Kabul görmek, değerli hissetmek ve sevilmek, bunları hissetmenin yolu başarı olabilir mi? Dışarıdan bakıldığında, hedefleri doğrultusunda ilerleyen, azimli ve disiplinli bireyler, iç dünyalarında görünmez ama kalbinin tam ortasında “Başarılı olursam sevilirim” cümlesinin ağırlığını taşır. Psikolojide bu durum, erken dönem yaşam deneyimleri sonucunda ortaya çıkan bir şema olarak biçimlenir. Şemalar, bireyin kendi ve çevresi hakkında oluşturduğu kökten gelen inançlardır. Çocukluk yıllarında kök aileden alınan mesajlar, ilerleyen yaşlarda kişinin kendisini nasıl anlamlandıracağı konusunda büyük bir etkiye sahiptir.
Her bireyin kök ailesindeki farklılıklar, çocukların üzerindeki etkiyi de açık bir şekilde gözler önüne serer. Kimi çocuk sevgiyi koşulsuz bir şekilde hayatına yedirirken, kimi çocuk o sevgiyi görmek için canla başla uğraşır. Bu çocuklarda ilgi görmek ve yakınlık hissetmek, performans üzerinden şekillenir. Örneğin, “Komşunun çocuğu matematik sınavından yüksek not almış” gibi durumlar, yüksek notlar ve beklenti karşılayan tutumlar var olduğunda gelen övgü ve ilgi, zamanla çocuğun zihninde zincirleme bir ilişkiye sebep olur. “Başarılıysam beni görecekler” veya “Yeterince iyi olursam değerliyim” gibi inançlar, çoğu zaman bilinçaltına yerleşen şemaların başlangıcını oluşturur.
Kişi yetişkin olduğunda da hayatını bu mesajlarla yönlendirmeye devam eder. Sürekli daha iyisini yapmak, daha fazlasını başarmak ve kendini kanıtlamak zorunda hisseder. Elde edilen başarı, kısa süreli bir rahatlama sağlasa da kalıcı bir doyum yaratmaz. Çünkü sorun, başarının eksikliği değil, sevginin başarıya bağlanmış olmasıdır. Bu nedenle birçok kişi önemli hedeflerine ulaştığında bile içsel bir boşluk hissedebilir. Terfi alır, takdir edilir, hedeflerine ulaşır; fakat bir süre sonra yeniden yetersizlik duygusu ortaya çıkar. Başarı, değersizlik korkusunu geçici olarak susturur ama onu tamamen iyileştirmez.
Zamanla bazı insanlar sevgiyi başarıyla karıştırmaya başlar; çünkü ne zaman başarılı olsalar ilgi görür, ne zaman tökezleseler kendilerini görünmez hissederler. Başarı, insanlara sizi fark ettirebilir, saygı duymalarını sağlayabilir, hatta bazı insanları çevrenize toplayabilir. Ancak gerçek sevgi, başarılarınızın gölgesinde değil, eksiklerinizin yanında kalabilendir. Çünkü bir insan sizi yalnızca kazandığınız günlerde seviyorsa, aslında başarılarınızı seviyordur; sizi değil. Hayatın en zor anlarında bunu daha iyi anlarız. Güçsüz olduğumuzda, ağladığımızda, hata yaptığımızda ya da kaybettiğimizde yanımızda kalan insanlar vardır. İşte sevgi, tam da orada kendini gösterir.
Gerçek sevgi, kazanılması gereken bir ödül ya da madalya değildir. İnsan emek verir, üretir, gelişir. Ancak kişinin değeri, başarılarının toplamı değildir. Bir insan bazen hiçbir şey başaramaz ve başaramadığı günlerde de sevilmeye layıktır. Çünkü sevgi, ne yaptığına bağlı bir sözleşme değil; kalpten kalbe geçen bir bağdır. Belki de asıl mesele, sevilmek için başarılı olmak değil, başarılı olsak da olmasak da kendimizi sevilmeye değer görebilmektir. İnsan kendini yalnızca başarılarıyla tanımladığında, her başarısızlıkta sevgiyi kaybetmekten korkar. Oysa sevgi, korkunun değil, kabul edilmişliğin içinde büyür. Sevilmenin yolu, kusursuz olmak değildir. Her zaman güçlü olmak da değildir. Bazen sevilmenin yolu, olduğun gibi görünmeye cesaret etmektir. Ve günün sonunda herkesin kalbinde aynı özlem vardır: Başardıkları için değil, olduğu kişi için sevilebilmek.


