Bazen her şey tam tabiriyle tıkırında gitse de içten içe bizi yiyip bitiren ufak ufak kemiren bazı sancılar olabilir. Bu bazen bir romantik ilişkide, bazen bir iş yerinde, bazen okulda ve bazen bir zamanlar yapmaktan çok keyif aldığımız bir şeyi yaparken de gösterebilir bize kendini. Mantığımız böyle anlarda “Dur, her şey çok yolunda, hiçbir problem yok aslında.” dese de diğer yanımız yani daha duygusal bakabildiğimiz tarafımız mantıkla ufak bir çatışmaya girebilir.
İnsanlar oldukça komplike varlıklar olduğundan tek bir doğru ya da tek bir yanlış bulunmamakta, dolayısıyla ne mantığın gösterdiği yola tamamen doğru diyebiliriz ne de kalben yani duygusal olarak içimizdeki sesin doğru olduğunu. İnsanın bu zihin karmaşası, kendi içinde bile yaşayabildiği bu çatışma akıllara şunu getirebilir: huzurum varken bile sanki bir şey eksik…
Peki ben de size sormak istiyorum. Gerçekten sıkılıyor musunuz yoksa alışık olmadığınız bir şey mi yaşıyorsunuz? Bireyler sadece huzurlu olarak tanımladıkları alanda kaldıklarında bu durumu monotonluk olarak algılayabilirler. Ki bu çoğu zaman da olası bir bakış açısıdır. Hayatta hem siyah hem beyazlar vardır hatta griler de… Yani kavga da etmeliyiz, tartışma da yapmalıyız, fikir ayrılıklarına da düşmeliyiz ki karanlıktan sonra aydınlığa kavuşmanın vereceği tadı görebilelim. Özellikle çift danışmanlığında çok sık kullandığım bir kavram var: Denge. O kadar kıymetli bir değer ki. Her iki tarafta da inişler, çıkışlar, mutlu ve heyecanlı anlar olabilir. Önemli olan duyguların ne yoğunlukta ve ne sıklıkta yaşandığıdır. Eğer bize sağlıklı hissettiren bir ilişki içerisindeysek ve bu ilişkiyi de bir pizza gibi hayal edersek, her bir dilimdeki malzemeler oldukça eşit ve doyurucudur. Unutmayın ki pizzanın tüm mantarlarını tek bir dilime koyamazsınız.
Tanıdık Duygusal İklim
Zihnin ve bedenin çok yakından tanıdığı duygular vardır. Her zaman huzurlu ya da güvenli olmasalar bile, sırf tanıdık oldukları için “normal” gelirler. Kimi zaman sevgi; belirsizlikle, mesafeyle ya da çaba göstermeyle iç içe öğrenilmiştir. Böyle bir duygusal iklimde büyüyen biri için, yetişkinlikte sakinlik ve istikrar ilk başta yabancı, yanlış hatta eksik gibi hissedebilir.
Çünkü sinir sistemi, yoğunluğu ve iniş çıkışı “ilişki var” olarak kodlamıştır. Bu yüzden huzur geldiğinde değil, kaos başladığında bir şeyler tanıdık hissettirir. Ve insan çoğu zaman kendini iyi hissettiren değil, tanıdık hissettiren duygunun peşinden gider.
Çekici Kaos
Bazen yoğun duygular hissetmek, gerçekten bağ kurduğumuzu düşündürür. Belirsizlik, iniş çıkışlar, bir var bir yok hâli… Tüm bunlar duyguyu keskinleştirir, derinleştirir ve çoğu zaman “aşk” ile karıştırılır. Oysa burada hissedilen şey her zaman sevgi değildir; çoğu zaman uyarılmış ve tetikte bir sinir sistemidir. Çünkü belirsizlik, zihni meşgul eder; ulaşamamak ise daha çok istemeye yol açar. Sakin ve dengeli bir ilişkide bu yoğunluk ilk başta eksikmiş gibi hissedilebilir. Çünkü drama yoktur, savaş yoktur, kazanılması gereken bir şey yoktur. Ve bazen tam da bu yüzden, huzur değil kaos daha çekici gelir.
İnançlar
Bu çekimin altında çoğu zaman fark edilmeden taşınan bazı inançlar yer alır. Bir Türk filminden alıntı yapmak istiyorum: “Sevgi neydi, sevgi emekti.” Tam da bu cümle zamanla “Yani sevgi zor olmalı.”ya dönüşebilir. Kolay gelen, içten akan, yormayan bir bağ; yeterince değerli değilmiş gibi algılanabilir. Sanki bir şeyi hak etmek için mücadele etmek, çabalamak, hatta acı çekmek gerekiyormuş gibi…
Bu noktada kişi, huzurlu olanı küçümseyebilir ona göre bu çok kolay olandır; çünkü alıştığı sevgi dili bu değildir. Ve böylece sevgi, bir bağ kurmaktan çok kanıtlanması gereken bir şeye dönüşür. Bazen de her şey yolunda giderken içten içe bir huzursuzluk başlar. Açıklaması zor bir sıkılma, geri çekilme isteği ya da kusur arama hâli…
Kişi farkında olmadan ilişkide mesafe yaratmaya başlar. Çünkü huzur daha önceden alışkın olunmayan bir deneyimdir ve bilinmezlik hissi yaratır. Bu bilinmezlik ise tehdit gibi algılanabilir. Böyle anlarda kişi aslında ilişkiden değil, hissettiği güvenli alandan uzaklaşır. Ve çoğu zaman bunu fark etmeden, kendi kurduğu bağı yine kendisi zayıflatır.
Peki bunun gibi döngülerden geçiyorsanız neler yapabilirsiniz? Önce şunu kendimize sormalıyız: Neden huzur bana yabancı geliyor? Kişi, yoğun duyguların her zaman sevgi anlamına gelmediğini; bazen sadece alışılmış bir içsel iklimi tekrar ettiğini fark edebilir. Bu noktada önemli olan, hemen uzaklaşmak ya da kendini suçlamak değil; hisleri yargılamadan gözlemleyebilmektir.
Huzurlu bir ilişkide kalabilmek, zamanla öğrenilen bir beceridir. Küçük anlarda kalmayı denemek, kaçma isteğini fark etmek ve buna rağmen bağda kalabilmek… Tüm bunlar sinir sistemine yeni bir deneyim sunar. Çünkü bazen iyileşmek; yoğun olanı bırakıp sakin olana tahammül edebilmekle başlar. Ve belki de ilk kez, sevgi bir mücadele değil; güvenli bir alan hâline gelebilir.


