Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Lohusalık Döneminde Suçluluğun Gölgesinde Kalan Yas

Doğum sonrası dönem, psikolojide lohusalık ya da postpartum dönem olarak adlandırılır ve kadının yaşamında önemli bir dönüşümü ifade eder. Bu süreç yalnızca fiziksel iyileşme ve bebeğe bakım sağlama süreci değildir.

Doğum sonrası süreçte hayatın ritmi değişir. Zamanın kullanımı farklılaşır, spontane kararlar daha sınırlı hale gelir ve gündelik düzen bebeğin ihtiyaçları etrafında şekillenir. Aynı zamanda bireysel alan, bedenle kurulan ilişki, uyku düzeni ve sosyal ilişkiler de yeniden şekillenir. Yeni doğan bir bebekle kurulan bağ, yaşamın anlamını ve önceliklerini derinden etkiler.

Birçok kadın için bu dönem yoğun bir sevgi, bağlanma ve sorumluluk duygusuyla birlikte yaşanır. Ancak bu güçlü sevgi deneyimiyle birlikte bazı anneler, adını koymakta zorlandıkları başka duyguların da sessizce ortaya çıktığını fark eder: geçmiş hayata dair bir kayıp hissi.

Yaşanan Karmaşık Duygular

Lohusalık döneminin psikolojik açıdan dikkat çekici yönlerinden biri, birbiriyle çelişen duyguların aynı anda var olmasıdır. Bir anne bebeğini büyük bir sevgiyle kucaklarken aynı zamanda hayatının önceki düzenine dair bir özlem hissedebilir. Aslında bu iki duygu birbirini dışlayan deneyimler değildir, büyük yaşam geçişlerinde sıklıkla birlikte görülebilirler. Lohusalıkta yaşanan bu özlem çoğu zaman belirli bir nesneye ya da tek bir kayba yönelik değildir. Daha çok yaşamın bütününde meydana gelen dönüşümle ilişkilidir.

Geri Dönmeyecek Bir Hayatın Farkındalığı

Bazı anneler doğumdan sonra hayatın geri dönülmez biçimde değiştiğini fark eder. Bu farkındalık çoğu zaman bir karşılaştırma içermez; önceki hayatın daha iyi ya da daha kötü olduğu anlamına gelmez. Ancak yaşamın belirli bir evresinin kapanmış olduğu hissi ortaya çıkabilir.

Lohusalıkta yaşanan yas ise, onca değişimin ortasında kalan annenin artık geri dönülmeyecek o hayat evresini ardında bırakmasıyla ilgilidir. Çünkü annelikle birlikte hayat çoğu zaman kalıcı biçimde yeni bir yön kazanır. Bu nedenle bazı anneler için lohusalık dönemi, kişinin doğumdan önceki benliği ve yaşamıyla içsel bir vedalaşma anlamına gelebilir.

Fakat lohusalık döneminde hissedilen kayıp, çoğu zaman dramatik bir yas şeklinde yaşanamaz. Daha çok belirsiz, sessiz ve bazen adlandırılması zor bir duygu olarak ortaya çıkar.

Suçluluğun Gölgesinde Kalan Yas

Lohusalık döneminde yaşanan bu yas çoğu zaman açıkça ifade edilemez. Bunun en önemli nedenlerinden biri, annelerin bu duyguyu yanlış yorumlama korkusudur. Birçok anne, geçmiş hayatına dair duyduğu özlemin bebeğini yeterince sevmediği anlamına gelebileceğini düşünebilir. “Eski hayatımı özlersem sanki bebeğimi istemiyormuşum gibi olur” düşüncesi bazı kadınların zihninde güçlü bir suçluluk hissi yaratabilir.

Oysa bu iki duygu birbirinden tamamen ayrıdır. Geçmiş hayatın bazı yönlerini özlemek, çocuğa duyulan sevgiyi azaltmaz. Ancak anne, bu duygunun hem kendi içinde hem de çevresi tarafından yanlış anlaşılabileceğinden endişe duyabilir. Bu nedenle birçok kadın yaşadığı yası ifade etmekten, duygularını yakın çevresiyle paylaşmaktan çekinir, hatta kendi içinde bile adlandırmamayı tercih eder. Çünkü bu duygunun dile getirilmesi, bebeğe karşı bir şikâyet ya da reddediş gibi algılanabileceğini hissettirir.

Böyle bir durumda suçluluk duygusu, yasın kendisinden daha baskın hale gelebilir. Anne geçmiş hayatına dair bir özlem duyduğu için kendini haksız ya da yanlış hissedebilir.

Bu Deneyimin Anlaşılması

Psikolojik açıdan bakıldığında, büyük yaşam geçişlerinde karmaşık duyguların bir arada bulunması oldukça doğaldır. Sevgi ve kayıp, başlangıç ve veda, umut ve belirsizlik çoğu zaman aynı yaşam döneminde birlikte var olabilir.

Lohusalık da bu geçiş dönemlerinden biridir. Yeni bir yaşam başlangıcının, annenin hayatında yarattığı kalıcı dönüşümün fark edilmesi ve buna eşlik eden farklı duyguların yaşanması, uyum sürecinin bir parçasıdır. Bazı anneler için bu duyguların anlaşılması ve adlandırılması zaman alabilir. Bazense bu süreçte psikolojik destek almak, yaşanan duyguların daha açık bir şekilde görülmesine ve sürece uyum sağlanmasına yardımcı olabilir. Özellikle suçluluk duygusunun hafiflemesi ve sevgi ile yasın aynı anda var olabileceğinin anlaşılması, birçok kadın için rahatlatıcı bir deneyim olabilir.

Bir Başlangıcın İçindeki Veda

Doğum çoğu zaman yalnızca yeni bir yaşamın başlangıcı olarak düşünülür. Ancak bazı başlangıçların aynı zamanda sessiz bir vedayı da içerdiği unutulmamalıdır. Yaşanan çelişkili duygular, sevginin ya da bağlılığın eksildiği anlamına gelmez. Aksine birçok anne için bu süreç, güçlü bir sevgi deneyimiyle birlikte yaşanan içsel dönüşümün eşiğidir. Bu eşiği psikolojik açıdan sağlıkla geçebilen bir anne hayatının yeni evresinde çok daha sağlam adımlarla ilerleyebilir.

Lohusalık döneminde anneyi anlamak aslında bu noktada iyi okuyarak mümkün olur: Anne bebeğini derin bir sevgiyle kucaklarken aynı anda geçmiş hayatının bazı parçalarına veda ediyor olabilir. Ve çoğu zaman bu iki duygu — sevgi ve yas — birbirini dışlamadan, aynı kalbin içinde birlikte var olabilir.

Süveyda Burçak Eris
Süveyda Burçak Eris
Süveyda Burçak Eris, klinik psikolog ve aile danışmanı olarak mesleki yolculuğuna bireysel terapiyle başlamış, ardından özel bir hastanenin onkoloji bölümünde psikolojik destek hizmetleri sunarak uzmanlaşmıştır. Psikoonkoloji, yas, yeme davranışları, mindfulness, aile ve cinsel terapi alanlarında çalışmakta; Bilişsel Davranışçı Terapi, pozitif psikoloji ve çözüm odaklı yaklaşımları bir arada kullanmaktadır. Terapilerinde danışanlarının psikolojik dayanıklılıklarını destekleyerek, onlar için daha kolay ve huzurlu bir yaşamın mümkün olabileceğini göstermeyi hedeflemektedir. Dijital platformlarda psikolojik iyi oluşa dair içerikler üretmekte ve bireysel dönüşümün toplumsal iyilik haline katkı sağlayacağına inanmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar