Şizofreni, genellikle gençlik yıllarında başlayan, nedeni tam olarak açıklanamamış ve bireyin düşünce, duygu ve davranışlarının birçok alanını etkileyerek ciddi işlev kayıplarına yol açabilen önemli bir ruh sağlığı sorunudur (Kocal vd., 2017). Toplumsal, ekonomik ve duygusal yükü oldukça ağır olan bu hastalık hem bireyin kendisi hem de yakınları için oldukça zorlayıcı süreçleri beraberinde getirir (Soygür, 2003).
Şizofreninin bir yıllık görülme oranı yaklaşık %1, yaşam boyu görülme oranı ise %1,5 civarındadır (Kocal vd., 2017). Kadın ve erkeklerde benzer sıklıkta görülse de ortaya çıkış yaşı farklılık gösterebilir. Erkeklerde genellikle 15-25 yaş arasında, kadınlarda ise 25-35 yaş arasında daha sık ortaya çıkar (Kocal vd., 2017). Ayrıca araştırmalar, sosyoekonomik düzeyi daha düşük olan bireylerde görülme sıklığının arttığını göstermektedir (Kocal vd., 2017).
Nedenleri
Şizofreni tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmaz. Genetik yatkınlık, beyin gelişimiyle ilgili süreçler ve beyindeki kimyasal dengeler birlikte etkili olur (Kocal vd., 2017). Örneğin, ebeveynlerinde şizofreni olmayan bireylerde risk yaklaşık %1 iken hem anne hem babasında şizofreni olan bireylerde bu oran %35’e kadar çıkabilmektedir (Kocal vd., 2017). Beyinde görev yapan dopamin, serotonin, glutamat ve GABA gibi kimyasalların dengesindeki bozulmalar da hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynar (Kocal vd., 2017).
Klinik Özellikler ve Belirtiler
Şizofreninin belirtileri genel olarak iki gruba ayrılır: pozitif ve negatif belirtiler (Kocal vd., 2017).
Pozitif Belirtiler: Bunlar, kişinin normalde olmayan deneyimler yaşamasıdır. Gerçeği değerlendirme yetisini bozar. En sık görülenler, başkalarının kendisine zarar vereceğine inanma (perseküsyon) ve olayları kendisiyle ilişkilendirme (referans) gibi sanrılardır (Kocal vd., 2017). Bunun yanında sesler duyma veya görüntüler görme (halüsinasyonlar), düşüncelerin dağınık olması, davranışlarda kontrolsüzlük ve konuşmada kopukluk da bu gruba girer (Kocal vd., 2017).
Negatif Belirtiler: Bunlar ise kişinin normal işlevlerinde azalma görülmesidir. Duyguların donuklaşması, konuşmanın azalması, isteksizlik, harekete geçememe, sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve ilgi kaybı en belirgin belirtilerdir (Kocal vd., 2017).
Şizofreni sadece belirtilerle sınırlı değildir; bireyin günlük yaşamını ve toplumla ilişkisini de derinden etkiler (Soygür, 2003). Yaşam niteliği kavramı; kişinin fiziksel sağlığını, ruh halini, sosyal ilişkilerini ve hayatından aldığı doyumu kapsar (Soygür, 2003). Hastalığın uzun sürmesi, toplumdaki damgalama, eşlik eden depresyon ve kaygı gibi durumlar ile negatif belirtilerin şiddeti, bireyin yaşam kalitesini düşüren önemli faktörlerdir (Soygür, 2003).
Tedavi Yaklaşımları
Günümüzde tedavide amaç sadece belirtileri azaltmak değil, bireyin yaşam kalitesini artırmak ve toplumsal hayata katılımını desteklemektir (Soygür, 2003).
İlaç Tedavisi: Tedavinin temelini oluşturur (Kocal vd., 2017). Eski tip antipsikotik ilaçlar etkili olsa da bazı ciddi yan etkilere yol açabilir. Bu nedenle günümüzde yan etkileri daha az olan yeni nesil antipsikotikler daha sık tercih edilmektedir (Kocal vd., 2017; Soygür, 2003).
Elektrokonvülsif Terapi (EKT): İlaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda ya da belirtilerin hızlı bir şekilde kontrol altına alınmasının gerektiği durumlarda kullanılan etkili bir tedavi yöntemidir (Kocal vd., 2017). EKT, genel anestezi altında uygulanan ve beyne kısa süreli, kontrollü elektrik akımı verilmesiyle gerçekleştirilen bir işlemdir. Bu işlem sonucunda beyinde kısa süreli bir nöbet oluşturulur ve bu sayede özellikle şiddetli belirtilerde hızlı bir iyileşme sağlanabilir.
Psikososyal Tedaviler: İlaç tedavisine ek olarak, bireyin günlük yaşamda daha iyi işlev göstermesine yardımcı olur. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), kişinin düşüncelerini ve başa çıkma becerilerini güçlendirir (Kocal vd., 2017). Aile terapileri ise aile içindeki iletişimi düzenleyerek hastalığın seyrini olumlu etkiler (Kocal vd., 2017).
Bunların yanında şizofreniye sadece belirtiler açısından bakmak yeterli değildir. Bu durum, aynı zamanda bireyin yaşamını, ilişkilerini ve toplumdaki yerini etkileyen çok yönlü bir deneyimdir. Toplumda şizofreni çoğu zaman yanlış anlaşılmakta ve korku ile karşılanmaktadır. Oysa bu bireyler, en çok anlaşılmaya, kabul edilmeye ve desteklenmeye ihtiyaç duyar. Psikolojik danışma sürecinde önemli olan, bireyin yaşadığı güçlükleri anlamak, onunla güvene dayalı bir ilişki kurmak ve sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarabilmesine yardımcı olmaktır.
Sonuç olarak şizofreniye yalnızca bir hastalık olarak değil, biyolojik, psikolojik ve sosyal yönleri olan bir insan deneyimi olarak yaklaşmak hem daha doğru hem de daha insani bir bakış açısı sunacaktır.
Kaynakça
Kocal, Y., Karakuş, G., & Sert, D. (2017). Şizofreni: Etyoloji, klinik özellikler ve tedavi. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 26(2), 251-267. Soygür, H. (2003). Şizofreni ve yaşam niteliği. Klinik Psikiyatri, Ek 1, 9-14.


