Cumartesi, Nisan 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Görünmeyen Cephe: Geçmişten Günümüze Savaş ve Asker Ruh Sağlığının Tarihi

Savaşsız bir dünya umarak; vatanlarını, onurlarını, ailelerini ve tanımadığı nice canları koruma pahasına ölümle kol kola gezenlere, toprağa düşenlere, yarım ayağa kalkanlara, ülkeleri için görev yapan bütün şerefli askerlere en içten ve en derin saygılarımla…

Maraton Ovası’nda savaş tüm şiddetiyle sürerken Atinalı asker Epizelos kalkanını kaldırıp ileri atıldı. Toz, çığlık ve çarpışan mızrakların arasında bir an duraksadı. Tam o sırada karşısında insan boyunu aşan, sakalı göğsüne kadar uzanan, korkutucu bir yaratık belirdi. Bakışları Epizelos’u delip geçerek arkasındaki askere yöneldi, ardından yaratık askeri tek bir hamleyle ikiye böldü ve Epizelosu’un yanından rüzgar gibi geçti. Epizelos kaçamadı, kanı bile akmadı, hatta vücuduna ne bir çelik ne bir taş ne de bir sopa değmişti — ama o an dünyasında ışık sönüverdi; gözlerinin önüne bir karanlık çöktü ve bir daha asla kalkmadı. Savaş bittiğinde o hâlâ hayattaydı, fakat Maraton’dan geriye onun için yalnızca sonsuz bir gece kalmıştı; yıllar boyunca, görmeyen gözlerinin ardında hep aynı an yankılandı: kendisine dokunmayan ama hayatını elinden alan o sessiz, ürpertici karşılaşma.

Savaşlarda tarih boyunca toprağa düşenler yalnızca bedenler ve silahlar, yarım kalanlar sadece uzuvlar ve zırhlar, yaralananlar sadece askerler ve hayvanlar değildi… Bunlarla birlikte zihinler, ruhlar, ilişkiler gibi nice soyut sahiplikler de yetim kaldı. Ancak fiziksel yaralar kadar görünür olmayan bu psikolojik etkiler, uzun süre ya yanlış yorumlandı ya da tamamen görmezden gelindi. Bugün travma, anksiyete ve depresyon gibi kavramlarla açıklanan bu durumlar, geçmişte farklı isimler ve anlamlarla anıldı. Bu yazı, savaşın askerler üzerindeki ruhsal etkilerini antik dönemden günümüze kadar uzanan bir çizgide ele alarak, “görünmeyen yaraların” tarihsel dönüşümünü incelemektedir.

Antik Çağ: Savaşın Zihinde Bıraktığı İlk İzler

Antik dünyada savaşın insan ruhu üzerindeki etkilerine dair sistematik bir kuram veyahut kesin bir kavram bulunmamakla birlikte, Mezopotamya, Mısır ve Yunan kaynaklarında askerlerin savaş sonrasında yaşadığı bazı dikkat çekici ruhsal değişimlere dair dolaylı betimlemeler yer almaktadır. Bu metinlerde; savaş sonrasında ortaya çıkan huzursuzluk, ani irkilme tepkileri, kabuslar, tanrılar tarafından lanetlenme hissi, içe kapanma ve duygusal donukluk gibi durumlar açıkça adlandırılmasa da tasvir edilmektedir. Bu rahatsızlıklar başlangıçta dinlere ve mitlere dayandırılmış, genellikle ilahi ceza veya ruhun parçalanması şeklinde yorumlanmıştır. Biraz ilerleyen süreçte Hippokrates’in melankoli anlayışı savaş özelinde olmasa bile farklı kavramların ortaya çıkmasında etkili olmuştur.

Roma’dan Erken Moderne: Melankoli, Savaş Yorgunluğu ve Adlandırılamayan Travma

Antik Çağ’dan sonra Roma, Orta Çağ ve erken modern dönemde savaşın ruhsal etkileri hâlâ tek bir bilimsel çerçevede açıklanamamıştır. Bu nedenle askerlerde görülen içe kapanma, umutsuzluk, korku ve duygusal çöküş gibi durumlar çoğunlukla “melancholia (melankoli)” kavramı altında değerlendirilmiş disiplinsizlik veyahut zayıflık olarak yorumlanmıştır. Hippokrates geleneğinden gelen bu anlayış, ruhsal çöküşü bedensel dengesizliklerle açıklamaya devam etmiştir.

Roma döneminden itibaren uzun seferlerden dönen askerlerde görülen tükenmişlik ve işlev kaybı ise zaman zaman “soldier’s fatigue (asker yorgunluğu)” olarak betimlenmiştir. Bu durum modern bir tanıdan ziyade, savaşın yarattığı kronik yıpranmanın gözlemsel bir karşılığıdır. Erken modern dönemde ise özellikle yoğun savaş ortamlarının etkisiyle “war melancholia (savaş melankolisi)” ve daha edebi bir ifade olan “powder melancholy (barut melankolisi)” gibi terimler ortaya çıkmıştır. Bu kavramlar, savaşın fiziksel etkilerinden çok, askerlerin uzun süreli psikolojik yıpranmasını anlatmak için kullanılmıştır.

“Nostalji”: Yurt Özlemi

  1. yüzyılda Johannes Hofer tarafından tanımlanan “nostalji” (nostalgia), özellikle paralı askerler arasında yaygın görülen ciddi bir rahatsızlıktı. Bugünkü anlamıyla basit bir “memleket özlemi” değil, uzun süre cephede olan askerlerde; iştahsızlık, uykusuzluk, umutsuzluk, çökkünlük, ölümcül halsizlik, yoğun ev özlemi, melankoli, halüsinasyon, ölüm isteği gibi belirtiler gösteren ve hatta ölümle sonuçlanabilen ağır bir tabloydu. Askerlerin yaşadığı bu durum, aslında travma, ayrılık ve kronik stresin birleşimi olarak düşünülebilir. Nostalji, savaşın psikolojik etkilerinin ilk kez tıbbi bir terimle adlandırılması açısından önemlidir.

19. Yüzyıl: “Asker Kalbi” ve Da Costa Sendromu

Amerikan İç Savaşı (1871) sırasında Jacob Mendes Da Costa tarafından tanımlanan “İrritabl kalp sendromu” (Da Costa Sendromu), çarpıntı, nefes darlığı ve yorgunlukla karakterizedir. O dönemde fiziksel bir kalp hastalığı sanılmıştır, ancak bugün bunun anksiyete ve travma temelli olduğu kabul edilir. Bu dönem, savaş travmasının “bedensel belirtilerle ortaya çıkabileceği” fikrinin güç kazandığı bir geçiş noktasıdır.

I. Dünya Savaşı: “Shell Shock” (Gülle/Top Şoku)

Savaş sırasında yoğun bombardıman sonrası; felç benzeri donmalar, konuşma kaybı, körlük, kabuslar, saldırganlık, savaş seslerine ani tepkiler, titreme gibi belirtiler Gülle/Topçu Şoku (Shell Shock) olarak adlandırılmıştır. Terim ilk kez Charles Samuel Myers tarafından kullanılmıştır. İlk başta top mermilerinin basınç etkisiyle beyin hasarı oluştuğu sanılmıştır. Fakat savaş alanına hiç yaklaşmamış askerlerde de benzer belirtiler görülünce bunun psikolojik bir travma tepkisi olduğu anlaşılmıştır.

Bu süreçte hekimler tarafından “savaş nevrozları (war neurosis)” kavramı da kullanılmaya başlanmış; bazı vakalar ise dönemin sınıflandırma anlayışı içinde “nevrasteni (sinir zayıflığı)” ya da “histeri” başlıkları altında değerlendirilmiştir. “Neurasthenia” (Sinir Zayıflığı) subaylarda daha çok kullanılan ve daha “saygın” bir tanı olarak görülürken “Hysteria” (Histeri) ise özellikle alt rütbeli askerlerde kullanıldı. Bu terminoloji aynı zamanda dönemin önyargılarını da yansıtmaktadır. Dönemin yıkıcı atmosferi, askerlerin ruhsal durumunu betimlemek için yer yer “barut melankolisi (Gunpowder Melancholia)” gibi daha edebi ifadelerle de yeniden anılmıştır. Ne yazık ki bu dönemde birçok asker “zayıflık” ya da “kaçış” ile suçlanmış, hatta cezalandırılmıştır. Bu da savaş psikolojisinin anlaşılmasındaki en karanlık dönemlerden birini oluştururken aynı zamanda Travma Sonrası Stres Bozukluğu anlayışına önemli katkı sağlamıştır.

II. Dünya Savaşı: Savaş Stresi ve Erken Müdahale

II. Dünya Savaşı ile birlikte askerlerin yaşadığı ruhsal sorunlar daha sistematik biçimde ele alınmaya başlanmıştır. I. Dünya Savaşı’nda kullanılan “shell shock” terimi yerini büyük ölçüde “battle fatigue (savaş yorgunluğu)” ve “operational fatigue (operasyonel yorgunluk)” gibi kavramlara bırakmıştır. Daha sonraki yıllarda, özellikle Kore Savaşı ile birlikte bu tablo “combat stress reaction (savaş stres reaksiyonu)” adıyla daha sistematik bir şekilde tanımlanacaktır. Bu değişim, sorunun fiziksel hasardan ziyade yoğun stres ve tükenmişlikle ilişkili olduğunun daha iyi anlaşılmaya başlandığını göstermektedir.

Bu dönemde askerlerde gözlemlenen başlıca belirtiler şunlardır: yoğun kaygı ve panik, dikkat ve karar verme güçlüğü, aşırı yorgunluk ve tükenmişlik, uyku bozuklukları ve kabuslar, irkilme tepkilerinde artış, duygusal donukluk veya aşırı tepkisellik, görevden kaçınma ya da işlev kaybı. II. Dünya Savaşı’nın ayırt edici yönlerinden biri, bu belirtilere yönelik yaklaşımın değişmesidir. Artık bu durumlar “zayıflık” olarak değil, savaşın olağan bir sonucu olarak görülmeye başlanmıştır. Hasta yerine yorgun denilerek damgalanma azaltılmaya çalışılmıştır. Bu anlayış doğrultusunda geliştirilen “PIE prensipleri” (Proximity, Immediacy, Expectancy), yani askerin cepheye yakın, hızlı ve iyileşeceği beklentisiyle tedavi edilmesi yaklaşımı, modern askeri psikiyatrinin temelini oluşturmuştur. Bu dönem, savaş kaynaklı ruhsal bozuklukların yalnızca tanımlandığı değil, aynı zamanda yönetilmeye çalışıldığı bir kırılma noktadır. Geliştirilen bu yaklaşımlar, ilerleyen yıllarda travma temelli bozuklukların —özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun— anlaşılmasına ve tedavi edilmesine doğrudan katkı sağlamıştır.

Vietnam Sonrası Dönemden Günümüze: Travmanın Kurumsallaşması

Vietnam Savaşı sonrası gazilerde uzun süre devam eden kabuslar, flashbackler, öfke patlamaları, sosyal çekilme ve madde kullanımına eğilim gibi belirtiler “post-Vietnam syndrome (Vietnam sonrası sendrom)” olarak adlandırılmıştır. Bu dönem, savaş bitse bile psikolojik etkilerin devam edebileceğini açık biçimde göstermiştir. 1980’de American Psychiatric Association tarafından DSM-III’ün yayımlanmasıyla bu belirtiler tek bir tanı altında toplanmış ve “Post-Traumatic Stress Disorder (PTSD) – Travma Sonrası Stres Bozukluğu” resmi bir psikiyatrik bozukluk olarak kabul edilmiştir.

