Cuma, Temmuz 31, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Partnerinizi Aslında Kim Seçiyor: Siz mi, Çocukluğunuz mu?

Hayatınıza aldığınız kişiyi siz mi seçiyorsunuz yoksa ailenizden gelen bağlanma kalıplarının bir sonucu mu?

Romantik ilişkiler özgür bir seçim olarak görünse bile partner seçimi, çoğu zaman yalnızca tesadüflerin veya bilinçli tercihlerimizin bir sonucu değildir. Psikoloji, bize partner seçimlerimizin geçmişten getirdiğimiz deneyimler, çocuklukta kurduğumuz ilişkiler ve geliştirdiğimiz bağlanma stillerinin etkisiyle farkında olmadan şekillendiğini göstermektedir. Bireyin çocukluğunda bakım verenle kurduğu ilişki, partnerinden beklediği sevgiye, duygusal yakınlığa ve güvene ilişkin beklentilerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynayabilir.

Çocukluk döneminde bakım verenlerle kurulan ilk ilişkiler, bireyin yalnızca bakım almasını değil, aynı zamanda sevgiye, güvene ve kendi değerine ilişkin ilk deneyimlerini de oluşturur. Çocuk, duygusal ihtiyaçlarına nasıl karşılık verildiğini, kendisini ne kadar güvende hissettiğini ve destek görüp görmediğini deneyimleyerek, ilerleyen yaşlarda kuracağı ilişkilere yönelik beklentilerini şekillendirebilir. Yapılan araştırmalar, bakım verenle kurulan olumlu ilişkilerin ve ebeveynin demokratik tutumunun bireyin güven temelli ilişkiler geliştirmesine ve partner seçiminde daha sağlıklı tercihler yapmasına katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Buna karşılık, otoriter ebeveyn tutumunun bireyin ilişkilere yönelik beklentilerini olumsuz etkileyebileceği ve bunun partner seçimlerine de yansıyabileceği belirtilmektedir.

Çocukluk döneminde edinilen bu deneyimlerin partner seçimimizdeki etkisi ve romantik ilişkilerdeki yansıması, John Bowlby tarafından geliştirilen bağlanma kuramı ile açıklanmaktadır. Bowlby, çocuk ile bakım veren arasında kurulan duygusal ilişkinin, bireyin duygusal gelişimi ve kurduğu romantik ilişkiler üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu ileri sürmüştür. Bağlanma kuramındaki bu yaklaşım, bireyin yetişkinlikte kurduğu romantik ilişkilerin güvene dayalı olmasının, duygusal yakınlık geliştirmesinin, partnerine güven duymasının ve ilişkiyi sürdürme biçiminin çocukluk dönemindeki bağlanma deneyimleriyle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda yetişkinlikte kurduğumuz romantik ilişkilerde sergilediğimiz tutumlar, çocukken edindiğimiz bağlanma deneyimlerimizin bir yansıması olarak ortaya çıkabilmektedir.

Peki, bu durum kurduğumuz romantik ilişkilerde ve partner seçimlerimizde kendini nasıl göstermektedir? Romantik ilişkiler çoğu zaman ilk dönemlerinde yoğun ilgi ve heyecan duygularıyla başlar. Bu süreçte partnerimizi daha çok sahip olduğunu düşündüğümüz olumlu özellikleri üzerinden değerlendirir ve bazı özelliklerini olduğundan daha olumlu algılayabiliriz. Ancak zaman geçtikçe, partnerimizi daha yakından tanımaya başladıkça yalnızca güçlü yönlerini değil, alışkanlıklarını, tepkilerini, iletişim biçimini ve duygusal örüntülerini daha gerçekçi bir şekilde tanımaya başlarız. İşte tam bu noktada, partnerimizin aslında çocukluğumuzdan itibaren çevremizde yer alan önemli kişilerin çeşitli özelliklerini taşıdığını görebiliriz. Bazen annemizin şefkatini, babamızın otoriter tavrını, bir bakım verenin eleştirel yaklaşımını ya da bize güven veren bir aile üyesinin sıcaklığını partnerimizde bulabiliriz. Başka bir deyişle, partnerimiz tek bir kişiyi temsil etmekten ziyade geçmişimizde iz bırakan insanların farklı özelliklerinin birleşiminden oluşan bir bütün gibi algılanabilir. Bu benzerliklerin farkında olmak, romantik ilişkilerde verdiğimiz kararları ve ilişki dinamiklerini anlamlandırabilmek açısından önemli bir bakış açısı sunmaktadır.

Kaynakça

  • Özkan, C., & Noyan, C. O. (2024). Ebeveyn ilişkisiyle partner seçimi arasındaki ilişkinin incelenmesi. Mutluluk ve İyi Oluş Dergisi, 10(17), 32–44.
  • Güner, S. B., & Karaaziz, M. (2026). Bağlanma kuramı ile çift ilişkilerinde güven ve yakınlık. Journal of Criminology, Sociology and Law, 7(2), 54–76.
Nisa Çelik
Nisa Çelik
Merhaba ben Nisa, Kıbrıs Uluslararası Final Üniversitesinde Psikoloji alanında eğitimimi sürdürüyorum. Psikoloji bölümünü tercih etmemin en temel sebebi kendi iyi oluşumumu sağlayıp insanlara değer ve fayda kazandırmaktır. Çocukluğumdan beri ilgi alanım olan yazarlığı özellikle psikolojinin incelediği insan ilişkileri ve travmalar alanında sürdürmeyi planlıyorum. Aldığım eğitimler : İstanbul Üniversitesi Pozitif Psikoloji Eğitimi İstanbul Üniversitesi: Pozitif Psikoloji Eğitimi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar