Günümüz toplumunda odaklanma sorununu sıklıkla dile getiren insanlara şahit oluyoruz. Belki bu yazıyı okuyan sizler de zaman zaman kendinize veya çevrenize bu durumu itiraf ediyorsunuzdur. Televizyon izlerken odağı sürdürememe, kitap okurken odağı yitirip sayfa başına dönme ve arkadaşınızla sohbet ederken istemsizce dinliyormuş gibi yapma, odaklanma sorununa örnek olarak verilebilir. Peki, sizi arkadaşınızı dinlemekten alıkoyan şey ne? Cevabı Erich Fromm’un perspektifinden birlikte arayalım.
Erich Fromm, Olma Sanatı adlı kitabında günümüz insanının odaklanmaktan kaçındığını ve bunun için aynı anda birçok şeyi yerine getirdiğini belirtir (Fromm, 1989/2017, s.73). Bu durumu çarpıcı bir örnekle betimler; sevişirken televizyon izlemek için yatak odasına televizyon yerleştirmek. Televizyon programlarına reklam arası verilmesinin de odaklanma becerimizi azaltmak için yapıldığını ifade eden Fromm, kitap okuma alışkanlıklarını da eleştirir. Kitap antolojileri ya da özetlerinin çok daha az odaklanma gerektirdiğini vurgular ve günümüz insanının, yazarın asıl düşüncesine odaklanmadan yüzeysel bir öğrenmeyle yetindiğinden bahseder (Fromm, 1989/2017, s.73). Günümüzde yapay zeka sistemleriyle işin özü kavranmadan yerine getirilen eylemler buna örnek gösterilebilir (bkz. https://psychologytimes.com.tr/yapay-zeka-caginda-bilis/).
Buraya kadar olan kısmı günümüz dinamiklerinde değerlendirecek olursak; yemek yerken televizyon izlemek, yürüyüş yaparken müzik dinlemek ya da telefonla konuşmak gibi aynı anda birden fazla eylemi yerine getirdiğimiz gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Aynı anda birden fazla eylemle meşgul olmanın bizden götürüsü, içinde bulunulan ana, kendimizde ve çevremizde olan bitene yönelik odağımızdır. Bu durum güncel psikoloji literatüründe farkındalık (mindfulness) kavramı altında tartışılıyor olsa da Fromm, Budizm öğretilerinden yola çıkarak, ne olduğu fark etmeksizin o anda yapılan işe odaklanmanın bir var olma biçimi olduğunu vurgulamıştır (Fromm, 1989/2017, s.78).
Odaklanmamızı engelleyen faktörlerin başında korkunun yer aldığını söyleyen Fromm; bir kişiye, olaya ya da fikre odaklanan insanın kendini yitirmekten korktuğuna işaret etmektedir (Fromm, 1989/2017, s.74). İnsanların ne derece zayıf benlik algısına sahip oldukları, odaklanma davranışı içerisinde kendisini kaybetmekten korkma hissi ile doğru orantıda ilerlediğini belirtmektedir. Ayrıca, insanların çok yorucu ve zahmetli gördükleri için odaklanmaktan kaçındığını ifade eder. Ancak aslında tam tersinin geçerli olduğunu; odaklanmanın canlandırıcı etkisi, odaklanma eksikliğinin ise insanı yoran bir etkisi olduğunu vurgular. Odaklanılmadan yapılan bir eylemde enerjinin harekete geçemeyeceğini çünkü az miktarda enerji ile işin görüleceğini belirtir. Odaklanmamızı engelleyen son faktör olarak, çağdaş üretim ve tüketim mekanizmalarının etkisini öne sürmektedir. Üretim sistemindeki çarkların birer dişlisi haline gelen modern insanın monoton çalışma hayatı, odaklanma becerisini azaltan bir etmen olarak vurgulanmaktadır. Aynı zamanda tüketim sistemi içerisindeki alternatif bolluğunun etkisiyle, insanın odaklanmasının imkansız ve gereksiz hale geldiğine dikkat çeker (Fromm, 1989/2017, s.75).
Fromm, insan ilişkilerinde yaşanan odaklanma sorununu, iletişimin yüzeyselliği ile açıklar. İletişimde bulunduğumuz kişinin söylediklerine, giyimine, davranışlarına ve hangi konumda olduğuna odaklanarak derin ilişki kurulamayacağını ve yüzeyde takılıp kalacağımızı belirtir (Fromm, 1989/2017, s.78). Bu yüzeysel iletişimde karşımızdaki kişinin sunduğu personayı aşıp gerçek kişiye ulaşmanın, o kişiye odaklanmak ile mümkün olacağını söyler. Ancak ilişkilerine odaklanarak yaklaşan insanın, odaklanma sonucu doğan sorumluluklardan kaçındığını ve bunun sebebinin modern insana dayatılan bireysellik algısı olduğunu öne sürer. Çünkü ilişkide odaklanan insan, karşısındaki gerçek kişiyi tanımış olur ve ona yönelik bir davranışta bulunacağı zaman sorumluluk hisseder. Bu sebeple Fromm, modern insanın sorumluluk almamak adına derinlemesine bir odaklanmayı reddettiğini ve karşısındakinin gerçek benliğini tanımak yerine yüzeysel ilişkilerle yetinmeyi tercih ettiğini vurgular.
Sonuç olarak, Erich Fromm’un perspektifinden odaklanma davranışı, modern insanın yaşamak zorunda kaldığı bir problem olarak değerlendirilebilir. Burada önemli olan, sorunu doğuran sebeplerin farkında olmak ve kendimize bu sorunların çözümünde sorumluluklar tanımlamamızdır. Kendi fiziksel, duygusal ve zihinsel farkındalığımızı artırabildiğimiz takdirde ise bir Zen ustasının söylemi gibi “uyurken sadece uyuruz, yemek yerken sadece yemek yeriz” (Fromm, 1989/2017, s.78).