Günümüzde ise travma yalnızca korku temelli bir süreç olarak değil, daha geniş bir çerçevede ele alınmaktadır. Bu bağlamda öne çıkan kavramlardan biri “moral injury (ahlaki yaralanma)” olup, askerin savaş sırasında ya da sonrasında kendi değerleriyle çatışan durumlara maruz kalması sonucu yaşadığı suçluluk, utanç ve anlam kaybını ifade eder. Modern yaklaşımda PTSD artık tek başına bir hastalık değil, travma spektrumu içinde değerlendirilen çok boyutlu bir yapı olarak ele alınmaktadır. Her durumda her dönemde her tarihte göstermektedir ki bazı savaşlar eve dönülse de hiç bitmeyecektir…

Kaynakça

Herodotus. (2003). The Histories (R. Waterfield, Trans.). Oxford University Press. (Orijinal eser ca. 440 BCE).

Hofer, J. (1934). Medical dissertation on nostalgia.

Da Costa, J. M. (1871). On irritable heart. The American Journal of the Medical Sciences, 61(121), 17–52.

Myers, C. S. (1915). A contribution to the study of shell shock. The Lancet, 185(4772), 316–320.

Glass, A. J. (1967). Military psychiatry. In S. Arieti (Ed.), American handbook of psychiatry (Vol. 2, pp. 520–522). Basic Books.

Grinker, R. R., & Spiegel, J. P. (1945). War neuroses in North Africa: The Tunisian campaign. Josiah Macy Jr. Foundation.

LeShan, L. L., & Worthington, E. L. (1992). The psychology of war and peace. W. W. Norton & Company.

Jones, E., & Wessely, S. (2005). Shell shock to PTSD: Military psychiatry from 1900 to the Gulf War. Psychology Press.

Shephard, B. (2001). A war of nerves: Soldiers and psychiatrists in the twentieth century. Harvard University Press.

Porter, R. (2002). Madness: A brief history. Oxford University Press.

Scull, A. (2015). Madness in civilization: A cultural history of insanity. Princeton University Press.

American Psychiatric Association. (1980). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (3rd ed.).

American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.).

Brett, E. A., & Robertson, M. (2016). Moral injury: The psychological aftermath of war. Clinical Psychology Review, 47, 1–10.

Herman, J. L. (1992). Trauma and recovery. Basic Books.

Jones, E., & Wessely, S. (2005). Shell shock to PTSD: Military psychiatry from 1900 to the Gulf War. Psychology Press.

Shay, J. (1994). Achilles in Vietnam: Combat trauma and the undoing of character. Scribner.

Mustafa Derviş AKPINAR
Mustafa Derviş AKPINAR
Mustafa Derviş Akpınar, Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Anabilim Dalı’ndan yüksek şeref öğrencisi olarak (3,73/4.00 GPA) dereceyle mezun olmuştur. TÜBİTAK bünyesinde çeşitli çalışmalara imza atan Akpınar; Türk Hava Kuvvetleri’nde görev aldığı süreçte askeri psikoloji, performans artışı ve travma konularında çalışmalar yürütmüştür. Şu anda bir kreşte müdür yardımcısı olarak görev almakta, ebeveynlere psikolojik destek sağlamakta ve rehberlik hizmetleri sunup eğitim programları geliştirmektedir. Ruh sağlığı, eğitim bilimleri, bireysel-toplumsal ilişkiler, aile ve çocuk üzerine yazılar kaleme alan Akpınar, psikolojiyi kültürel normlarımıza uygun ve topluma fayda sağlayacak şekilde entegre etmeyi misyon edinmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar