Ölüm, hayatın acımasız gerçeklerinden biridir. İnsanlar olarak bu tüyler ürperten gerçeği her an içimizde bir yerlerde bilerek yaşar, zaman zaman hatırlarken bazen de unuturuz. Birini kaybettiğimizde, kaybettiğimiz kişinin yasını tutarız. Bu yasın nasıl ve ne kadar süreyle yaşandığı; bireyin kişilik özellikleri, bağlanma stili, kaybedilen kişinin kimliği, kaybın şekli ve kaybedilen kişiyle ilgili tepkiler gibi faktörlere bağlı olarak değişebilir. Kronik hale gelmiş sağlıksız yas tepkileri ise “uzamış yas”, “kronik yas”, “travmatik yas” veya “anormal yas” olarak adlandırılabilir. Uzamış yas, bireyin kaybettiği kişinin yasını uzun süre yaşamasıyla birlikte aşırı özlem, kayba karşı inkâr ve kaybedilen kişiyle ilgili sürekli düşünme gibi semptomları içerir (Maccallum & Bryant, 2013; Stroebe et al., 2005; Shear & Shair, 2005).
Peki, neden bazı insanlar uzamış yas geliştirirken bazıları yasla sağlıklı bir ilişki kurmakta daha başarılı olur? Bu sorunun tek bir cevabı yoktur, ancak yapılan araştırmalar bağlanma stillerinin bu konuda önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Wayment ve Vierthaler’e (2002) göre bireylerin yas tepkileri bağlanma stillerine göre değişebilir.
Bowlby’ye (1980) göre, birinin kaybı bağlanma sistemini tetikler. Yani, kişi vefat etmiş olan sevdiğiyle tekrar fiziksel bir yakınlığa sahip olma eğiliminde olabilir. Çalışmalar, kaygılı bağlanan bireylerin yas tepkilerinin daha sağlıksız olabileceğini ve kronik yas yaşama olasılıklarının daha fazla olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bu bireylerin yas süreci boyunca zamanla azalmayan yüksek bir stres yaşadıkları görülmüştür (Schut, 1999). Field ve Sundin’in (2001) araştırmasında ise kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin kaybı kabullenmeme gibi semptomları beş yıla ve daha fazlasına kadar sürdürebildikleri gözlemlenmiştir. Bu bulgular, kaygılı bağlanan bireylerin doğası düşünüldüğünde şaşırtıcı değildir. Kaygılı bağlanan kişiler, ilişkilerinde daha fazla yakınlık kurma beklentisi içinde olabilirler. Kendilerine yetemeyecekleri ile ilgili düşünceleri de yasın sağlıksız tepkilerini pekiştiren durumlardan biridir (Field ve Sundin, 2001).
Kaygılı bağlanan kişilerin yanı sıra, kaçıngan bağlanan bireyler çoğu şeyi kendi başlarına halletme çabasında olduklarından, kayıp yaşadıklarında daha çok içlerine dönme ve dışarıdan yardım istememe gibi durumlar yaşayabilirler. Yani, ölüm gibi sonu gözükmeyen bir ayrılık, güvenli bağlanmayan bireyler için başa çıkması oldukça zor bir durum olabilir. Ancak güvenli bağlanma örüntülerine sahip olmayan her bireyin uzamış yas yaşayacağını söylemek yanlıştır. Nitekim çeşitli çalışmalar, bağlanma stillerinin uzamış yas için direkt bir faktör olmadığı, bunun yalnızca bir risk faktörü olabileceğini tartışmaktadır (Janshen ve ark., 2024; Eisma ve ark., 2023).
Bağlanma stilimiz, bu acı verici ve önüne geçilemez olaya karşı ne yapacağımızı doğrudan belirtmez; ancak bize bir fikir verebilir. Yani, kaybı nasıl anlamlandırdığımız, kaybın ardından hayatın olağan akışına ne kadar odaklanabildiğimiz ve destek arayıp aramadığımız bununla bağlantılı olabilir.


