Cuma, Temmuz 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Biz Ne Söyleriz, Ergen Ne Duyar?

Aileleri dinlerken sıkça karşılaştığım o tanıdık tablo: Bir yanda çocuğunu korumaya, onun için en iyisini yapmaya çalışan sevgi dolu ama yorgun ebeveynler; diğer yanda ise hiç anlaşılmadığını, sürekli eleştirildiğini düşünen ve öfkeyle duvarlar ören gençler…

Aynı evin içinde, aynı dili konuşurken nasıl oluyor da bu kadar büyük bir iletişim uçurumu yaşıyoruz? Bu karmaşa, ebeveynlik becerilerindeki bir eksiklikten ya da çocuğun aniden “asi” bir karaktere bürünmesinden kaynaklanmıyor. Aslında her şey, psikolojik bir yeniden yapılanma sürecinin doğal bir yansıması. Gelin, gün içinde çok sık kurduğumuz o sıradan cümlelerin, ergen zihninden geçerken nasıl bambaşka anlamlara dönüştüğüne yakından bakalım.

Duyguları Anlama

Bir gence “Neden mantıklı düşünmüyorsun?” diye kızdığımızda, aslında ondan henüz tam olarak sahip olmadığı bir beceriyi bekliyoruz. Ergen beyninde duyguları, heyecanı ve stresi hisseden bölge çoktan gelişmiştir ve adeta her an çalmaya hazır bir alarm sistemi gibi çalışır. Buna karşılık; mantıklı kararlar almamızı, “Bunu yaparsam sonucu ne olur?” diye düşünüp kendimizi frenlememizi sağlayan mantık merkezi 25 yaşına kadar gelişmeye ve inşa edilmeye devam eder. Kısacası, beynin yapısı gereği bir ergenin duygu gazına basması çok kolaydır ama konu mantıklı davranıp fren yapmaya gelince, o fren sistemi henüz tam anlamıyla tutmaz.

Biz ne deriz?: “Odanı neden yine toplamadın? Ya da “Lütfen artık biraz sorumluluk al ve mantıklı davran!”

Ergen ne anlar?: “Beni olduğum gibi kabul etmiyorlar. Sadece kurallara uyduğumda değerliyim, ne hissettiğimin ya da ne kadar yorgun olduğumun onların gözünde hiçbir önemi yok.”

Bedendeki Değişimler ve “Kusurlu Hissetme” Telaşı

Bu zihinsel yapılanmaya, bir yandan da bedendeki değişimler eşlik ediyor. Ergenlik döneminde baş etmesi zor olan şeylerden biri de yaşanan büyük fiziksel değişikliklerdir. Bazen ebeveynler olarak bu hızlı değişimlerin yarattığı stresi yumuşatmak için iyi niyetli şakalar yapabiliyoruz. Ancak özellikle yaşıtlarına kıyasla süreci biraz daha geriden takip eden, geç olgunlaşan çocuklar, bu farklar yüzünden oldukça hassastırlar.

Biz ne deriz?: “Aman canım takma kafana, abin de senin yaşındayken kısacıktı, sonradan boy attı!”

Ergen ne anlar?: “Ben kusurluyum. Yaşıtlarım gibi görünmüyorum ve bu durum o kadar bariz ki, benimle dalga geçiyorlar. Hatta beni sakinleştirmeye çalışıyorlar.”

Onlara bu konuyla ilgili espri yapmak, onlarla dalga geçmek son derece olumsuz sonuçlar doğurabilir. Onların asıl ihtiyacı olan şey espri değil, farklılıklarının doğal ve geçici olduğunun şefkatle kabul edilmesidir.

Yasaklar Çatışmayı, Açıklamalar Güveni Doğurur

İşin içine bir de özerklik ve bağımsızlık ihtiyacı girince ipler iyice geriliyor. Aileler çocuklarını korumak refleksine girerken, ergenler sınırlarının ihlal edildiğini hissediyor. Unutmamamız gereken temel bir kural var: Ergenler kurallarla değil, açıklamalarla daha rahat yönlendirilebilirler.

Biz ne deriz?: “Oraya gitmene kesinlikle izin vermiyorum! Hayır dedim, konu kapanmıştır.”

Ergen ne anlar?: “Bana zerre kadar güvenmiyorlar. Kendi hayatımı yönetecek, doğruyu yanlışı ayırt edecek kapasitem olmadığına inanıyorlar. Sırf beni bastırmak için otorite kuruyorlar.”

Keskin yorumlardan kaçınıp olası sonuçlar, endişeler üzerinden yürütülecek bir konuşma çok daha uygun olacaktır. Neden hayır dediğinizi anlattığınızda, onun gelişmekte olan kimliğine saygı duyduğunuzu hissettirirsiniz.

Kararsızlıkların Arkasındaki Kimlik Arayışı

Bu kimlik inşası sadece kurallarla değil, gelecekle ilgili kararlarda da sürekli yön değiştiriyor. Bazen bir gün uyanıp avukat olmaya karar veriyorlar, sonra çok kısa bir zaman geçiyor ve vazgeçtiklerini söylüyorlar; bu sefer mimar olmaya niyetleniyorlar, bir dönem işletme okumayı arzu ediyor, başka bir dönem eczacı olmayı isteyebiliyorlar.

Biz ne deriz?: “Daha dün başka bir şey söylüyordun, bugün başka bir şey. Sen de ne istediğini hiç bilmiyorsun, maymun iştahlısın!”

Ergen ne anlar?: “Hayallerim onlara saçma geliyor. Hangi yolu seçersem seçeyim onları asla memnun edemeyeceğim ve destek görmeyeceğim.”

Hâlbuki bu kararsızlıklar bir “tutarsızlık” değil, hayata farklı pencerelerden bakarak kendilerine en uygun olanı bulma çabasıdır.

Peki, Birbirimizi Nasıl Anlayacağız?

Gençler bir sorunla geldiklerinde hemen çözüm üretmek veya nasihat vermek yerine sadece dinlemek, duygularına alan açmak en büyük anahtardır. Bazen bizim bin kere söyleyip de bir türlü dinletemediğimiz şeyleri, başka bir yetişkinden çok daha rahat kabul ederler. Ergenler, anne ve babalarını çoğunlukla ne deseler kendilerine karşı çıkan kişiler olarak algılarlar. Bu nedenle, iletişimde tıkandığınız noktalarda ergenlerle yaşanan sorunları çözmede, onların benimsemiş olduğu yetişkin rol modellerden bir nevi arabulucu olarak faydalanılabilir. Sevilen bir öğretmen, bir teyze veya dayı aranızdaki gerilimi şaşırtıcı bir şekilde eritebilir.

Ergenlik, dalgalı ve fırtınalı bir deniz gibidir. Çocuğunuz bu denizde kendi gemisinin kaptanı olmayı öğrenirken, biz yetişkinlerin görevi o rüzgarı durdurmaya çalışmak değildir. Asıl görevimiz; o yorulduğunda, korktuğunda veya gemisi su aldığında, her zaman geri dönebileceği, güvenilir ve koşulsuz seven bir liman olabilmektir.

Hatice Nur Güllü
Hatice Nur Güllü
Hatice Nur Güllü, ergen ve yetişkinlerle çalışan, Bilişsel Davranışçı Terapi ve Dinamik Psikoterapi ekollerine hâkim bir psikologtur. Aile Danışmanlığı alanındaki yüksek lisans eğitimini tez aşamasında sürdürmektedir. Klinik pratiğinde psikolojik belirtileri yalnızca semptom düzeyinde değil, altta yatan duygusal ve bilişsel örüntülerle birlikte ele alır. Kaygı, travma ve ilişkisel süreçler üzerine çalışmakta; psikoloji alanında yazılarıyla klinik bilgi ile düşünsel üretimi buluşturmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar