Merhaba sevgili Psychology Times okurları,
Çoğu zaman değişimi, büyük bir motivasyon patlamasıyla ortaya çıkan bir “karakter savaşı” ilan ediyoruz. Güçlü bir irade, sağlam bir karakter ve disiplinle her şeyi yerli yerine koyabileceğimize inanıyoruz. Ancak işler ters gittiğinde, “Ben bunu yapamıyorum çünkü bende irade yok!” veya “Ben o işi beceremem, o kadar disiplinli değilim…” gibi etiketleri kolayca kendimize yapıştırıyoruz. Serimizin ilk yazısında belirttiğimiz gibi, insanı tamamen rasyonel ve mantıklı kararlar veren bir varlık olarak tanımlamak büyük bir hayal kırıklığına yol açar. Çünkü değişime ant içtiğimizde, başımız dik ve heyecanla yola çıktığımızda, bizi yarı yolda bırakan ilk şey o coşkulu motivasyonumuz olacaktır. Bu yönüyle motivasyonu tam da “iyi gün dostu” olarak tanımlayabiliriz. Günün yorgunluğu bastırdığında veya herhangi bir sebepten hafif bir üzüntü çöktüğünde, kaleyi ilk terk eden o olacaktır.
Sürdürülebilirlik sorununun temelinde, davranışlarımızı yöneten mekanizmaları yeterince tanımıyor olmamız yatmaktadır. Hatırlatalım, serimizin ilk buluşmasında, beynimizdeki nöronları orman işçilerine ve beynimizi de karanlık dev bir ormana benzetmiştik. İşçiler, dev ormanda bilgi taşırken hep aynı yolları kullanmaya başladıklarında, bu yollar; patikalar, işlek caddeler haline geliyordu. İşte devamlı gidip geldikleri bu bilgi taşıma patikaları/kanalları, bizim alışkanlıklarımızı oluşturuyordu. Dolayısıyla, o işçileri her gün gidip geldikleri yoldan vazgeçirip karanlık ormanın içinde, belirsizlik dehlizlerinde paniğe sokmak, yeni bir alışkanlık oluşturmak bir yana, zihnimizdeki alarmları da devreye sokuyordu.
Gelin, bu mekanizmayı nasıl yönetebileceğimize ve o işçileri başka bir yoldan gitmeye nasıl ikna edeceğimize dair birkaç pratik yönteme birlikte göz atalım.
Zihni Kandırmak: Başlamayı Kolaylaştıran Mikro Hileler
Çapa Atma
Bizler işçilere, “Bir ara kitap okumaya başlayalım” veya “Artık haftada beş gün spor yapacağım!” gibi harika cümleler kurduğumuzda, bu cümleler işçiler tarafından yalnızca belirsiz komutlar olarak algılanır. Ne yapacaklarını şaşırıp kalıyorlar. “Nasıl yani, şimdi şöyle bir yayılıp Tetris oynama saatiydi. Şimdi ondan vazgeçip kitap mı okusak, nasıl yapsak?” Bu durumda zihni kandırmanın en etkili yolu, işçiler için sıfırdan bir yol inşa etmek yerine, çoktan işlek olan başka bir ana caddeye bağlanmaktır. İşte buna “anchor” yani “çapa” denir. Çapa yöntemi için hayatımıza katmak istediğimiz bir eylemi, zaten her gün yaptığımız otomatikleşmiş bir davranışın hemen ardına veya öncesine ekliyoruz. Örneğin, sabah kahve makinesinin düğmesine bastıktan sonra (çapa), bardağıma su doldurup büyük bir yudum içeceğim (yeni alışkanlık). Böyle olduğunda beynimiz tehdit altında hissetmez; bu küçük yeni alışkanlığı sadece her zaman gittiğimiz yoldaki küçük bir sapak olarak görecektir ve paniğe kapılmayacaktır.
