Sürekli güçlü, anlayışlı ve her durumda yetişmek zorunda hissetmenin psikolojisi üzerine düşünmek, birçok insanın yaşadığı bir durumu anlamamıza yardımcı olabilir. Bazı bireyler, çevresindeki herkesin yükünü omuzlayarak, herkese yetişmek ve her durumda anlayış göstermek zorunda hissetme eğilimindedir. Yakınlarımız üzülmesin diye kırgınlıklarımızı erteleyebilir, ailemiz zor durumda kalmasın diye tüm yükü sırtlayabiliriz. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmamak adına ‘hayır’ demek bile zorlaşır. Zamanla bu durum, dışarıdan ‘iyi insan’ olarak görünse de, kişinin kendisini sürekli geri plana attığı ve kendi hayatında ikinci plana düştüğü görünmez bir yorgunluğa dönüşebilir.
İyi insan olmak elbette değerli bir özelliktir; ancak çevresindeki insanlara sürekli destek olan, anlayış gösteren ve herkesin ihtiyacına yetişen bireyler, zamanla duygusal tükenmişlik yaşayabilir. Çünkü bireyler, önce kendilerine iyi gelmeli ve kendi ihtiyaçlarını ön planda tutabilmelidir ki, çevresindekilere de destek olabilsin ve psikolojik olarak dengede kalsın. Sürekli başkalarının ihtiyaçlarını gözeten bireyler, zamanla kendilerini yok saymaya başlarlar.
İyi İnsan Olma Çabası Nasıl Gelişir?
Bazı bireyler, çocukluk döneminden itibaren ailelerinden ve yetiştikleri kültürden, çevresindeki insanların ihtiyaçlarına karşı aşırı hassas olmayı öğrenebilirler. Özellikle eleştirilerek büyüyen, sevgiyi uyumlu olmak ya da her şeye evet demekle kazanacaklarına inanan bireyler için başkalarını memnun etmek, zamanla kişiliklerinin bir parçası haline gelebilir. Bu kişiler çoğu zaman kimseyi kırmamaya çalışır ve sorun çıkaran taraf olmaktan kaçınma davranışı sergileyebilirler. Başlangıçta bu davranışlar çevre tarafından olumlu özellikler olarak görülür; ‘Ne kadar iyi’, ‘ne kadar anlayışlı ve fedakâr’ gibi söylemler, kişinin bu davranışını sürdürmesine neden olabilir. Ancak zamanla bireyler, başkalarının ihtiyaçlarına göre hareket ettiklerinde kendi sınırlarını ihmal ettiklerini fark edemezler.
Bir süre sonra kişi, ne yorulduğunu ifade edebilir ne de yardım istemekte kendini rahat hissedebilir. Kendi ihtiyaçlarının önemini fark edemeyebilir. Bireyin zihninde, ‘ben başkalarına verdiğim ve yetebildiğim sürece değerliyim’ şeklinde bir değer algısı oluşabilir.
Herkese Yetişmeye Çalışmak Neden Yorucu?
Birey ne kadar güçlü görünse de, sürekli başkalarının duygusal ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak, herkese yetişmek ve gerçek duygularını gizlemek zamanla tükenmişliğe yol açabilir. Bu durumda kişi, kendi iç dünyasını göremez ve uzaklaşmaya başlar. Sürekli zihinsel yorgunluk hissetmek, insanlarla iletişim kurmak istememek ve insanlardan uzak durmak, kişinin içinde biriken öfke ve kırgınlıkların yansımaları olabilir. Kişi, zamanla başkalarının ihtiyaçlarına yetiştiği için kendi duygularını geride tutmaya başlayabilir. Bu durum, herkes için destekleyici bir alan oluşturmaya çalışırken, kendi iç dünyasında rahatlayabileceği güvenli alan bulmakta zorlanmasına neden olabilir.
“Hayır” Diyememek ve Suçluluk Hissi
İyi insan olma yorgunluğu yaşayan bireyler, sınır koymakta zorlanabilirler. Çünkü ‘hayır’ demek, bu durumu yaşayan bireyler için yalnızca bir isteği reddetmek değil, karşı tarafı kırmak, hayal kırıklığına uğratmak ve suçluluk hissiyle karşı karşıya kalmak anlamına gelebilir. Bu nedenle istemedikleri durumları kabul etmeye, kendi planlarını ve ihtiyaçlarını sürekli ertelemeye devam edebilirler. Halbuki sağlıklı ilişkiler, yalnızca sürekli fedakârlık yapmakla ilerlemez. Sürekli veren tarafta olmak, karşı taraftan hiçbir şey talep etmemek, bir süre sonra kişinin görünmez ve değersiz hissetmesine yol açabilir.
Sürekli Güçlü Görünmenin Görünmeyen Tarafı
Toplumda, duygularını belli etmeyen, herkes için ayakta kalmaya çalışan ve her şeyi tek başına halleden insanlar ‘güçlü’ olarak tanımlanır. Ancak sürekli güçlü görünmeye çalışmak, kişinin sırtındaki yükleri ağırlaştırabilir. Bazı bireyler, üzgün olduklarını belli etmemeyi zayıflık, yardım istemeyi çaresizlik veya yetersizlik olarak görebilir. Bu nedenle çevrelerindeki insanlar, onları sürekli ‘o her şeyi halleder’ veya ‘hep dayanabilen’ biri olarak görür. Ancak bu görünümün arkasında yoğun bir yalnızlık hissi bulunabilir ve kişinin kendi duyguları ile ihtiyaçları arasında mesafe oluşmasına neden olabilir.
Sınır Koymak Neden Bencillik Değildir?
Birçok insan için sınır koymak, sevgisizlik veya karşıdaki kişiyi uzaklaştırmak gibi algılanabilir. Ancak psikolojik açıdan sağlıklı sınırlar, bireyin hem kendisini hem duygusal durumlarını hem de ilişkilerin sürdürülebilirliğini korumak açısından oldukça önemlidir. Sınır koymak; kişinin kendi ihtiyaçlarını ve duygularını fark edebilmesine, başkalarının yüklerini kendi sırtına yüklememeye yardımcı olur. Her şeye yetişmeye çalışmak yerine bazen geri çekilmek, durabilmek ve kendine zaman ayırmak psikolojik açıdan önemli bir ihtiyaçtır. Unutulmamalıdır ki, kendimize iyi gelmeden, kendi duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı görmeden başka bir bireyin ihtiyaçlarına koşamayız.
Sonuç olarak, iyi insan olmak, insanlara karşı anlayışlı ve fedakâr olmak elbette değerli özelliklerdir. Ancak birey, bunları yaparken kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve duygularını yok sayarsa, zamanla içsel bir tükenmişlik yaşayabilir. Sürekli başkalarına yetişmeye çalışmak, güçlü kalmaya çabalamak ve herkesi memnun etmeye uğraşmak, çoğu zaman bireyin kendi duygularını en sona bırakmasına neden olur. Bu nedenle psikolojik olarak sağlıklı, dengeli ve iyi kalabilmek, yalnızca çevremizdeki insanlara ne kadar yetişebildiğimizle değil, kendimize ne kadar yaklaşabildiğimizle de ilgilidir. İnsanoğlu, bazen başkalarına yetişmeye çalışırken, en çok kendisine geç kalabilir. Bunu fark etmek ve değiştirmek, bireyin kendisine yapabileceği en büyük iyiliklerden biridir.


