Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Unutmak Değil, Taşıyabilmek: Çocuklar için Yasın İyileştirici Gücü

Çocuk Terapisi Perspektifinden, Erken Dönem Ebeveyn Kaybı Üzerine

İyileşmek, çocuğun acıyı unutması değil; acıyla yalnız kalmamasıdır. Yas, çoğu zaman kaçınılmak istenmeyen değil, ertelenen bir duygudur. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, yetişkinler iyi niyetle çocuğu acıdan korumak ister. “Üzülmesin”, “küçük daha, anlamaz”, “zamanla unutur” gibi cümleler, çocuğun çevresinde sıkça dolaşır. Oysa psikoloji bize şunu söyler: İyileşmenin yolu, yaşanan kaybın yasını tutmaktan geçer. Bu yazıda, çocukluk döneminde ebeveyn kaybı yaşamış çocuklar üzerinden, yas tutmanın neden bastırılmaması gereken doğal ve iyileştirici bir süreç olduğunu ele alacağız.

Çocuk Dünyasında Ebeveyn Kaybı

Ebeveyn kaybı çocuk için bir yokluk değil, dünyanın güvenilirliğine dair temel bir kırılmadır. Bir çocuk için ebeveyn yalnızca bir bakım veren değildir. Aynı zamanda güvenli bağlanmanın, sürekliliğin ve dünyanın yaşanabilir bir yer olduğuna dair inancın temel kaynağıdır. John Bowlby’nin bağlanma kuramında vurguladığı gibi, erken dönemde kurulan bağlar çocuğun hem kendilik algısını hem de başkalarıyla kuracağı ilişkilerin temelini oluşturur. Bu nedenle ebeveyn kaybı, çocuk için sadece sevilen birinin yokluğu değil; güven duygusunun sarsılmasıdır.

Çocuklar ölümü yetişkinler gibi kavramsallaştıramaz. Özellikle okul öncesi dönemde ölüm:

  • Geçici sanılabilir,

  • Çocuğun kendi davranışlarıyla ilişkilendirilebilir,

  • Soyut değil, somut sonuçlar üzerinden algılanır.

Bu nedenle çocuklar yaslarını çoğu zaman kelimelerle değil; davranışlarıyla ifade ederler. Öfke patlamaları, içe kapanma, alt ıslatma, ayrılma kaygısı, uyku ve yeme sorunları, çocuk yasının en sık görülen yansımalarıdır.

Yas Tutmayan Çocuk ne Yaşar?

Yas tutulmadığında kayıp geçmez; sadece sessizleşir ve duygusal olarak askıya alınır. Çocuk, yaşadığı kaybı anlamlandıracak bir alan bulamadığında, yas gelişimsel olarak donmuş bir halde kalır. Donald Winnicott’un da vurguladığı gibi, çocuk ancak duygularının taşınabildiği bir “tutma ortamı” içinde iyileşebilir. Bu alan yoksa çocuk, duygularını kendi başına taşımak zorunda kalır.

Bastırılmış yas, ilerleyen yıllarda nedeni belirsiz kaygılar, güvensiz bağlanma örüntüleri, aşırı kontrol ihtiyacı ya da tam tersi dağınıklık, yetişkinlikte tekrar eden kayıp temalı ilişkiler, ayrılık ve terk edilme korkuları olarak farklı biçimlerde ortaya çıkabilir: Çocuk yas tutamadığında, kaybı geçmişte bırakmaz; onu farkında olmadan bugüne taşır.

Yas Tutmak Neyi İyileştirir?

Yas, çocuğun acıyı büyütmesi değil; acıyı taşıyabilecek bir iç alan oluşturmasıdır. Yas tutmak, acıyla ilişki kurabilmesidir. Çocuk yas sürecinde:

  • Yaşanan kaybın gerçekliğini kabul etmeyi,

  • Kaybedilen ebeveyni zihninde sağlıklı bir yere yerleştirmeyi,

  • Ölümle ilgili yanlış ve suçlayıcı inançlarını düzeltmeyi,

  • Duygularını tanımayı ve regüle etmeyi,

  • Hayatın kayba rağmen devam edebileceğini deneyimlemeyi öğrenir.

Bu süreçte amaç, acının tamamen ortadan kalkması değil; acının çocuğun tüm kimliğini ele geçirmesini engellemektir.

Yas Sürecinde Çocuğun Zaman Algısı

Çocuk için yasın bir takvimi yoktur; duygular zamansızdır. Yetişkinler yas sürecini çoğu zaman zamanla ilişkilendirir. “Aradan aylar geçti”, “üzerinden yıllar geçti” gibi ifadelerle çocuğun da aynı hızda iyileşmesini beklerler. Oysa çocuk için zaman, yetişkinler gibi doğrusal işlemez. Çocuk, bir gün oyun oynayıp gülebilirken; başka bir gün aynı kaybı ilk kez olmuş gibi yoğun yaşayabilir. Bu dalgalanma, yasın sağlıksız olduğunun değil; işlendiğinin göstergesidir. Çocuğun gelişim basamakları ilerledikçe, kaybı her seferinde yeni bir zihinsel kapasiteyle yeniden anlamlandırması gerekir. Bu nedenle çocuklar, büyüdükçe aynı kaybın yasını defalarca tutabilirler.