Sürtünme Kuvvetini Yönetme (Mise en Place)
Profesyonel şeflerin tüm malzemeleri ve gerekli her şeyi yerli yerine koyup işe hazır hale getirmesine “mise en place” denir. Sizler de çevrenizi bu şekilde tasarlayarak sürtünme kuvvetini lehinize çevirebilirsiniz. Düşünün ki film izlerken canınız patlamış mısır çekti. Koca bir kase dolusu yaptınız ve kaseyi kucağınıza alıp arkadaşınızla birlikte keyifle filme devam ettiniz. Bir de bu kasenin sizin değil de arkadaşınızın kucağında olduğunu hayal edin. Büyük ihtimalle biraz daha az yerdiniz. Peki, kase siz geriye yaslanmış öylece uzanırken biraz ilerideki bir sehpanın üzerinde olsaydı? Şimdi mısırların başka bir odada olduğunu ve her yemek istediğinizde o odaya gidip geldiğinizi düşünün. O zaman kaç tane yerdiniz? Hayatımıza katmak istediğimiz bir davranış için de aynı kuvvetin nimetlerinden yararlanabilirsiniz. Örneğin, sabahları spor yapmak istiyorsanız, sporda giyeceğiniz kıyafetleri bir gece önceden hemen baş ucunuzda hazır etmek kulağa nasıl geliyor?
Kutlama: İşçilere Dağıtılan Gerçek İkramiyeler
İşçilerin onca yıl gidip geldiği bu yollara sizce ilk ne zaman asfalt dökülür? Duygular devreye girdiğinde. Sanılanın aksine alışkanlıklar; inanılmaz bir irade gücü ya da disiplin değil, o eylemi yaparken hissettiğimiz “başarı duygusu” ile oluşur. Yani dopamin… Evet, karşımıza yine çıktı o çılgın ve gizemli dostumuz. Bizler de hayatımıza dahil etmek istediğimiz bir eylemi gerçekleştirdikten hemen sonra kendimizi kutlayarak o çılgın arkadaşımızla kısa bir buluşma gerçekleştirebiliriz. Mini bir zafer dansı, kocaman bir gülümseme ve “Ben harikayım yahu!” gibi ifadelerle kendimizi ödüllendirebiliriz. İşte bu minik kutlamalarla harekete geçen dopamin patlaması, zavallı işçilerimize dağıtılan ikramiyeler gibidir. Siz tarçınlı ve limonlu ılık suyunuzu zorla içerken bile “Bak bu yoldan geçerken ikramiye bile aldık, çok eğlenceliydi” diye kodladıkları için işler giderek kolaylaşır, belki böylece ödemlerden de nihayet kurtuluruz.
Değişimin Altın Penceresi: Alışkanlık Süreksizliği
Hayat bazen bizlere büyük fırsatlar sunabilir. Yeni bir işe girdiğinizde, başka bir eve taşındığınızda ya da hayatınızda büyük bir kırılma noktasından geçtiğinizde, otopilotta çalışan işçiler birden güven alanlarına dair ipuçlarını ve yollarını kaybeder. İşte tam bu “süreksizlik” anlarında, kısa bir zaman afallayan işçilerimiz yeni talimatlar almak için en uygun dönemlerine girerler. Eski köhne yollar ve ipuçları değiştiğinden, gerçekten de “temiz bir sayfa” ile hayatınıza devam etme şansınız epey artar. Önceki evinizde abur cubur çekmecesi vardı, peki, yeni evinizde o tür bir çekmece için yer ayırmasanız nasıl olurdu? Hatta çeşitli baharatlarla doldurduğunuz başka bir çekmece oluştursanız?
Gördüğünüz üzere, bu bir irade savaşı değil. Beklentileri makul seviyede tutarak, işe gerçekten küçük adımlarla başladığımızda ve yukarıda belirttiğimiz ipuçlarından faydalandığımızda orman işçilerinin bizler için ne kadar hevesle çalıştığına hayret edeceksiniz. Onlar çalışmaktan yüksünmezler, bıkmaları da yoktur ve düşündüğünüzden binlerce kat çalışkandırlar. Sadece güvende hissetmek ve işlerini yapmaya devam etmek isterler. Devamlılık onlar için her şeydir. Bu yüzden bu küçük stratejileri hayatınıza yavaş yavaş dahil edin ve onlara başka güzel ihtimaller adına çalışmaları için bir şans verin. Bir sonraki bölümde bağımlılık döngüsüne değineceğiz ve bu döngüyü nasıl kırabileceğimizden bahsedeceğiz.
Yeniden görüşmek dileğiyle!


