Akran Zorbalığı Nedir?
Okul döneminde öğrencilerin akademik başarısını ve kişilik gelişimlerini etkileyen en önemli sorunlardan birisi olan akran zorbalığı kavramıdır. Zorbalık, literatürde, tekrarlanma, kasıtlı zarar verme ve failin lehine güç dengesizliği ile karakterizedir. Yani bir davranışın zorbalık olarak tanımlanabilmesi için sadece tek seferlik bir olumsuz deneyim olması yeterli değildir; sistematik şekilde tekrar eden, karşı tarafı çaresiz bırakan ve zarar vermeyi amaçlayan eylemlerden bahsedilir.
Fakat, bir çocuğu “zorba” olarak adlandırırken bu kelime dillere pelesenk olmamalıdır. Artık ebeveynler tüm olumsuz davranışları yaş gelişim özelliğine, güçler dengesizliğine, tekrarın olup olmamasına ve kendi çocuğunu bu olumsuz davranışla baş edip etmemesine bakmaksızın zorbalık kümesine alıyor. Maalesef akran zorbalığının müdahale süreci de günümüzde sabırsız ebeveynler nedeniyle sekteye uğruyor.
Özellikle okul öncesi dönemde yaşıtları ile iletişim kurmakta güçlük çeken, diğer yaşıtlarına göre biraz daha içe dönük olan çocuklara karşıt kendini göstermek için iten, çeken, vuran ve tüküren çocuklara sıkça rastlanır. Bu bir duygusal gelişimdir ve okullarda bu öğrencilerin öğretmen ve okul psikoloğu desteği ile gelişimleri hedeflenir. Bu bir sosyal öğrenmedir, çocuk olumlu ve olumsuz davranışları sosyal ilişki içinde deneyimleyerek öğrenir. Sınırlar, kurallar ve kabul edilen davranışlar okul ile çocuğun yaşamına girer.
Okul Ortamında Zorbalığın Görünümleri
Akran zorbalığı; fiziksel şiddet (itme, vurma, eşyalarına zarar verme), sözel saldırılar (alay etme, hakaret, tehdit), sosyal dışlama (gruptan uzaklaştırma, dedikodu yayma) ve günümüzde giderek artan siber zorbalık (telefon ya da sosyal medya üzerinden rahatsız etme, küçük düşürme) şeklinde ortaya çıkabilir.
Örneğin fiziksel zorbalık türü daha çok okulun görünmez alanlarında ortaya çıkar: Spor salonları, soyunma odaları veya tuvalet kabinleri gibi…
Zorbalığın Çocuklar Üzerindeki Etkileri
Zorbalık, çocuğun saldırgan mizacı ile de desteklendiğinden, zamana karşı dirençlidir ve olumsuz etkileri özellikle yetişkinlik yıllarında ortaya çıkar. Pek çok zorba, zihinsel sağlıkla ilgili problemler yaşar (Kaltiala-Heion, Rimpela ve Rimpela, 2000; Kumpulainen, Räsänen ve Puura, 2001).
Ayrıca, yapılan araştırmalar zorbalık davranışı gösteren çocukların ilerleyen dönemlerde antisosyal kişilik özellikleri geliştirme, suç davranışlarına eğilim gösterme ve madde kullanım riskinin artması gibi sonuçlarla karşı karşıya kalabileceğini göstermektedir (Olweus, 1993).
Özellikle ergenlik döneminde zorbalığa maruz kalmak, kimlik gelişimini olumsuz etkileyebilir. Kendisini değersiz ve güçsüz hisseden bireyler, yetişkinlikte daha kırılgan bir benlik algısına sahip olabilir. Bunun yanı sıra, zorbalığa uzun süre maruz kalan bireylerin intihar düşünceleri geliştirme olasılığının arttığı da pek çok çalışmada vurgulanmıştır (Kim, Koh ve Leventhal, 2005).
Dolayısıyla, akran zorbalığı yalnızca “o an” yaşanan bir sorun değil, bireyin yaşam boyu psikososyal uyumunu etkileyen ciddi bir risk faktörüdür.
Önleme ve Müdahale: Aile ve Okula Düşen Görevler
Okula uyum haftasının verimli ve etkili kullanılması oldukça önemlidir. Bu uyum sürecinde çocuklar ev ortamından çıkmış ve sosyal bir ortam olan okula başlamışlardır. Birbirinden farklı her öğrencinin göstereceği davranış parmak izi gibidir; kimisi gözyaşı döker kimisi öğretmenini sorulara boğar. Kısaca büyüme yolculuğunda çocuklar, farklı davranışlar gösterir.
Her şeyden önce okullarda da şiddetin farklı türlerinin olduğu gerçeğini kabul etmek gerekir. Öğretmenlerin, sınıf rehber öğretmenlerinin, sınıf içi ve hatta sınıf dışında tanıklık ettikleri şiddet kapsamına giren davranışlara ait anekdot kayıtları tutmaları gerekir ve bu kayıtları okul psikoloğuna iletmeleri ve bu tanık olunan davranışların sistematik olup olmadığını anlamak amaçlı gözlem yapmaları gerekmelidir.
Ortaokulda karşımıza “Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kurulu” (ÖDDK) çıkıyor; yani kınama. Bu düzen sadece ortaokul öğrencilerine özgüdür, ilkokul öğrencileri için herhangi bir yaptırım yoktur. Öngörülen ise önleyici ve gelişimsel rehberlik sürecidir. Liselerde ise disiplin kurulları bulunuyor, zorba olan öğrencinin bir ila beş gün okuldan geçici olarak uzaklaştırılmasıdır.
Çoğu uzmanın -ve benim- düşüncesi olan fikir şudur: Cezalar bazı çocuklar üzerinde etkilidir ama bazı çocuklar üzerinde ise çözüm değildir. Bu kısımda sosyal psikoloji alanının ışığını kullanıyoruz. Cezalar dışsal motivasyon sağlamaya yönelik etkileri olabilir. Dışsal motivasyon, otoriteye itaat etme sürecinin de bir parçasıdır. Otoritenin olmadığı ortamlarda davranışın yeniden ortaya çıkma ihtimali hep vardır.
Önemli olan içsel motivasyondur. İçsel motivasyon anlama, kabullenme temellidir. Otorite yoksa bile içsel motivasyon olduğundan olumsuz davranışların gösterilme ihtimali azalır.
Aile, çocuğun ilk sosyal öğrenme ortamıdır. Çocuğun empati kurma becerisinin gelişmesi, duygularını ifade etme şekli ve problem çözme tarzı büyük ölçüde aile içinde gözlemlenerek öğrenilir. Aile, çocuklarını sadece akademik başarı üzerinden değil, davranışları ve sosyal ilişkileri üzerinden de desteklemeli, zorbalığa maruz kalan çocukları dikkatle dinlemeli ve yaşadıklarını küçümsememeli, çocuklarına başkalarının sınırlarına saygı duymayı ve sağlıklı iletişim yollarını model olarak göstermelidir.
Akran zorbalığı yalnızca “zorba” ve “mağdur” arasında yaşanan bireysel bir sorun değildir; okulun iklimini, sınıf ortamını ve öğrencilerin gelişimini etkileyen ciddi bir toplumsal problemdir. Cezalandırma tek başına yeterli değildir; kalıcı çözüm, öğrencilerin içsel motivasyonlarını beslemek, empati ve iş birliği duygularını geliştirmekle mümkündür.
Çocuğun hem evde hem okulda kabul gördüğü, değerli hissettiği bir ortam, zorbalığın en güçlü panzehridir.


