Hayat sonsuzluktur, her şey için yeterli zamanımız var öyle hissettirir ta ki bir gün ulaşılabir olana artık ulaşılamayana kadar. Bazı anlar vardır, hayat ikiye ayrılır: öncesi ve sonrası. Kayıp dediğimiz şey, sessizce gelir ama ardında derin ve dipsiz bir kuyu bırakır. Bir ayrılık, bir iş kaybı ya da bir ölüm… Birçok kapı var gibi görünebilir ama kapıların ardında tek bir oda vardır. Yasın karanlık ve kutsal odası.
Yas biraz da yapbozun parçalarına benzer. Bedenin ve ruhun parçalara ayrılır ve sen her bir parçayı bulmak için sabırla beklersin. Bazen tam buldum sanırsın ama aslında aradığının o parça olmadığını fark edersiniz. Yanınızda kaç kişi olduğunun önemi kalmaz tıpkı nerede olduğunuzun artık önemli olmadığı gibi. O an var olan tek şey koca bir boşluktur, bu boşluk ise yüreğimizin tam ortasındadır.
Yasın Beş Mevsimi
Yasın rüzgarı serttir. Güneşi gördüğün anlar olacak; o anlarda bile bir anda fırtınanın ortasında bulabilirsiniz kendinizi. Bu sizi en çok da kendinize yakınlaştıracak.
Bu Benim Başıma Gelmiş Olamaz
Yasın ilk nefesi inkardır. Telefon çalar ve kötü haberi duyarsınız. Ama içinizden bir ses fısıldar: “Bu bir rüya, uyanacağım.” İşinizi kaybettiğinizde ertesi sabah yine aynı otobüse binersiniz. Sevdiğiniz gider ve onun mesajını beklemeye devam edersiniz. İnkar, ruhun kendini koruma kalkanıdır.
Neden Ben?
Hayat bir anlığına durur ve tek hissedebildiğiniz ince ama derin bir yürek sızısıdır. İşte o zaman öfke bir güneş gibi doğar. Bu öfke, kaybettiğinize değil, kaybın getirdiği çaresizliğedir. Tanıdık olmadığımız o his bizi içten içe kemirmeye başlar. Bir arkadaşınıza bağırırsınız. Allah’a sitem edersiniz. Terk eden sevgiliye küfredersiniz. Oysa öfke bir battaniyeden ibarettir; o battaniyeyi kaldırmaya cesaret edebilirseniz ellerini dizlerine çekmiş ağlayan o çocukla karşılaşabilirsiniz. Öfke, haykırarak “Ben varım, buradayım, beni gör” deme biçimidir. Bu aşamada insanlarla bağ kurmak zorlaşır çünkü herkes düşman gibi görünebilir. Ama bilin ki, öfke sağlıklıdır. Öfke, yasın omurgasıdır.
Ya Daha Farklı Olsaydı?
Üçüncü durak, insan zihninin en yaratıcı ve en yorucu durağıdır. Pazarlık. “Keşke daha çok ilgi gösterseydim.” “Keşke o iş toplantısına gitmeseydim.” “Allahım, eğer onu geri getirirsen, bir daha asla kötü bir söz söylemeyeceğim.” Zihnimiz, geçmişi yeniden yazmaya çalışır. Bu, yapbozun kayıp parçasını bulmak için masanın altını yüzüncü kez aramak gibidir. Oysa kayıp parça artık yoktur. Pazarlık, kontrol yanılsamasıdır. Acıyı kontrol edemediğimizde, onunla pazarlık etmeye kalkarız. Ama kabul etmeliyiz ki, bazen hiçbir pazarlık işe yaramaz.
Hiçbir Şeyin Anlamı Yok
Ve sonra içinize derin bir sessizlik çöker. Kalabalığa karışırsınız belki ama sesleri duymazsınız. Yemekler tatsız gelir, renkler siyah beyazdan ibarettir. İşte bu depresyondur. Ne inkar vardır artık, ne öfke, ne pazarlık. Sadece derin bir boşluk. İnsanlar bu evrede “Güçlü ol” der, “Zamanla geçecek” der, “Unutursun” der. Siz kimseye kulak asmayın. Depresyon, ruhun kaybı sindirme çabasıdır. Acınız size özeldir. Bu acı sizi siz yapan anılardan oluşuyor o yüzden unutmak zorunda değilsiniz; onlarla yaşamayı öğrenmelisiniz. Ve emin olun kolay olmayacak.
Yokluğunla Baş Başayım
Ve son durakta bizi karşılayan kabuldür. Bu “mutlu oldum” demek değildir. Bu, “Artık acımı taşımayı öğrendim” demektir. Yapbozun tam ortasındaki bir parçası eksik kalmıştır, ama siz o eksikle yaşamayı seçersiniz. Sevdiğiniz işiniz, sevgiliniz, eşiniz… Artık onu her düşündüğünüzde ağlamazsınız, bazen gülümsersiniz. Yeni bir yol haritası çizersiniz. Kabul, teslimiyet değil, bilgeliktir. Kuru bir daldan ibaretken yeniden filizlendiğiniz evredir.
Sonuç: Yas Bir Hastalık Değildir
Yas, iyileşmesi gereken bir yara değildir. Kübler-Ross modeli bir rehberdir, kural değil. Kimimiz inkar ederken ağlar, kimimiz öfkelenirken susar. Önemli olan hangi durakta olduğunuzu bilmek ve kendinize bu sabrı göstermektir.
Elinizdeki dağılmış yapboza bakın. Belki bir parçası sonsuza dek kayıp. Ama geriye kalan bin parçayla yepyeni bir resim yapabilirsiniz. O resimde kaybettiğiniz kişinin gölgesi, işinizin hatırası ya da biten aşkınızın izi olacak. Ve siz o izlerle yürümeyi öğreneceksiniz. İşte yasın gizli armağanı budur: Dönüşüm.
Kendinize iyi davranın. Acınıza sarılın. Ve unutmayın, kalabalığın içinde hiçleştiğiniz o an, aslında kendinizle ilk kez yüzleştiğiniz andır. O anı kucaklayın. Çünkü ancak dağıldıktan sonra, yeniden hangi parçalarla var olacağınıza karar verebilirsiniz.


