabilmektir.
Kaynakça
- Boss, P. (1999). Ambiguous loss: Learning to live with unresolved grief. Harvard University Press.
- Bury, M. (1982). Chronic illness as biographical disruption. Sociology of Health & Illness, 4(2), 167–182. https://doi.org/10.1111/1467-9566.ep11339939
- Charmaz, K. (1983). Loss of self: A fundamental form of suffering in the chronically ill. Sociology of Health & Illness, 5(2), 168–195. https://doi.org/10.1111/1467-9566.ep10491512
- Mishel, M. H. (1988). Uncertainty in illness. Image: The Journal of Nursing Scholarship, 20(4), 225–232. https://doi.org/10.1111/j.1547-5069.1988.tb00082.x
- Oris, L., Luyckx, K., Rassart, J., Goubert, L., Goossens, E., & Apers, S. (2018). Illness identity in adults with a chronic illness: A systematic review of the literature. Journal of Clinical Psychology in Medical Settings, 25, 427–441. https://doi.org/10.1007/s10880-018-9552-0