Çocuk Terapisinde Yasla Çalışmak

Çocuk terapisi yas sürecinde unutmayı değil, hatırlamayı güvenli hale getirir. Yas süreci çocuğa “unutmayı” öğretmez. Aksine, hatırlamaya güvenli bir alan açar. Çocuk iç dünyasında kaybedilen nesneyle yeniden ilişki kurar. Bu ilişki sağlıklı bir şekilde yapılandırıldığında, yas iyileştirici bir sürece dönüşür.

Oyun, resim, hikâye ve semboller aracılığıyla çocuk:

  • Söze dökemediği duyguları ifade eder,

  • Kaybedilen ebeveynle ilgili içsel temsillerini düzenler,

  • Ölümle ilgili gerçekçi ve yaşına uygun bir anlayış geliştirir,

  • Duygularının normal ve kabul edilebilir olduğunu deneyimler.

Temel hedef, çocuğu acıdan korumak değil; acının içinde yalnız olmadığını hissettirmektir.

“Güçlü Olmalısın” Mesajının Gizli Yükü

Çocuğa güçlü olmasını söylemek, çoğu zaman onun yasına yer bırakmamaktır. Ebeveyn kaybı yaşayan çocuklara sıkça şu cümle söylenir: “Annen/baban seni üzgün görmek istemezdi.” Bu mesaj, çocuğun yasını hafifletmez; aksine suçluluk duygusunu artırır. Çocuk, üzülmenin sevdiği kişiye ihanet olduğu yanılgısına kapılabilir. Oysa sağlıklı yas, duyguların bastırılmasıyla değil; kabul edilmesiyle mümkün olur. Çocuk için en iyileştirici mesaj şudur: “Üzülmen çok normal. Bu kayıp çok büyük ve sen bununla baş etmeye çalışıyorsun.”

Ailelerin Yasla İlişkisi: Çocuğa Açılan Alan

Çocuk yasını en çok, yetişkinin yasına bakarak öğrenir. Çocuğun yas tutabilmesi, çoğu zaman çevresindeki yetişkinlerin kendi yaslarıyla kurdukları ilişkiye bağlıdır. Ebeveynini kaybetmiş bir çocuk, hayatta kalan bakım verenin duygularını yakından izler. Eğer yetişkin kendi acısını bastırıyor, hiç konuşmuyor ya da aşırı güçlü görünmeye çalışıyorsa; çocuk da duygularını gizlemeyi öğrenir.

Oysa yetişkinin üzülmesine, ağlamasına ve kaybı adlandırmasına tanıklık eden çocuk, duyguların taşınabilir olduğunu öğrenir. Bu durum, Winnicott’un sözünü ettiği “yeterince iyi çevre”nin yas sürecindeki karşılığıdır. Çocuk için iyileştirici olan, mükemmel bir yetişkin değil; duygusal olarak gerçek bir yetişkindir.

Yas Tutmak Zayıflık Değil, Psikolojik Dayanıklılıktır

Dayanıklılık, acının yokluğu değil; acıyla temas edebilme kapasitesidir. Yas tutan çocuk kırılmaz; aksine içsel olarak güçlenir. Çünkü duygularını tanımayı, yardım istemeyi ve kayıpla birlikte yaşamayı öğrenir. Güncel travma ve yas çalışmalarında da vurgulandığı gibi, psikolojik dayanıklılık acının yokluğu değil; acıyla temas edebilme kapasitesidir.

Unutmak Değil, Taşıyabilmek

Yas, silinmesi gereken bir iz değil; taşınmayı öğrenilmesi gereken bir bağdır. Çocuklukta yaşanan ebeveyn kaybı, yaşam boyu iz bırakır. Ancak bu izin bir yara mı yoksa bir iyileştirme hikayesi mi olacağı, çocuğun yasına ne kadar alan açıldığıyla yakından ilişkilidir. İyileşme, kaybın hiç yaşanmamış gibi davranılmasıyla değil; kaybın duygusal gerçekliğinin kabul edilmesiyle mümkün olur.

Yas tutmak, çocuğun geçmişte kalması değil, kaybedilen ebeveyni iç dünyasında güvenli bir yere yerleştirebilmesidir. Böylece çocuk, sevdiği kişiyi unutmak zorunda kalmadan; onunla kurduğu bağı yeni bir biçimde sürdürebilir. Acı yok edilecek bir düşman değil, paylaşılabildiğinde hafifleyen bir duygudur. Çocuk, yasını taşıyabildiğinde; hayatla bağ kurma kapasitesi de güçlenir. Unutmak iyileştirmez. Ama taşıyabilmek, iyileşmenin en insani halidir. Ve çocuklar, bu yolu tek başlarına yürümek zorunda değildir.

Tuğçe temizkanoğlu abalar
Tuğçe temizkanoğlu abalar
Tuğçe Temizkanoğlu Abalar, aile danışmanlığı ve çocuk gelişimi alanlarında çalışan bir uzmandır. Akademik ve uygulamalı çalışmalarında aile içi iletişim, çift terapisi, evlilik öncesi süreçler, boşanma ve yas süreçleri ile ebeveynlik süreçleri ve çocukların duygusal-sosyal gelişimi üzerine odaklanmaktadır. Danışmanlık pratiğinde bilimsel temelli yaklaşımları bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak bireylerin, çiftlerin ve ailelerin psikolojik dayanıklılığını güçlendirmeyi hedeflemektedir. Yazılarında psikoloji alanındaki güncel yaklaşımları sahaya ve yaşama temas eden bir dille sunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar