Pazar, Temmuz 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Beni Bu Hale Sen Getirdin!” Kısırdöngüsü: Yansıtmalı Özdeşim

Romantik ilişkileri çoğu zaman birbirimizi gördüğümüz aynalar olarak tanımlayabiliriz. Bu aynalar öyle pürüzsüzdür ki, bize sadece kendimizi göstermekle kalmaz; partnerimizin gözlerinden nasıl göründüğümüzü anlama fırsatı da sunar. Bir ilişkinin, o ikili dinamiğin içerisinde nasıl birine dönüştüğümüzü bu aynalara bakarak keşfederiz. Çünkü çoğu zaman kendi başımıza olduğumuz benliğimiz ile bir ilişki dinamiğinin içerisindeki varlığımız farklılık gösterebilir. Ancak bazen bu aynalar, yalnızca karşımızdakinin yansıması olmakla kalmayıp, onun taşımak istemediği yükleri, derin ağırlıkları ve yüzleşilmemiş yetersizlikleri içine çeken tekinsiz bir kara deliğe dönüşebilir. Buradan bakınca ilişkiler biraz daha karmaşık gelmeye başlar ve bazı sorular zihnimizde belirir.

Kendinizi bir ilişkinin içerisinde tanıyamadığınız oldu mu? Belki de kendinize dahi yabancılaştığınızı hissettiğiniz anlar yaşadınız. Normalde sakin, yapıcı ve dengeli biriyken; kendinizi hiç ait hissetmediğiniz kadar öfkeli, suçlu ya da yetersiz bir pozisyonda buldunuz mu? Eğer bu hisler tanıdıksa, muhtemelen iki kişilik bir psikolojik oyunun tam ortasındasınız demektir. Çünkü ilişkilerde bazen partnerimiz, kendi içinde taşıyamadığı, yüzleşmekten köşe bucak kaçtığı ilkel bir duyguyu farkında olmadan bize transfer eder ve bize o duyguyu yaşatır. Psikanalizin en güçlü ve sarsıcı kavramlarından biri olan “yansıtmalı özdeşim” (projective identification) de tam olarak bu kara deliğin adıdır. Bu dinamik; bir partnerin kendi içindeki öfke, yetersizlik ya da suçluluğu adeta bir zehir gibi diğer partnere enjekte etmesi ve günün sonunda parmağıyla onu işaret ederek “Bak, zehirli olan sensin” demesidir.

Yansıtmanın Ötesi: Sadece Görmek Yetmez, Yaşatmak Gerekir

Peki, tam olarak nedir bu yansıtmalı özdeşim? Bu mekanizma, psikanalizin bildiğimiz klasik “yansıtma” (projection) düzeneğinden çok daha karmaşık, manipülatif ve iki adımlı bir süreçte ilerler. Klasik yansıtmada kişi, kendisinde kabul edemediği bir duyguyu sadece karşı tarafa yakıştırır (Örn: Kendisi kıskançtır ama partnerine “Sen beni kıskanıyorsun” der). Yansıtmalı özdeşimde ise süreç burada durmaz; çok daha derin bir boyuta geçer.

Süreç, kişinin kendi içindeki katlanamadığı öfke, yetersizlik veya değersizlik gibi karanlık duyguları partnerine fırlatmasıyla başlar. Düz bir yansıtmanın ötesine geçerek, karşı tarafı adeta gizli bir el gibi; iğneleyici sözler, yersiz şüpheler, manipülatif imalar veya pasif-agresif tutumlarla durmaksızın kışkırtmasıyla derinleşir. Yansıtan kişi, kendi içinde sakladığı öfke ve tahammülsüzlüğü adeta partnerinin üzerinden yeniden şekillendirir. Bu süreç aslında hiç size ait olamayan ama size dikilmiş kaftanları üstünüzde taşımanıza sebep olabilir.

Ruhsal Bir Kuşatma: Mekanizma Nasıl İşliyor?

Günlük hayattan bir örnekle bakarsak; gün içerisinde partnerinin yaptığı hafif ve son derece yapıcı bir eleştiriye bile, bu mekanizmayı kullanan kişi anında “Çok sinirlisin, bak yine beni tersliyorsun” gibi bir savunmayla karşılık verir. Her ne kadar diğer taraf şaşırıp sinirlenmediğini, sadece basit bir yorumda bulunduğunu söylese de, yoğun bir psikolojik baskıyla onun ne kadar agresif, uyumsuz ve öfkeli olduğu vurgulanmaya devam eder. Burada yapılan şey sistemli bir kışkırtmadır.

Bu yoğun ve haksız psikolojik kuşatma altında kalan partner, bir süre sonra o ağır baskıya direnemez hale gelir. Sürekli “öfkeli” olmakla suçlanan kişi, maruz kaldığı adaletsizliğin ve kışkırtmanın acısıyla, kendisine biçilen o rolü farkında olmadan üzerine alır. Tıpkı ona dayatılan o karanlık duyguyla dolarak en sonunda büyük bir patlama yaşar (özdeşim). İşte o patlama anında döngü tamamlanır. Sürekli size ne kadar öfkeli, dengesiz ya da yetersiz olduğunuzu tekrarlayan bir partner düşünün, eninde sonunda ‘ben öfkeli değilim’ diye parlamanız şaşırtıcı olmayacaktır. Partnerini çileden çıkaran ve ona kendi öfkesini başarıyla transfer eden kişi, derin bir nefes alarak suçluluktan kurtulur. Kendi yarattığı canavarı karşı tarafta izlerken, bilinçdışı bir rahatlamayla kendine fısıldar: “Bak gördün mü, ben öfkeli değilim. Öfkeli ve sorunlu olan sensin. Öfkeli değilim derken bile bağırıyorsun.”

Kışkırtılan Partnerin Trajedisi: Bilişsel Bir Sis ve Kimlik Kaybı

İşte bu noktada, kışkırtılan partner için adeta psikolojik bir trajedi başlar. Karşı taraftan durmaksızın enjekte edilen “Sen zaten öfkelisin, sen dengesizsin” gibi söylemler, zamanla bireyin üzerinde devasa bir ruhsal baskı yaratır. Bu süreç o kadar hızlı, hırpalayıcı ve manipülatif ilerler ki, maruz kalan kişinin “Bu duygu gerçekten bana mı ait, yoksa bana enjekte mi edildi?” diye sağlıklı bir şekilde düşünecek vakti bile kalmaz.

İçinde biriken pasif-agresif kışkırtmaların arasında yönünü kaybeden partner, kendini amansız bir kısırdöngünün içinde bulur: Sürekli savunmada kalmaktan yorulduğu için artık gerçekten de agresif tavırlar sergilemeye başlar. Ve o tavırları sergilediği her an, yansıtan partner tarafından “Bak gördün mü, ben zaten demiştim, yine sinirlisin” denilerek adeta parmakla mühürlenir. Bu durum, ilişkideki yapay öfkenin devamlı olarak tasdik edilmesine ve kemikleşmesine yol açar. Bu kısır döngü içerisinde pasif-agresif tavırlar ile yansıtma ve özdeşim devam ederken bu sürecin duygusal yorgunluğu çiftlerin sırtına adeta kara bir bulut gibi çöker.

Bu durum, zamanla çifti derin bir sahteliğin içine hapseder. Dışarıdaki bir akşam yemeğinde veya sosyal bir ortamda çevrelerine neşeyle gülümseyen, “harika bir çift” rolü oynayan o insanlar; bir davetten eve ya da arabaya döndükleri an, aralarına aşılmaz duvarlar ören, mutsuz ve birbirinin yüzüne bile bakmayan iki yabancıya dönüşürler. Dışarıya sunulan o pırıltılı vitrin, içerideki o ağır, konuşulmayan ve çözülmeyen sessizliği daha da katlanılmaz kılar.

Bu ruhsal takas, ilişkideki iletişimi tamamen felç eder. Zaten iki insan arasında gerçek bir bağ kurmak ve sağlıklı iletişim geliştirmek zorken, yansıtmalı özdeşim devreye girdiğinde bu tamamen imkansızlaşır. Ortaya; birbirini duyamayan, tam aksine ötekinin içsel çöplerini ve ruhsal ağırlıklarını kendi sırtında taşımak zorunda kalan yorgun insanlar çıkar. Karşı tarafın karanlık rolünü üstlenen partner, zamanla derin bir kimlik karmaşasına sürüklenir. Kendine yabancılaşarak içten içe şu kemirici soruyla baş başa kalır: “Ben nasıl böyle birine dönüştüm?” Bu ağır suçluluk hissiyle birlikte, birey ilişki içerisindeki kendi özgün kimliğini, sınırlarını ve en önemlisi ruhsal bütünlüğünü kaybetmeye başlar.

Aynayı Temizlemek: Bu Döngüden Çıkmak Mümkün mü?

İlişkiyi içeriden kemiren bu görünmez oyunu bozmak, her iki partnerin de bu bilinçdışı mekanizmayı fark etmesiyle mümkündür. Eğer bir ilişkinin içinde kendinizi tanıyamayacak kadar uç duygularda buluyorsanız, orada durup nefes almak ilk adımdır.

Ruhsal sınırları yeniden inşa etmek; kışkırtma anlarında o pasif-agresif girdaba kapılmadan önce kendimize şu soruyu sorma cesaretini göstermekten geçer: “Bu yoğun öfke ve yetersizlik hissi gerçekten bana mı ait, yoksa şu an bana mı yüklenmeye mi çalışılıyor?” Bir ilişkide aynanın görevi, ötekinin taşımak istemediği ağırlıkları yutmak değil; iki tarafın da kendi çıplak gerçeğiyle yüzleşebileceği güvenli bir alan yaratmaktır. Ancak o zaman, partnerimizin sırtımıza yüklediği yabancı yükleri yere bırakabilir ve yeniden kendi kimliğimizle, kendi sınırlarımızla var olabiliriz. Yansıtmayı yapan partnerin de bunu bilinç düzeyinde bir manipülasyon ile yapmadığını hatırlamak ve birbirinin aynasından kendi gerçekliğimizi ve birbirimizi görebilmek için açık iletişime, uzman yardımına ve daha çok dinlemeye ve anlaşmaya ihtiyacımız olduğunu fark etmek kıymetli olacaktır.

Yaren Berfin Güner
Yaren Berfin Güner
Psikolog Yaren Berfin Güner Bakü Devlet Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimime devam ederken, profesyonel çalışmalarımı terapist olarak sürdürüyorum ve aynı zamanda yerel bir dernek bünyesinde kadınlara yönelik gönüllü ruh sağlığı desteği sağlıyorum. "O İş Öyle Değil" podcast projesinin eş sunuculuğunu yürütüyorum. Bilimsel temelleri, samimi ve erişilebilir bir dille yazında ve basında sizlerle paylaşmak için buradayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar