1. Polivagal Teori (PVT) İnsan davranışları uzun yıllar boyunca düşünce, duygu ve bilinçli karar verme süreçleri üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak günümüzde nörobilim alanındaki gelişmeler, bireyin davranışlarının yalnızca psikolojik süreçlerden değil, aynı zamanda bedenin otomatik düzenleme sistemlerinden de etkilendiğini ortaya koymaktadır. İnsan organizması çevresindeki değişimleri sürekli olarak değerlendirir ve bu değerlendirmelere bağlı olarak fizyolojik, duygusal ve davranışsal tepkiler geliştirir.
Giriş
Bu noktada Stephen W. Porges tarafından 1994 yılında ortaya konulan Polivagal Teori, insan sinir sisteminin güvenlik ve tehdit algılarına nasıl yanıt verdiğini açıklayan önemli nörobiyolojik yaklaşımlardan biri olarak kabul edilmektedir. Teori, özellikle travma psikolojisi, klinik psikoloji, psikoterapi ve sağlık psikolojisi alanlarında geniş bir kullanım alanı bulmuştur.
Temel Çerçeve
Polivagal Teori'nin temel varsayımı, insanın çevresini yalnızca bilinçli bilişsel süreçlerle değerlendirmediği; aynı zamanda sinir sisteminin otomatik olarak güvenlik, tehdit veya yaşamı tehdit eden durumlara göre organize olduğudur. Buna göre bireyin kaygı, korku, sakinlik, sosyal yakınlık kurma veya geri çekilme gibi davranışları, otonom sinir sisteminin farklı aktivasyon durumlarıyla ilişkilidir.
Teorinin anlaşılabilmesi için öncelikle otonom sinir sisteminin yapısının ve işleyişinin incelenmesi gerekmektedir.
Değerlendirme
2. Otonom Sinir Sistemi Sinir sistemi genel olarak merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sistemi olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Merkezi sinir sistemi beyin ve omurilikten meydana gelirken, periferik sinir sistemi merkezi sinir sistemi ile vücudun diğer bölgeleri arasındaki iletişimi sağlayan sinir ağlarından oluşmaktadır.
Periferik sinir sistemi kendi içerisinde somatik sinir sistemi ve otonom sinir sistemi olarak ikiye ayrılmaktadır. Somatik sinir sistemi bireyin istemli hareketlerinden sorumludur ve iskelet kaslarının kontrolünü sağlar. Buna karşılık otonom sinir sistemi, kişinin bilinçli kontrolü dışında gerçekleşen fizyolojik süreçleri düzenleyen karmaşık bir sistemdir.
Kalp atım hızının ayarlanması, solunum düzeni, kan basıncı, sindirim faaliyetleri, hormon salınımı, vücut sıcaklığının korunması ve metabolik süreçler otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilmektedir. İnsan, bu sistem aracılığıyla yaşamını sürdürebilmek için gerekli olan temel biyolojik düzenlemeleri otomatik biçimde gerçekleştirir.
Otonom sinir sisteminin temel amacı organizmanın iç dengesini korumaktır. Bu durum homeostaz kavramı ile açıklanmaktadır. Homeostaz, organizmanın çevresel değişikliklere rağmen iç ortamını dengede tutabilme kapasitesidir. Örneğin vücut sıcaklığının belirli bir seviyede tutulması, kan şekeri düzeyinin düzenlenmesi ve kalp ritminin ihtiyaca göre değiştirilmesi homeostatik mekanizmalara örnek olarak gösterilebilir.
3. Otonom Sinir Sisteminin Temel Bölümleri Otonom sinir sistemi üç temel bölümden oluşmaktadır: sempatik sinir sistemi, parasempatik sinir sistemi ve enterik sinir sistemi.
3.1. Sempatik Sinir Sistemi Sempatik sinir sistemi, organizmanın tehdit veya stres durumlarına karşı hızlı şekilde hazırlanmasını sağlayan temel savunma sistemidir. Literatürde genellikle "savaş ya da kaç" (fight or flight) mekanizması olarak tanımlanmaktadır.
Birey bir tehdit algıladığında sempatik sistem aktive olur ve organizmanın hayatta kalmaya yönelik hazırlık yapmasını sağlar. Bu süreçte adrenal bezlerden adrenalin ve noradrenalin hormonları salgılanır. Kalp atım hızı artar, solunum hızlanır, kaslara giden kan miktarı yükselir ve bireyin çevreye karşı daha hızlı tepki verebilmesi sağlanır.
Örneğin kişinin ani bir tehlike ile karşılaşması durumunda kalbin hızla çarpması, kasların gerilmesi ve dikkat düzeyinin artması sempatik aktivasyonun sonuçlarıdır. Bu mekanizma kısa süreli durumlarda yaşamı koruyucu bir işleve sahiptir. Ancak uzun süreli sempatik aktivasyon kronik stres, anksiyete bozuklukları, uyku problemleri ve çeşitli bedensel rahatsızlıklarla ilişkili olabilmektedir.
