20’li yaşlar, insan yaşamında hem en umut verici hem de en kafa karıştırıcı dönemlerden biridir. Bu yıllar, bireyin ergenlikten çıkıp yetişkinliğe adım attığı, kimlik arayışının yoğunlaştığı, kariyer ve ilişkiler üzerine kritik kararların alındığı bir evredir. Psikolojide bu döneme “emerging adulthood” yani “beliren yetişkinlik” adı verilir. Arnett (2000) bu dönemi “ne tam ergenlik ne de tam yetişkinliktir; bu dönem bir geçiştir” diye tanımlar. Bu geçişin en belirgin özelliği ise belirsizliktir.
Giriş
Belirsizlik, insan zihni için doğal bir stres kaynağıdır. Bilişsel süreçlerimiz öngörülebilirliği sever; çünkü öngörülebilirlik güven hissi yaratır. Ancak 20’li yaşlarda hayatın birçok alanı öngörülemez hale gelir. Kariyer seçimleri, ilişkilerin yönü, ekonomik bağımsızlık, hatta yaşanacak şehir bile belirsizdir. Erikson (1968) bu dönemi “kimlik kazanma ile rol karmaşası arasında gidip gelme süreci” olarak tanımlar. Bu karmaşa, bireyin zihninde sürekli bir “acaba” sorusu üretir.
Temel Çerçeve
Bir kahve sohbetinde arkadaşınızın “Hayatım çok karışık, ne yapacağımı bilmiyorum” dediğini duymuşsunuzdur. Bu cümle, 20’li yaşların ruh halini özetler. Belirsizlik bazen özgürlük hissi verir; çünkü her şey mümkün görünür. Ama aynı zamanda kaygı yaratır; çünkü hiçbir şey kesin değildir. Psikolojide bu ikili duyguya ambivalans denir: aynı anda hem umut hem kaygı taşımak.
Bilimsel araştırmalar, bu dönemde belirsizliğin kaygı ve depresyon riskini artırdığını gösteriyor. Galambos, Barker ve Krahn (2006) genç yetişkinlerde belirsizlikle başa çıkamamanın uzun vadede depresyon ve düşük özsaygıya yol açabileceğini bulmuştur. Schwartz, Côté ve Arnett (2005) ise “kimlik ve bireyselleşme süreci, belirsizlikle mücadele etme kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir” diyerek bu dönemin önemini vurgular.
Değerlendirme
Türkiye bağlamında düşündüğümüzde, bu belirsizlik daha da yoğun hissedilir. KPSS gibi sınavlar, işsizlik oranları, ailelerin beklentileri ve toplumsal baskılar genç yetişkinlerin zihninde ek bir yük oluşturur. Bir yandan “başarılı olmalıyım” baskısı, diğer yandan “kendi yolumu bulmalıyım” arzusu arasında sıkışan gençler, çoğu zaman varoluşsal kaygı yaşar. Viktor Frankl’ın logoterapi yaklaşımında bu kaygı, anlam arayışının doğal bir parçası olarak görülür. Frankl (1963) bunu şöyle ifade eder: “İnsanın temel motivasyonu haz değil, anlamdır.”
Bu dönemde bireyler, kimliklerini yeniden tanımlarken farklı psikolojik kavramlarla karşılaşırlar. Kimlik statüleri (Marcia, 1966) bu süreci açıklamak için kullanılır: kimlik dağınıklığı, askıya alma, erken bağlanma ve başarı. 20’li yaşlarda birçok genç, kimlik askıya alma sürecinde kalır; yani seçenekleri dener, ancak kesin bir karar vermez. Bu da belirsizliği artırır.
Aynı zamanda öz-yeterlik (self-efficacy) kavramı da önemlidir. Bandura’ya göre öz-yeterlik, bireyin kendi becerilerine olan inancıdır. 20’li yaşlarda düşük öz-yeterlik, belirsizlikle başa çıkmayı zorlaştırır. Yüksek öz-yeterlik ise bireyin risk almasını, yeni yollar denemesini kolaylaştırır.
Belirsizlikle başa çıkmanın yolları ise psikolojide farklı kavramlarla açıklanır. Dayanıklılık (resilience), bireyin zorluklara rağmen uyum sağlayabilme kapasitesidir. Bilişsel esneklik, farklı bakış açılarını değerlendirebilme yeteneği, belirsizlikle mücadelede kritik rol oynar. Mindfulness yani bilinçli farkındalık, bireyin anda kalmasını sağlayarak geleceğin belirsizliğini hafifletir. Küçük adımlar atmak, büyük kararları parçalara bölmek, sosyal destek ağlarını güçlendirmek de bu dönemde psikolojik dengeyi korumaya yardımcı olur.
Sohbet havasında düşünürsek, 25 yaşındaki bir genç “KPSS’ye hazırlanıyorum ama aynı zamanda yurt dışına gitmek istiyorum, karar veremiyorum” diyebilir. Bu cümle, belirsizliğin hem umut hem kaygı taşıyan doğasını gösterir. Bir yandan yeni fırsatlar, diğer yandan riskler vardır. İşte bu ikili yapı, 20’li yaşların ruhsal dinamiğini oluşturur.
Sonuçta 20’li yaşlar, belirsizliğin en yoğun hissedildiği ama aynı zamanda en çok öğrenilen dönemdir. Bu belirsizlik, kimliğin şekillenmesi için gerekli bir süreçtir. Arnett (2000) bunu şöyle özetler: “Beliren yetişkinlik, kimliğin en çok sorgulandığı ve yeniden tanımlandığı dönemdir.” Belirsizlikten kaçmak yerine onunla dans etmeyi öğrenmek, bu dönemi daha anlamlı kılar.
Kaynakça
- Arnett, J. J. (2000). Emerging adulthood: A theory of development from the late teens through the twenties. American Psychologist, 55(5), 469–480.
- Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and crisis. Norton.
- Galambos, N. L., Barker, E. T., & Krahn, H. J. (2006). Depression, self-esteem, and anger in emerging adulthood: Seven-year trajectories. Developmental Psychology, 42(2), 350–365.
- Schwartz, S. J., Côté, J. E., & Arnett, J. J. (2005). Identity and agency in emerging adulthood: Two developmental routes in the individualization process. Youth & Society, 37(2), 201–229.
- Frankl, V. (1963). Man’s Search for Meaning. Beacon Press.
- Marcia, J. E. (1966). Development and validation of ego-identity status. Journal of Personality and Social Psychology, 3(5), 551–558.
- Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. Freeman.


