Pazar, Ağustos 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Matresans: Anne Doğarken Kadına Ne Olur?

Hamilelik ve doğum süreci çoğu zaman gelişmekte olan bebek üzerinden konuşulur. Hangi haftada hangi organ oluşuyor, bebek ne kadar büyüyor, bebeğin sağlıklı olması için neler yapmak veya yapmamak gerekir… Ancak bu süreçte değişen, gelişen, büyüyen yalnızca bebek değildir. Anne de dönüşür. Üstelik bu dönüşüm yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duygusal, sosyal ve psikolojik boyutları olan kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecidir. Son yıllarda giderek daha fazla ilgi gören “matresans” kavramı, tam da bu dönüşümü tanımlamak için kullanılmaktadır.

Matresans Nedir?

Matresans kavramı antropolog Dana Raphael (1975) tarafından ortaya atılmış ve daha sonra psikolog Aurélie Athan (2024) tarafından yeniden gündeme taşınmıştır. Kavram, bir kadının anneliğe geçiş sürecinde yaşadığı biyolojik, psikolojik ve sosyal değişimleri ifade eder. Tıpkı ergenliğin çocukluktan yetişkinliğe geçişi tanımlaması gibi, matresans da kadınlıktan anneliğe geçişin gelişimsel bir evresi olarak kabul edilmektedir.

Toplumda annelik çoğu zaman doğal ve kendiliğinden gelişen bir rol gibi sunulur. Anne ve bebek temas ettiğinde anne ne yapacağını içgüdüsel olarak bilir bilgisi toplumda yerleşik bir bilgidir. Kadın, anne olduktan sonra tüm değişime otomatik olarak uyum sağlar ve zorlanmaz varsayımı vardır. Oysa birçok kadın için bu süreç, eski benliği ile yeni kimliği arasında denge kurmaya çalıştığı yoğun bir değişim dönemidir. Anne olmadan önce kadının kendini tanımladığı kimliği, özellikleri, yaşam tarzı anne olduktan sonra değişebilir, dönüşebilir. Mevcut dönüşüm ise anne için her zaman kolay olmayabilir. Anne olmaya hazırlanırken hayat bebeğin ihtiyaçları ve yaşamı özelinde düzenlenir, ancak aynı zamanda kadın kendisiyle, bedeniyle, ilişkileriyle ve yaşam hedefleriyle ilgili algısını da yeniden şekillendirmeye çalışır.

Anne Olurken Kimlik Nasıl Dönüşür?

Hamilelik döneminde veya doğum sonrasında bazı kadınların kendilerini “eskisi gibi hissetmemeleri” son derece olağandır. Bir yandan bebeğe büyük bir sevgi ve bağlılık hissedilirken, diğer yandan özgürlüğün azalacağına dair kaygılar yaşanabilir. Anne, bebek sahibi olmadan önce yapmaktan keyif aldığı şeyleri, bireysel etkinliklerini, sosyal aktivitelerini tekrar edemeyecek olmak ile ilgili kısıtlanma hissedebilir. Mutluluk ve heyecanla birlikte korku, belirsizlik ve hatta yas duygusu da görülebilir. Çünkü anne olurken kişi aynı zamanda yaşamının önceki dönemine de veda etmektedir. Artık yeni bir rolü vardır ve yeni rolü ile yaşam tarzında ve kimliğinde pek çok değişim yaşanmıştır.

Araştırmalar, anneliğe geçiş sürecinin kadınların kimlik gelişiminde önemli bir dönüm noktası olduğunu göstermektedir. Özellikle Ramona Mercer’in “Becoming a Mother” yaklaşımı (2004), anneliğin belirli bir role ulaşmaktan çok, zaman içinde gelişen ve sürekli yeniden şekillenen bir süreç olduğunu vurgular. Yani annelik bir anda yüklenen bir özellik değildir. Doğum ile annede otomatik olarak çalışmaya başlayan bir sistem olarak düşünülse de, anne kimliği deneyimlerle, ilişkilerle ve öğrenmelerle birlikte gelişir ve değişir. Dolayısıyla, her annenin “anne” kimliği de kendisine özel olarak şekillenir. Tek tip bir özellik olmadığından, tek tip bir annelik de tüm kadınlarda aynı şekilde görülmez. Annenin vücudunda hormonlar vasıtasıyla bebek ile bağ kurmak adına çalışan biyolojik bir sistem olsa da, annelik kimliği biyolojik ve fizyolojik faktörler üzerine psikolojik ve sosyal faktörler ile harmanlanarak şekillenir. Yani, her annenin “annelik” kimliği eşsiz ve biriciktir.

Annelik Beyni: Biyolojik ve Nörolojik Değişimler

Matresans sürecinin önemli boyutlarından biri de beynin ve bedenin yeniden yapılanmasıdır. Son yıllarda yapılan nörobilim araştırmaları, gebelik ve erken annelik döneminde beyinde yapısal ve işlevsel değişiklikler meydana geldiğini göstermektedir. Halk arasında sıklıkla “hamilelik unutkanlığı” veya “anne beyni” olarak adlandırılan durumlar yalnızca dikkat dağınıklığıyla açıklanamaz. Anne, bedenen ve kimyasal olarak bebeği büyütmeye, sağlıklı bir canlı yapılanması oluşturmaya çalışır ve bu durumda kendi kaynaklarını tüketir.

Bu değişimler, annenin bebeğin ihtiyaçlarına daha duyarlı hale gelmesini sağlayan uyum süreçlerinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Araştırmalar, annelik deneyiminin yalnızca davranışları değil, bilişsel süreçleri ve beyin organizasyonunu da etkileyebildiğini ortaya koymaktadır (Orchard ve ark., 2023). Ayrıca, yaşanan değişimlerin bazıları geri dönüşü olmayan, yaşam boyu kalıcı biyolojik değişimler olarak adlandırılır. Kısaca annelik, kadının bedenini de geri dönülmez biçimde etkiler ve dönüştürür.

Matresansın Duygusal Yüzü: Neden Birbirine Zıt Duygular Yaşanır?

Matresans, dönem özellikleri gereği kolay yaşanan bir süreç değildir. Özellikle mükemmel annelik beklentileri, sosyal medya karşılaştırmaları ve yetersiz sosyal destek, bu dönemi daha zorlayıcı hale getirebilir. Pek çok anne, yaşadığı karmaşık duygular nedeniyle çıkmazda hissedebilir. Oysa anneliğe geçiş sürecinde hem mutluluğu hem de zorlanmayı aynı anda hissetmek son derece insani bir deneyimdir.

Günlük hayatta da birçok annenin “Bebeğimi çok seviyorum ama kendimi kaybetmiş gibi hissediyorum” veya “Hayatımın en mutlu döneminde olmam gerekirken neden bu kadar zorlanıyorum?” gibi ifadeler kullandığını görebiliriz. Çoğu zaman bu durum tanı alacak bir durumdan değil, kadının yeni kimliğine uyum sağlamaya çalışmasından kaynaklanır. Elbette yoğun ve kalıcı belirtiler söz konusu olduğunda doğum sonrası depresyon veya anksiyete açısından profesyonel değerlendirme önemlidir. Ancak her duygusal zorlanmayı bir bozukluk olarak görmek yerine, matresansın doğal bir gelişim süreci olduğunu anlamak koruyucu bir bakış açısı sunabilir.

Belki de matresans kavramının en önemli katkısı, annelerin yaşadıkları değişimi görünür kılmasıdır. Çünkü annelik yalnızca bir bebeğin dünyaya gelişi değil, aynı zamanda yeni bir benliğin, kimliğin doğuşudur. Bu süreçte kadınlar yalnızca bakım veren bir role uyum sağlamaz; aynı zamanda değerlerini, önceliklerini, ilişkilerini ve yaşam hikâyelerini yeniden tanımlarlar.

Özetle…

Anne olmak çoğu zaman bir varış, hedef noktası gibi anlatılır. Oysa matresans bize anneliğin bir sonuç değil, devam eden bir dönüşüm olduğunu hatırlatır. Tıpkı ergenlik gibi zaman zaman karmaşık, yorucu ve belirsiz; ama aynı zamanda büyütücü, öğretici ve dönüştürücü bir süreçtir. Bu dönüşümü anlamak, annelerin kendilerine daha fazla şefkat göstermelerine ve yaşadıkları deneyimi daha gerçekçi bir çerçevede değerlendirmelerine yardımcı olabilir.

Tüm annelere, anne adaylarına, kendini “anne” olarak tanımlayanlara, en içten sevgilerimle …

Selin Damla Çakır
Selin Damla Çakır
Selin Damla Çakır, klinik psikolog olarak çalışmaktadır ve çocuk, ergen, genç yetişkin, aile ve çift terapisi alanında uzmanlaşmıştır. Psikoloji alanında lisans eğitimi, devamında çocuk ve ergen alanında bir yüksek lisansı, yetişkin alanında da bir klinik yüksek lisansı bulunmaktadır. Kapsayıcı bir bakış açısına sahip olmaya çalışan yazar, çocuk ve ergenlerin ebeveynlerine süreç yönetimi konusunda destek olmak için çeşitli seminerler düzenlemiş, psikolojiyi günlük yaşantıda kullanılabilir hale getirmek için çalışmalar yapmıştır. Temel hedefi “ulaşılabilir, uygulanabilir ve doğru psikolojik bilgi” sunmak olan yazar, bu alanda üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar