Bazı çocuklar hiç sorun çıkarmaz. Öğretmenleri onları çok sever, kurallara uyarlar, sessizdirler, başarılıdırlar, uyumludurlar ve olgundurlar. Evde “problemli çocuk” olarak görülmezler. Hatta çoğu zaman çevre tarafından örnek gösterilirler. “Ne kadar akıllı bir çocuk.”, “Hiç yormuyor.”, “Yaşından büyük davranıyor.”, “Ebeveynini hiç üzmüyor.”, “Uzun süre sessizce oturur, sakindir.”, “Hep söz dinliyor.”, “Hiç sinirlenmiyor.” gibi cümlelerle tanımlanırlar.
Ancak bazen tam da bu çocuklar, iç dünyalarında en yoğun kaygıyı taşıyan çocuklar olabilir. Çünkü bazı çocuklar sevgiyi ve kabul görmeyi koşullu öğrenir. Çocuk zihni bunu açık cümlelerle düşünmese bile zamanla şu inanç gelişebilir: “Uslu olursam sevilirim.”, “Üzülürsem sorun olur.”, “İhtiyaç çıkarırsam yük olurum.”, “Bunu istemeye hakkım yok.”, “Kendim olursam sevilmem.” Bu nedenle ağlamalarını bastırırlar, öfkelerini göstermezler ve ihtiyaçlarını geri plana iterler. Anne babayı üzmemeye çalışırlar.
Dışarıdan bakıldığında “olgun çocuk” gibi görünürler. Ancak bu olgunluk çoğu zaman gerçek bir duygusal olgunluktan değil, erken yaşta fazla sorumluluk hissetmekten ve sağlıklı bağlanma oluşmamasından kaynaklanır. Çocuk, kendi duygularını yaşamak yerine ortamın duygusal yükünü taşımaya başlar. Özellikle çatışmalı aile ortamlarında büyüyen çocuklarda bu duruma sık rastlanır. Çocuk, evdeki gerginliği hisseder ve farkında olmadan “yük olmamaya” çalışır. Evde ses yükseldikçe çocuk sessizleşir, kendi duygularını geri çeker ve daha kontrollü davranmaya başlar. Başarıya tutunur; çünkü başarı bazen çocuk için yalnızca başarı değildir; aynı zamanda bir güvenlik alanıdır.
Bazı çocuklar için yüksek not almak, hata yapmamak ya da sürekli uyumlu görünmek; sevilmeye devam etmenin yolu haline gelir. Bu yüzden başarısızlık, onlar için sıradan bir hayal kırıklığı değil, yoğun bir değersizlik hissi yaratabilir. Eleştiriyi çok ağır yaşayabilirler. Küçük bir hata bile onların içinde büyük bir kaygıya dönüşebilir.
Bu çocuklar genellikle hata yapmaktan yoğun şekilde korkar, eleştiriyi kişisel algılar, herkesi memnun etmeye çalışır, “hayır” demekte zorlanır, çatışmadan kaçınır, sürekli doğru olanı yapmaya çalışır ve yalnız kaldıklarında yoğun kaygı hissedebilirler. Fakat çoğu zaman çevre bunu fark etmez. Çünkü toplum, sessiz çocukları “iyi çocuk” olarak etiketlemeye çok yatkındır. Oysa her sakin çocuk huzurlu değildir; bazı çocuklar yalnızca duygularını göstermemeyi öğrenmiştir.
Çocuklarla çalışırken bazen en çok şunu görürüz: Oyun sırasında sürekli kontrolü korumaya çalışan, hata yapınca oyunu bozan, kaybetmeye tahammül edemeyen çocukların altında yoğun bir kaygı olabilir. Çünkü çocuk zihni bazen şöyle düşünür: “Eğer mükemmel olursam sorun çıkmaz.”, “Eğer güçlü görünürsem kimse üzülmez.”, “Eğer sessiz olursam sevilmeye devam ederim.” Bu nedenle ebeveynlerin yalnızca davranışa değil, davranışın altında yatan duyguya da bakabilmesi çok kıymetlidir. Çünkü bazı çocuklar yardım istemeyi bile öğrenemez. Sessiz kalırlar, uyum sağlarlar ve fark edilmeden yorulurlar.
Her “sorunsuz çocuk”, gerçekten sorunsuz olmayabilir. Bazen en çok anlaşılması gereken çocuk; en sessiz olandır.


