Bazı insanlar tutulmayan sözlere neden bu kadar takılır? Neden bazıları için “yapacağım” denip yapılmaması yalnızca küçük bir hayal kırıklığı değil, derin bir güven kırılması gibi hissedilir? Çünkü söz, özellikle çocuklukta, yalnızca bir cümle değildir. Çocuk için söz; güven, bağlılık ve öngörülebilirlik demektir. Dünyanın güvenli bir yer olup olmadığını anlamaya çalışan bir çocuk için ebeveynin söylediği şey ile yaptığı şey arasındaki uyum oldukça belirleyicidir. Bu yüzden bazen yetişkinlikte yaşanan yoğun öfkenin altında, bugünkü olaydan çok daha eski bir his yatıyor olabilir: “Yine yarı yolda kaldım.”
Çocuklukta ebeveynler bazen çocuklarını ikna etmek, oyalamak ya da çatışmayı o an sonlandırmak için söz verebilir: “Yarın gideriz.” “Akşam konuşuruz.” “Söz, bir daha olmayacak.” “Tamam, buna dikkat edeceğim.” Fakat çocuk için bu cümleler yalnızca geçici rahatlatıcı ifadeler değildir. Çocuk bunları gerçek kabul eder. Çünkü çocuk zihni, sevdiği ve ihtiyaç duyduğu kişilerin söylediklerine inanarak gelişir. Tekrar tekrar tutulmayan sözlerle karşılaştığında ise yalnızca üzülmez; aynı zamanda ilişkilerle ilgili sessiz öğrenmeler geliştirmeye başlar.
“Demek ki insanlar söyledikleri şeyleri gerçekten yapmayabiliyor.” “Beklentiye girersem hayal kırıklığı yaşarım.” “Güvende hissetmek uzun sürmeyebilir.” Aslında güven duygusu çoğu zaman büyük olaylarla değil, küçük tutarlılıklarla oluşur. Bir ebeveynin “dinleyeceğim” deyip gerçekten dinlemesi, “kızgın olsan da yanındayım” deyip duyguyu taşıyabilmesi, “sınırına saygı duyacağım” deyip bunu davranışına yansıtması gibi. Bunlar çocuk için yalnızca gündelik anlar değildir. Bunlar, ilişkilerin güvenilir olup olmadığını öğreten deneyimlerdir.
Üstelik mesele yalnızca sözlerin tutulmaması da değildir. Bazen asıl yaralayıcı olan, bunun önemsizmiş gibi yaşanmasıdır. Çocuk kırıldığında karşılaştığı: “Abartıyorsun.” “Bunda bu kadar üzülecek ne var?” “Unuttum işte.” gibi cümleler, yalnızca hayal kırıklığını değil, çocuğun duygusunu da geçersizleştirebilir. O noktada çocuk yalnızca “üzülen biri” olmaz. Aynı zamanda kendi ihtiyacını sorgulamaya başlar: “Ben fazla şey bekliyorum galiba.” “Demek ki bu kadar önemsememem gerekiyor.” “Rahatsız olduğum şey o kadar önemli değil.”
Zamanla çocuk, kendi hislerini geri plana atmayı öğrenebilir. Rahatsız olduğu şeyleri dile getirmek yerine içine atabilir ya da beklentiye girmemeye çalışabilir. Çünkü tekrar hayal kırıklığı yaşamamak, bazen ihtiyaç duymamaktan daha güvenli hissettirebilir. Bu da ilerleyen yıllarda ilişkilerde mesafe koyma, aşırı tetikte olma ya da insanlara kolay güvenememe şeklinde ortaya çıkabilir.
Bu durum özellikle sınırlar konusunda da çok belirgin hale gelir. Çocuk bir rahatsızlığını dile getirir, ebeveyn onu anladığını söyler ama davranış değişmez. Böyle durumlarda çocuk büyük bir kafa karışıklığı yaşayabilir. Çünkü söz başka bir şey söylerken davranış bambaşka bir mesaj verir. Ve çocuk zihni çoğu zaman davranışın gerçek olduğuna inanır.
Bu yüzden bazı yetişkinler ilişkilerde insanların söylediklerinden çok yaptıklarını izler. Verilen sözlere hemen güvenemez, sürekli “acaba yine değişecek mi?” diye düşünürler. Bazen küçük görünen bir tutarsızlık bile onlarda yoğun bir huzursuzluk yaratabilir. Çünkü mesele yalnızca bugünkü olay değildir; geçmişte tekrar eden güvensizlik deneyimlerinin bugün de yeniden tetiklenmesidir.
Çocuklukta gelişen güven duygusu, yalnızca sevildiğini hissetmekle değil; ihtiyaç duyduğunda karşısındaki kişinin gerçekten orada kalacağına inanabilmekle de ilgilidir. Bir çocuk için tutarlılık, duygusal güvenliğin en sessiz ama en güçlü parçalarından biridir. Planlar değiştiğinde aşırı rahatsız olabilir, verilen sözlerin unutulmasını kişisel algılayabilir ya da sınır ihlallerine yoğun tepki verebilirler. Dışarıdan bakıldığında “fazla hassas” gibi görünebilirler. Oysa çoğu zaman bu hassasiyetin altında, geçmişte yeterince korunmamış bir güven duygusu vardır.
Çocukların mükemmel ebeveynlere ihtiyacı yoktur. Hayatın içinde unutulan şeyler, tutulamayan planlar, hata yapılan anlar olacaktır. Ancak çocuk için asıl belirleyici olan şey, ebeveynin bu durum karşısındaki tutumudur. Çünkü bir ebeveynin: “Bunu yapacağıma söz vermiştim ama yapamadım.” “Seni hayal kırıklığına uğrattığımı anlıyorum.” “Haklısın, bunu daha farklı yapabilirdim.” diyebilmesi bile ilişkiyi onarıcı bir etki yaratabilir.
Çünkü güven kusursuzlukla değil; tutarlılık, dürüstlük ve duygusal sorumlulukla oluşur. Çocuklar en çok, söyledikleriyle yaptıkları birbirine yakın olan yetişkinlerin yanında güvende hissederler. Ve çoğu zaman yetişkinlikte kurduğumuz ilişkilerin temelinde de, çocukken öğrendiğimiz o görünmez güven dili vardır.
“Bir çocuğun güveni bazen büyük travmalarla değil, küçük tutarsızlıklarla sessizce aşınır.”