3.2. Parasempatik Sinir Sistemi Parasempatik sinir sistemi, organizmanın dinlenme, yenilenme ve enerji depolama süreçlerinden sorumludur. Bu sistem genellikle "dinlen ve sindir" (rest and digest) olarak ifade edilmektedir.
Parasempatik sistem aktive olduğunda kalp atım hızı yavaşlar, sindirim faaliyetleri artar, enerji tüketimi azalır ve beden sakinleşme durumuna geçer. Güvenli bir ortamda bulunmak, sosyal destek görmek, dinlenmek veya rahatlatıcı aktiviteler gerçekleştirmek parasempatik sistemin etkinleşmesini destekler.
Geleneksel yaklaşımlarda parasempatik sistem tek bir yapı olarak değerlendirilirken, Polivagal Teori parasempatik sistem içerisinde farklı işlevlere sahip iki ayrı vagal mekanizmanın bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, özellikle sosyal davranışların ve travmaya bağlı tepkilerin anlaşılmasında önemli bir katkı sağlamıştır.
3.3. Enterik Sinir Sistemi Enterik sinir sistemi, sindirim sistemi içerisinde bulunan ve bağırsak faaliyetlerini düzenleyen özel bir sinir ağıdır. Yaklaşık milyonlarca sinir hücresinden oluşan bu sistem, sindirim sürecinin büyük bölümünü bağımsız olarak kontrol edebilme özelliğine sahiptir.
Bağırsak ve beyin arasındaki çift yönlü iletişim günümüzde "bağırsak-beyin ekseni" olarak tanımlanmaktadır. Araştırmalar, bağırsak mikrobiyotasındaki değişimlerin stres, kaygı ve depresif belirtiler üzerinde etkili olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle enterik sinir sistemi yalnızca fizyolojik süreçlerde değil, psikolojik iyilik halinde de önemli bir rol üstlenmektedir.
4. Vagus Siniri ve Polivagal Teori Açısından Önemi Polivagal Teori'nin merkezinde vagus siniri bulunmaktadır. Vagus siniri, onuncu kranial sinir (Nervus Vagus) olarak bilinmekte ve beyin sapındaki medulla oblongatadan başlayarak vücudun birçok iç organına uzanmaktadır.
"Vagus" kelimesi Latince kökenli olup "gezgin" anlamına gelmektedir. Bu isim, sinirin vücut içerisinde geniş bir dağılıma sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Vagus siniri kalp, akciğerler, sindirim sistemi ve birçok organla bağlantılıdır.
Vagus sinirinin önemli özelliklerinden biri, beyin ile beden arasında çift yönlü iletişim sağlamasıdır. Sinir liflerinin büyük bölümü organlardan beyne bilgi taşıyan afferent liflerden oluşmaktadır. Bu durum beynin bedenin iç durumunu sürekli olarak izlemesine olanak sağlar.
Vagus siniri; kalp ritminin düzenlenmesi, solunum kontrolü, sindirim faaliyetleri, bağışıklık sistemi düzenlenmesi ve inflamasyon süreçlerinde rol almaktadır. Bunun yanında sosyal iletişim davranışlarında da etkili olduğu düşünülmektedir. Yüz ifadeleri, ses tonu, göz teması ve kişilerarası etkileşim gibi sosyal davranışların düzenlenmesinde vagal sistemin katkısı bulunmaktadır.
Polivagal Teori'ye göre insan sinir sistemi çevreden gelen güvenlik ve tehdit sinyallerini sürekli olarak değerlendirir. Bu değerlendirme sonucunda organizma sosyal bağ kurmaya, mücadele etmeye, kaçmaya veya donakalma durumuna geçmeye hazırlanır. Böylece teori, insan davranışlarını yalnızca zihinsel süreçlerle değil, beden ve sinir sistemi arasındaki bütüncül ilişki üzerinden açıklamaktadır.
Kaynakça
- Porges, S. W. (1995). Orienting in a defensive world: Mammalian modifications of our evolutionary heritage. A Polyvagal Theory. Psychophysiology, 32(4), 301–318. https://doi.org/10.1111/j.1469-8986.1995.tb01213.x
- Porges, S. W. (2001). The Polyvagal Theory: Phylogenetic substrates of a social nervous system. International Journal of Psychophysiology, 42(2), 123–146. https://doi.org/10.1016/S0167-8760(01)00162-3
- Porges, S. W. (2011). The Polyvagal Theory: Neurophysiological foundations of emotions, attachment, communication, and self-regulation. New York: W. W. Norton & Company.
- Dana, D. (2018). The Polyvagal Theory in Therapy: Engaging the rhythm of regulation. New York: W. W. Norton & Company.
- Thayer, J. F., & Lane, R. D. (2000). A model of neurovisceral integration in emotion regulation and dysregulation. Journal of Affective Disorders, 61(3), 201–216. https://doi.org/10.1016/S0165-0327(00)00338-4


