Pazartesi, Haziran 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Dijital Çağda Mükemmel Ebeveynlik İllüzyonu: Ekranın Arkasındaki Yetersizlik Hissi

Bu yazımda dijital kuşatmanın bir diğer yüzüne bakıyor ve ekran bağımlılığının aile dinamikleri içerisindeki en sessiz, en derin ve belki de en yıkıcı yansımasına odaklanıyoruz: Dijital Ebeveynlik ve Mükemmeliyetçilik Tuzağı.

Günümüzde anne-baba olmak, sadece bir çocuk büyütmek anlamına gelmiyor; aynı zamanda sosyal medyadaki yüzlerce “ideal ebeveyn” profiliyle, uzman tavsiyeleriyle ve kusursuzca kurgulanmış “mutlu aile” videolarıyla rekabet etmek anlamına geliyor. Sabah uyandığımızda telefonumuzu açıyor, organik gıdalarla hazırlanmış kusursuz kahvaltı tabakları hazırlayan, çocuğuyla her an pedagojik bir aktivite yapan ve asla öfkelenmeyen “dijital ebeveynler” görüyoruz. Bu parlatılmış ekran kaydırmalarından sonra kafamızı kaldırıp kendi mutfağımıza bakarız: Tezgâhta biriken bulaşıklar, dökülen sütler, ağlama krizine girmiş bir çocuk ve tükenmiş hissetmesine rağmen sakin kalmaya çalışan bir anne ya da baba. İşte tam o an, o zehirli ve yıkıcı soru zihne sızar: “Ben yetersiz, kötü bir ebeveyn miyim?”

Karşılaştırma Tuzağı ve Dijital Yanılsama

Sosyal medya platformları, doğası gereği hayatların sadece en parlak, en seçilmiş ve filtrelenmiş anlarını sunar. Kimse çocuğunun saatler süren ağlama krizini, evdeki tahammülsüzlük anlarını ya da ebeveyn olarak yaşadığı çaresizlik hissini kameraya alıp estetik bir müzikle paylaşmaz. Psikolojide Leon Festinger tarafından ortaya atılan “Sosyal Karşılaştırma Teorisi”, bireylerin kendi değerlerini, başarılarını ve yaşam standartlarını başkalarıyla kıyaslayarak anlamlandırma eğilimini açıklar (Festinger, 1954). Dijital çağda bu kıyaslama mekanizması, yukarı doğru bir sosyal karşılaştırmaya dönüşerek ebeveynlerin kendi içsel, ham ve gerçekçi yaşamlarını, başkalarının yapay ve kurgulanmış dışsal görüntüleriyle kıyaslamasına yol açar.

Bu durum literatürde “Sharenting” (ebeveynlerin çocuklarının hayatlarını aşırı paylaşması) ve dijital ebeveynlik pratikleriyle birleştiğinde, anne-babalarda kronik bir yetersizlik hissi yaratır. Ekrandaki o 15 saniyelik “mutlu an” kesitini mutlak ve 24 saat yaşanan bir gerçeklik sanmak, ebeveynlik kaygısını tetikler. Dijital dünyadaki akımlardan, “mükemmel çocuk büyütme” formüllerinden sürekli etkilenmek, ebeveynlerin kendi sezgilerine ve çocuklarının özgün ihtiyaçlarına olan güvenini sarsıyor. Bir uzman veya influencer’ın dijitalde sunduğu “ideal model”, sizin çocuğunuzun mizacına veya aile yapınıza uymak zorunda değildir.

“Mükemmel” Değil, “Yeterince İyi” Ebeveynlik

Sürekli ekrandaki dünyaya bakarak ebeveynlik yapmaya çalışmak, anı kaçırmamıza neden olur. Dijital dünyada diğerleriyle yarışırken, yanımızda oturan ve sadece bizimle göz teması kurmak isteyen çocuğumuzu fark edemez hale geliriz. Bu noktada, çocuk psikanalizinin öncülerinden Donald Winnicott’ın zamansız kavramını hatırlamakta fayda var: “Yeterince iyi ebeveyn” (Good enough parent).

Winnicott (1965), çocukların mükemmel, hatasız ve robotik anne-babalara değil; hata yapabilen, bu hataları telafi edebilen, hayal kırıklıklarıyla baş etmeyi öğreten ve en önemlisi “orada olan” ebeveynlere ihtiyacı olduğunu söyler. Dijital dünyanın bize dayattığı “mükemmel ebeveynlik” bir illüzyondur ve çocuk için aslında sağlıklı da değildir. Kusursuz bir dünyada büyüyen çocuk, gerçek hayatın zorluklarıyla karşılaştığında savunmasız kalır.

Ekranı Kapatıp Çocuğunuza Dönün

Dijital çağın ebeveynleri olarak kendinize şu hatırlatmayı yapmalısınız: Ebeveynlik, algoritmaların dikte ettiği standart bir reçete değildir. Sosyal medyadaki ebeveynlik bir performans sanatı haline gelmiş olabilir, ancak gerçek ebeveynlik bağ kurmaktır. Bir influencer’ın ya da dijital uzmanın sunduğu “harika aktivite”, sizin çocuğunuzun mizacına uymak zorunda değildir. Kimi çocuk o çok övülen duyusal oyun hamurlarıyla oynamaktan nefret edebilir ve sadece bir karton kutuyla mutlu olabilir. Kendi ebeveynliğinizi dijital dünyanın sahte standartlarıyla yargılamayı bıraktığınızda, omuzlarınızdaki yükün hafiflediğini ve çocuğunuzla olan ilişkinizin ne kadar derinleştiğini göreceksiniz.

Bu yazıdan sonra kendinize bir alan açın ve değişiklik yapın. Ekrandaki “ideal aile” videolarını ve mükemmeliyetçilik aşılayan gönderileri kaydırmayı bırakın. Telefonunuzu sessize alın, çocuğunuzun gözlerinin içine bakın ve onun dijital normlara değil, sadece sizin samimi ve kusurlu varlığınıza ihtiyacı olduğunu unutmayın. Çünkü gerçek ebeveynlik, ekranda kaç beğeni aldığınızla değil, çocuğunuzun kalbinde ve zihninde bıraktığınız güven duygusuyla ölçülür.

Feryal Mindan
Feryal Mindan
Feryal Mindan, İstanbul Gelişim Üniversitesi Psikoloji lisans bölümünden mezun olmuştur. Uzmanlığını Klinik Psikoloji yüksek lisans programı kapsamında "Genç Yetişkinlerde Bağlanma Stillerinin Romantik İlişkilerdeki Çatışma Çözme Stilleri ve Duygusal Bağımlılık ile İlişkisinin İncelenmesi" üzerine tez çalışması ile sürdürmektedir. Profesyonel odağını yetişkin, çocuk, ergen ve aile danışmanlığı üzerine kuran Mindan, klinik alandaki çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir. Akademik birikimini toplumsal farkındalığa dönüştürmeyi amaçlayan yazar, okurlarının ruh sağlığı farkındalığını artırarak daha bilinçli bir yaşam sürmelerine katkı sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar