“Sorun çıkarmayan kişi” olmanın psikolojik bedeli ne olabilir? Bazen bir terapi odasında, insanın dikkatini çeken şey, anlatılan olaylar değil, anlatılma biçimidir. Kişi bir ilişkisinden bahsederken sürekli “önemli değil”, “ben sorun çıkarmadım zaten”, “karşı taraf üzülmesin diye…” gibi cümleler kurar. Olayların kendisinden çok, bir şeyi bozmamaya çalışma hâli hissedilir. Sanki ilişkiyi sürdürmenin tek yolu, kişinin kendisini biraz geri çekmesidir.
Dışarıdan bakıldığında bu insanlar genellikle “uyumlu”, “anlayışlı” ya da “olgun” olarak görülür. Çatışma yaratmazlar, ortamı yumuşatırlar ve çoğu zaman ihtiyaçlarını ikinci plana alırlar. Fakat aynı kişilerle biraz daha derin konuşulduğunda, görünmeyen bir ortak tema ortaya çıkar: ilişkiler vardır ama kendilik hissi çoğu zaman siliktir.
Bu noktada mesele davranış değil, davranışın altında çalışan içsel düzeneklerdir. Şema terapi bu örüntüleri, kişinin yaşamının erken dönemlerinde oluşmuş duygusal öğrenmeler olarak ele alır. Yani bugün “neden böyle yapıyorum?” diye sorulan şey, çoğu zaman bugünün değil, çok daha eski ilişkisel deneyimlerin devamıdır.
İnsan gelişiminin ilk yıllarında kişi, dünyayı açıklayan hazır düşüncelerle doğmaz. Ama yaşadığı ilişkilerden sonuçlar çıkarır. Ne zaman görünür olduğu, ne zaman geri çekilmesi gerektiği, ne zaman duygusunu göstermesinin karşılık bulduğu gibi deneyimler zamanla içsel bir haritaya dönüşür. Bu harita çoğu zaman bilinçli değildir; ama yetişkinlikte kararların arka planında sessizce çalışır.
Bazı insanlar için bu haritanın merkezinde şu tür deneyimler vardır: ihtiyaç göstermek her zaman güvenli değildir, uyum sağlamak ilişkileri daha stabil tutar, karşı tarafın duygusu önceliklidir. Bu tür içsel öğrenmeler zamanla belirli şema yapılarını besler.
Örneğin, Kendini Feda Etme Şeması olan kişilerde, ilişkide öncelik çoğu zaman karşı tarafa verilir. Bu durum ilk bakışta yüksek empati gibi görünse de, içsel düzeyde kişi kendi ihtiyacını fark etmeyi bile erteleyebilir. Bir noktadan sonra “ben ne istiyorum?” sorusu zayıflar, onun yerine “karşı taraf neye ihtiyaç duyar?” sorusu daha otomatik hâle gelir. Bu kişiler çoğu zaman kendilerini ihmal ettiklerini ancak yorulduklarında fark ederler.
Bir diğer yapı olan Onay Arayıcılık Şeması, kişinin değer algısını dışarıya bağlar. Beğenilmek kısa süreli bir rahatlama yaratırken, eleştiri ya da memnuniyetsizlik yoğun bir iç sarsıntı yaratabilir. Bu durumda kişi zamanla kendi iç ölçütlerinden uzaklaşır ve seçimlerini “doğru olan ne?” yerine “nasıl karşılanırım?” üzerinden yapmaya başlar. Bu da ilişkilerde görünmez bir baskı yaratır; kişi kendi ihtiyacını değil, algılanma biçimini yönetmeye çalışır.
Daha derinde bazı kişilerde Duygusal Yoksunluk Şeması çalışır. Burada temel beklenti şudur: ihtiyaçlarım tam olarak görülmeyecek ya da anlaşılmayacak. Bu beklenti zamanla kişinin isteme kapasitesini azaltır. Kişi ihtiyaç duysa bile bunu ifade etmemeyi öğrenir. Böylece dışarıdan güçlü, kendi kendine yeten bir görüntü oluşur; ancak içeride karşılanmamışlık hissi devam edebilir.
Bazen bu yapıya Terk Edilme Şeması eşlik eder. Bu durumda ilişki içindeki küçük mesafeler bile büyük anlamlar taşıyabilir. Karşı tarafın tonu değiştiğinde, mesaj geciktiğinde ya da duygusal bir geri çekilme hissedildiğinde kişi bunu ilişkiyi kaybetme ihtimali olarak algılayabilir. Bu nedenle uyum sağlamak, açıklama yapmak ya da geri çekilmek bir ilişki stratejisi hâline gelir.
Bu örüntülerin ortak noktası şudur: kişinin amacı aslında “fazla iyi olmak” değildir. Ama çoğu zaman amaç, ilişkiyi kaybetmemek ya da duygusal olarak güvende kalmaktır. Yani bugünkü davranışlar, geçmişte işe yaramış bir hayatta kalma biçiminin devamıdır.
Şema terapide kritik dönüşüm noktası, bu otomatik düzeneklerin fark edilmesidir. Kişi ilk kez şunu ayırt etmeye başlar: Şu an yaptığım şey gerçekten istediğim için mi, yoksa eskiden öğrendiğim bir ilişki kuralı mı çalışıyor? Bu ayrım göründüğü kadar basit değildir; çünkü şemalar çoğu zaman “gerçeklik” gibi hissedilir.
Değişim ise genellikle büyük kırılmalarla değil, küçük deneyimlerle başlar. Bir kişi ilk kez hayır der ve ilişkinin devam ettiğini görür. Bir ihtiyacını söyler ve karşılık bulduğunu deneyimler. Bir ilişkide sadece uyum sağlayarak değil, var olarak da kalabildiğini fark eder. Bu deneyimler tekrar ettikçe içsel harita yavaş yavaş yeniden yazılır.
Zamanla en belirgin değişim davranışlarda değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkide ortaya çıkar. Eskiden otomatik olan geri çekilme yerini küçük duraklamalara bırakır. Kişi kendi ihtiyacını duymaya başlar ve bunu dile getirmenin ilişkiyi bozmak anlamına gelmediğini deneyimler.
Ve belki de en önemli farkındalık şudur: yakınlık, kendini azaltarak değil, kendini kaybetmeden de mümkün olabilir.
Kaynakça
- Kaynakça Young, J. E., Klosko, J. S. Hayatı Yeniden Keşfedin. Pegasus Yayınları. Soygüt, G. Şema Terapi: Kuram, Uygulama ve Araştırma. Nobel Akademik Yayıncılık. Arntz, A., Jacob, G. Şema Terapi Uygulamaları. Bowlby, J. Bağlanma. Pinhan Yayıncılık.


