Cuma, Temmuz 17, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Terapi Diliyle Yaşamak: Psikolojik Kavramların Sosyal Medyada Yanlış Kullanımı

“Travma yaşadım.” “O tam bir narsist.” “Bu olay beni tetikledi.” “İlişkimiz toksikti.” Son yıllarda bu ifadeler, yalnızca terapi odalarında ya da akademik metinlerde değil, sosyal medya paylaşımlarında, günlük sohbetlerde ve popüler içeriklerde de sıkça kullanılmaya başladı. Psikolojiye yönelik ilginin artması, ruh sağlığı konusunda farkındalığın gelişmesi açısından önemli bir kazanım olarak değerlendirilebilir. Ancak psikolojik kavramların bilimsel bağlamından koparılarak günlük dile taşınması, bazı kavramların anlamını değiştirebilmekte ve yanlış anlaşılmalara yol açabilmektedir.

Özellikle TikTok, Instagram ve YouTube gibi platformlarda ruh sağlığı içeriklerinin yaygınlaşması, milyonlarca insanın psikolojiyle tanışmasını sağlamıştır. Bununla birlikte kısa videoların ve dikkat çekici içeriklerin öne çıktığı bu platformlarda karmaşık psikolojik süreçler çoğu zaman birkaç cümleyle açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu durum ise bilimsel doğruluk yerine kolay tüketilebilir bilgilerin yayılmasına neden olabilmektedir.

Psikolojik kavramların popülerleşmesi tek başına olumsuz değildir. Aksine birçok kişi, yaşadığı duyguları ilk kez isimlendirebilmekte, profesyonel destek alma konusunda cesaret kazanabilmekte ve ruh sağlığını önemsemeye başlamaktadır. Ancak kavramların yanlış kullanımı hem bireyin kendisini değerlendirme biçimini hem de başkalarıyla kurduğu ilişkileri olumsuz etkileyebilmektedir.

Son yıllarda en sık yanlış kullanılan kavramlardan biri “travma”dır. Günlük hayatta can sıkıcı ya da üzücü birçok olay “travmatik” olarak tanımlanabilmektedir. Oysa psikolojik travma, bireyin yaşamını ya da fiziksel bütünlüğünü tehdit eden veya yoğun çaresizlik yaratan olayların ardından ortaya çıkabilen karmaşık bir süreçtir. Elbette her bireyin yaşantısı kendine özgüdür ve aynı olay herkes üzerinde aynı etkiyi bırakmaz. Ancak her olumsuz deneyimi travma olarak adlandırmak, gerçek travmatik yaşantıların ciddiyetinin gölgelenmesine neden olabilir.

Benzer şekilde “tetiklenmek” kavramı da günlük dilde oldukça yaygınlaşmıştır. Klinik anlamda tetikleyici; geçmişte yaşanan zorlayıcı bir deneyimi hatırlatarak yoğun duygusal veya fiziksel tepkilere yol açan uyaranları ifade eder. Günümüzde ise hoşlanılmayan hemen her durum için “tetiklendim” ifadesi kullanılabilmektedir. Bu kullanım, kavramın psikolojik anlamını belirsizleştirebilir ve gerçek anlamda tetiklenme yaşayan bireylerin deneyimlerinin hafife alınmasına yol açabilir.

Sosyal medyada en fazla etiketlenen kavramlardan biri de “narsist”tir. Özellikle ilişki içeriklerinde, empati kurmakta zorlanan, bencil davranan ya da iletişim problemi yaşayan kişiler kolaylıkla narsist olarak tanımlanabilmektedir. Oysa Narsisistik Kişilik Bozukluğu, yalnızca belirli davranışlarla açıklanabilecek bir özellik değil; kapsamlı klinik değerlendirme gerektiren bir kişilik bozukluğudur. Bir kişinin zaman zaman benmerkezci davranması ya da hata yapması, onun narsisistik kişilik bozukluğuna sahip olduğu anlamına gelmez. Psikiyatrik tanılar yalnızca uzman değerlendirmesi sonucunda konulabilir.

Benzer biçimde “toksik insan” veya “toksik ilişki” ifadeleri de oldukça yaygın kullanılmaktadır. Elbette bazı ilişkiler bireyin psikolojik iyilik halini olumsuz etkileyebilir ve sağlıksız ilişki örüntüleri bulunabilir. Ancak her anlaşmazlık, iletişim sorunu ya da fikir ayrılığı “toksik” olarak tanımlandığında, ilişkilerin doğasında bulunan gelişim ve onarım süreçleri göz ardı edilebilir. İnsan ilişkileri çoğu zaman siyah ya da beyaz değildir; birçok ilişki uygun iletişim becerileri ve karşılıklı çabayla güçlenebilir.

Psikolojik kavramların yanlış kullanımının önemli sonuçlarından biri de öz tanı eğiliminin artmasıdır. Kişiler sosyal medyada karşılaştıkları birkaç belirtiyi kendileriyle eşleştirerek depresyon, dikkat eksikliği, obsesif kompulsif bozukluk ya da kişilik bozuklukları gibi tanıları kendilerine koyabilmektedir. Oysa psikolojik değerlendirme, bireyin yaşam öyküsü, belirtilerin süresi, şiddeti ve işlevsellik üzerindeki etkisi dikkate alınarak uzmanlar tarafından yürütülen kapsamlı bir süreçtir. Kendi kendine tanı koymak hem gereksiz kaygıya hem de gerçek sorunların gözden kaçmasına neden olabilir.

Bir diğer dikkat çekici konu ise algoritmaların etkisidir. Sosyal medya platformları, kullanıcıların ilgisini çeken içerikleri daha fazla göstermektedir. Ruh sağlığıyla ilgili birkaç video izleyen bir kullanıcı, kısa süre içinde benzer içeriklerle karşılaşmaya devam eder. Böylece kişi, kendisinde belirli bir psikolojik sorunun bulunduğuna dair güçlü bir inanç geliştirebilir. Bu durum literatürde “doğrulama yanlılığı” (confirmation bias) ile de ilişkilendirilebilir; birey, yalnızca mevcut düşüncesini destekleyen bilgileri fark etmeye başlayabilir.

Öte yandan psikoloji içeriklerinin tamamen zararlı olduğunu söylemek doğru değildir. Nitelikli içerikler, ruh sağlığı okuryazarlığını artırabilir, damgalanmayı azaltabilir ve profesyonel destek arama davranışını teşvik edebilir. Özellikle uzmanlar tarafından hazırlanan, bilimsel kaynaklara dayanan içerikler toplumun psikolojik bilgi düzeyine önemli katkılar sunmaktadır. Bu nedenle asıl mesele psikoloji konuşulması değil, psikolojinin bilimsel temelden uzaklaştırılmasıdır.

Dijital çağda bilgiye ulaşmak her zamankinden daha kolaydır. Ancak bilginin doğruluğunu değerlendirebilmek de en az bilgiye ulaşmak kadar önemlidir. Ruh sağlığına ilişkin içeriklerle karşılaşıldığında şu soruların sorulması faydalı olabilir: İçeriği paylaşan kişi alanında uzman mı? Verilen bilgiler bilimsel araştırmalarla destekleniyor mu? İçerik tüm insanları tek bir kalıba mı yerleştiriyor, yoksa bireysel farklılıklara dikkat çekiyor mu? Bu tür sorgulamalar yanlış bilgilerin etkisini azaltabilir.

Ayrıca psikolojik kavramları günlük yaşamda kullanırken daha özenli olmak, hem iletişim kalitesini artırabilir hem de ruh sağlığı alanına duyulan saygıyı güçlendirebilir. Her üzüntü depresyon, her unutkanlık dikkat eksikliği, her düzen sevgisi obsesif kompulsif bozukluk ya da her bencil davranış narsisizm değildir. İnsan davranışları çoğu zaman tek bir kavramla açıklanamayacak kadar karmaşıktır.

Sonuç olarak psikolojiye duyulan ilginin artması sevindirici bir gelişmedir. Ancak bu ilginin bilimsel bilgiyle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Psikolojik kavramların doğru bağlamda kullanılması, hem bireylerin kendilerini daha sağlıklı değerlendirmelerine hem de ruh sağlığı alanındaki yanlış inanışların azalmasına katkı sağlayacaktır. Sosyal medya, doğru kullanıldığında ruh sağlığı farkındalığını artıran güçlü bir araç olabilir. Bunun için içerik üreticilerinin etik sorumluluklarını gözetmesi, kullanıcıların ise eleştirel düşünme becerilerini kullanarak bilgiye yaklaşması gerekmektedir. Psikolojiyi popülerleştirmek ile psikolojiyi basitleştirmek arasındaki farkı gözetmek, dijital çağın en önemli ruh sağlığı sorumluluklarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR). American Psychiatric Association Publishing.
  • Haslam, N. (2016). Concept creep: Psychology’s expanding concepts of harm and pathology. Psychological Inquiry, 27(1), 1–17.
  • McLaughlin, K. A. (2016). Future directions in childhood adversity and youth psychopathology. Journal of Clinical Child & Adolescent Psychology, 45(3), 361–382.
  • World Health Organization. (2022). World mental health report: Transforming mental health for all. World Health Organization.
Ayla Alpfidan
Ayla Alpfidan
2001 doğumluyum. İstanbul Gelişim Üniversitesi Psikoloji bölümünden 2024 yılında mezun oldum. Lisans sürecimde üniversitenin blog ekibinde yazar olarak içerikler ürettim. Çocuk ve ergen psikolojisi ile oyun temelli yaklaşımlar üzerine ilgi duymakta, bu alanda kendimi geliştirmeye devam etmekteyim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar