Son zamanlarda sosyal medyada ve haber akışlarında hepimizin karşısına çıkan o meşhur pengueni gördünüz mü? Hani şu sürüsünden, o güvenli, kalabalık ve birbirinin aynısı olan binlerce penguenin arasından ayrılıp, tek başına kilometrelerce ötedeki bir bilinmeze doğru yürüyen cesur (ya da kimilerine göre çılgın) penguen. Bilim insanları ona bakıp yön duygusunu kaybettiğini, “hasta” olduğunu ya da bir hata yaptığını düşündüler. Oysa o penguen, sadece buzulların ötesinde başka bir dünya olup olmadığını merak ediyordu.
Bugün psikoloji fakültelerinin koridorlarında da benzer bir manzara var. Binlerce öğrenci, mezuniyet keplerini havaya fırlattıkları andan itibaren, sanki görünmez bir manyetik alan tarafından çekiliyormuşçasına tek bir yöne, “Klinik Psikoloji” kolonisine doğru sürükleniyor. Peki ya o sürüden ayrılıp Endüstri ve Örgüt Psikolojisi’ne, Nöropsikolojiye ya da Bilişsel Bilimlere yönelenler? İşte onlar, akademi ve popüler kültür tarafından çoğu zaman “yönünü şaşırmış” sanılan o yalnız penguenlerdir. Ancak gerçek şu ki; okyanusu asıl keşfedenler onlardır.
Terapi Odası Fetişizmi ve Koloni Psikolojisi
Psikoloji, insan davranışını ve zihinsel süreçlerini inceleyen devasa bir şemsiyedir. Ancak popüler kültür, Netflix dizileri ve medya; bu bilimi sadece “bir odaya girip, derin bir koltukta çocukluğuna inilen” bir meslek grubuna indirgemiş durumda. APA (Amerikan Psikoloji Derneği) verilerine göre, psikoloji lisansüstü başvurularının orantısız bir çoğunluğu klinik programlara yapılmaktadır (Norcross & Sayette, 2020).
Bu durum, öğrencilerde bir “koloni psikolojisi” yaratıyor. Sürüden ayrılmak, “terapist” unvanını almamak, sanki “gerçek bir psikolog” olmamakmış gibi algılanıyor. Oysa psikolojinin kökleri laboratuvarlardadır, fabrikalardadır ve sosyal alanlardadır. Wundt laboratuvarını kurduğunda amacı hasta tedavi etmek değil, bilinci anlamaktı. Bugün geldiğimiz noktada ise akademi ve piyasa, “başarıyı” klinik unvanla eşdeğer tutarak, bilimin diğer kollarını adeta buzlu suların altına itiyor.
Endüstriye Yönelen Penguen: Bir Sapma Değil, Bir Zorunluluk
Metaforumuzdaki o yalnız penguenin Endüstri ve Örgüt (E/Ö) Psikolojisi’ne yöneldiğini varsayalım. Sürüdeki diğerleri ona, “Neden insanlara yardım etmek (terapi yapmak) istemiyorsun?” diye soracaktır. Bu, sektördeki en büyük yanılgılardan biridir.
Endüstri psikologları, insanların hayatlarını en az klinik psikologlar kadar, hatta bazen daha geniş ölçekte iyileştirirler. Bir klinik psikolog günde 5-6 kişiye dokunabilirken; bir örgüt psikoloğu tasarladığı bir “çalışan esenliği” programı (well-being), adil bir “performans sistemi” veya ergonomik bir iş akışı ile binlerce çalışanın ruh sağlığını, stres seviyesini ve yaşam doyumunu aynı anda iyileştirebilir (Spector, 2021).
Bugün iş dünyası; tükenmişlik sendromu (burnout), sessiz istifa (quiet quitting) ve liderlik krizleri ile boğuşurken, “yalnız penguenlere” duyulan ihtiyaç, terapistlere duyulan ihtiyaçtan daha az değildir. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) “Mesleklerin Geleceği” raporları, insan yönetimi, duygusal zeka ve karmaşık problem çözme yeteneklerinin iş dünyasının kalbi olacağını söylüyor (World Economic Forum, 2023). Bu yetkinliklerin mimarı ise klinikçiler değil, iş dünyasının dinamiklerini bilen psikologlardır.
Neden Sadece Klinik? Sektörün Miyopluğu
Peki, neden herkes inatla kliniğe yönlendiriliyor? Bunun cevabı, üniversitelerin “müşteri” talebine boyun eğmesinde ve endüstrinin (piyasanın) psikolojiyi yanlış pazarlamasında yatıyor.
-
Ekonomik Kaygı ve Prestij: Öğrenciler, özel kliniğini açmanın en hızlı para kazanma yolu olduğuna inandırılıyor. Oysa istatistikler, E/Ö psikologlarının veya veri analitiği ile uğraşan psikologların ortalama gelirlerinin, özellikle kariyerin ilk yıllarında, birçok klinik psikologdan daha yüksek olabildiğini gösteriyor (Bureau of Labor Statistics, 2022).
-
Müfredatın Yetersizliği: Birçok lisans programında Endüstri, Adli veya Spor psikolojisi dersleri “seçmeli” ve yüzeysel geçiliyor. Öğrenci, Wundt’u biliyor ama Google’ın İK departmanında bir psikoloğun ne iş yaptığını bilmiyor (Landers, 2019).
Bu sistem, o yalnız pengueni “yanlış yolda” olduğuna inandırmaya çalışıyor. Ona “Kurumsal hayatta ruhunu kaybedersin” deniyor. Oysa o penguen, kurumsal hayata “ruh” katmaya gidiyor.
Okyanusun Görünmeyen Yüzü: Diğer Rotalar
Yalnızca Endüstri değil; o penguenin gidebileceği sayısız rota var. Nöropsikologlar Alzheimer ile savaşın ön cephesinde, Adli Psikologlar suçun doğasını anlamada, Bilişsel Psikologlar ise Yapay Zeka algoritmalarının insan zihnini nasıl taklit edeceğini tasarlamada başroldeler (Miller, 2020).
Teknoloji şirketleri, “kullanıcı deneyimi” tasarlamak için mühendislerden çok psikologlara ihtiyaç duyuyor. Bir uygulamanın ne kadar bağımlılık yapacağı ya da ne kadar kullanıcı dostu olacağı, insan davranışını anlamaktan geçiyor. Sürüden ayrılan penguen, belki de bir Silikon Vadisi şirketinde, etik yapay zeka prensiplerini yazıyor olabilir.
Buzulları Eritmek
O viral videodaki yalnız penguenin sonu ne oldu tam olarak bilmiyoruz ama metaforik penguenimiz için son çok açık: O, hayatta kalacak ve gelişecek. Çünkü okyanusun, kıyıda sıkışıp kalmış o kalabalık koloniden çok daha fazlasını sunduğunu biliyor.
Psikoloji öğrencilerine ve genç meslektaşlarıma sesleniyorum: Eğer içinizden bir ses sizi terapi odasının dışına; sahalara, şirketlere, laboratuvarlara veya teknoparklara çağırıyorsa, o sese kulak verin. Sürüden ayrılmak korkutucudur ama keşfedilecek koca bir okyanus sadece cesur penguenler bekler. Psikoloji, sadece “iyileştirmek” değil; “anlamak”, “geliştirmek” ve “tasarlamak“tır.
Siz o yalnız penguen olun. Çünkü dünyanın, birbirinin aynısı binlerce penguene değil; yeni kıtalar keşfedecek cesur gezginlere ihtiyacı var.
Sürüden ayrıldığınızda mailleşelim. Benden size çokça sevgiyle,


