Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kusursuz Rutinlerin Ardındaki Yorgunluk

Bedenimizi dinlemek yerine onu bir robot gibi optimize etmeye çalıştığımız bir çağdayız. Yapılacak onlarca şeyi bir güne sığdırma zorunluluğu ve bunun istikrarının kaygısıyla güne başlıyoruz. Peki kendimize gösterdiğimiz bu ilginin altında yatan durum gerçekten öz şefkat mi yoksa yetersiz hissetme korkusu mu?

Eskiden yeterli hissetmek; derslerde, iş yerinde, uğraştığın işte başarılı olmaktı. Günümüzde ise hem çok başarılı olmak hem de en sağlıklı beslenen, sabah rutinlerini aksatmayan, spora giden, herkesin arasından sıyrılan ve tüm bunları yaparken yorulmayan “ışıldayan” biri olmamız bekleniyor.

Bu durumun oluşmasındaki en büyük pay elbette sosyal medyanın. Çoğumuz işten, dersten yorgun gelip uzanıp reels kaydırırken “Benimle Bir Gün” videolarıyla kendimizi yetersiz hissediyoruz. Günlük rutininde sabah 5.00’te uyanıp spora giden, tamamen sağlıklı beslenen, popülerleşmiş takviyelerini alan, kitap okuyan, işe giden, sosyalleşen insanları izliyoruz; suçluluk hissediyoruz.

Eskiden işten gelip uyumak bir hak iken, şimdi bu yorgunluğun üstüne “Bugün kendim için ne yaptım?” sorusu ile baş başa kalıyoruz. İyilik hali artık kendine şefkat göstermekten çıkıp bir performans kaygısına evrilmiş durumda.

Wellness Ve Wellbeing: Vitrin ile Gerçek Arasındaki Fark

Günümüzde “Wellness (Esenlik kültürü)” kavramı, ne yazık ki yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen bir süreç olmaktan ziyade bir tüketim estetiği olarak pazarlanıyor. Sosyal medyada karşımıza çıkan meditasyon pozları, pahalı yoga takımları ve estetik yulaf kaseleri, iyi oluşun ancak belirli nesnelere sahip olunarak elde edilebileceği illüzyonunu yaratıyor.

Bu noktada wellness, bir şifa yolculuğu olmaktan çıkıp; parası ödenen, giyilen ve fotoğraflanan bir vitrin ürününe dönüşüyor.

Oysa psikoloji literatüründeki “Wellbeing (Esenlik)” gerçek iyi oluş hali; estetik olmayan, dağınık, yatağın içinde hiçbir şey yapmadan geçen o verimsiz saatleri, karmaşık duygusal süreçleri ve her zaman ışıldamayan—aksine yorgun hissedilen günleri de kapsar.

Modern dünyanın bizden talebi ise oldukça yıkıcıdır:
En karanlık ve dağınık anlarımızı bile pazarlanabilir bir başarı öyküsüne çevirmek.

Artık acı çekmek bile ancak sonunda bir kişisel gelişim dersi varsa meşru sayılıyor.
“Güçlendim” demediğimiz sürece sanki yanlış iyileşiyormuş gibi hissediyoruz.

Oysa gerçek şifa, mükemmel bir rutini sergilemekte değil; dağınıklığın içinde durabilme cesaretindedir.

Toksik Pozitiflik: Hissetmeye İzin Verilmeyen Duygular

Tüm bu iyi yaşam vitrininin bir sonucu olarak iyi hissetmek artık bir sorumluluk haline geldi. Bu anlayışa göre duraksamak, yorgun hissetmek ya da düşmek kabul edilemez.

Sürekli iyi düşünmemiz, anında toparlanmamız gerektiği dayatılır.

Oysa her türlü olumsuz duygunun üstünü “pozitif düşünce” ile örtmek, aslında bir tür inkar mekanizmasıdır.

Yaşanmayan duygular yok olmaz.
Sadece ertelenir.

Ve çoğu zaman şu şekilde geri döner:

  • Uyku bozuklukları
  • Kronik stres
  • İçsel huzursuzluk

Bazen gereken şey her karanlığı ışığa çevirmek değil, o karanlıkta kalabilmektir.

Gerçek Öz Bakım: Performans Değil, İhtiyaç

Sürekli başkalarının en iyi anlarından oluşan bir vitrini izlemek, bizi kendi hayatımızın sıradanlığına karşı haksız bir öfkeye sürükler.

Pennsylvania Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar; sosyal medya kullanımını azalttığımızda kaygı ve yalnızlık seviyelerinin düştüğünü, kendimizle olan bağın ise güçlendiğini göstermektedir.

Bu nedenle kendimizi görebilmek için önce o “gösterişli vitrinleri” kapatmaya ihtiyacımız var.

İnsan sürekli güncellenmesi gereken bir makine değildir.
Bazen durmak, bazen yetersiz kalmak da insani bir deneyimdir.

Gerçek öz bakım:

  • Sabah 5’te uyanmak değil, gerekirse biraz daha uyuyabilmektir
  • Mükemmel beslenmek değil, gerçekten doymaktır
  • Sürekli üretmek değil, gerektiğinde durabilmektir

Her gün bir öncekinden daha iyi olmak zorunda değiliz.

Sonuç: Gerçek Soru

Kendinize gösterdiğiniz ya da imrendiğiniz bu özen gerçekten kendinizi sevdiğiniz için mi?

Yoksa yetersiz görünmekten korktuğunuz için mi?

Gerçek iyilik hali, kusursuz bir rutinde değil—
bu soruya verdiğiniz dürüst yanıtta saklıdır.

Feyza FİDAN
Feyza FİDAN
Feyza Fidan, İstanbul Medipol Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisi olarak lisans eğitimine devam etmektedir. Fidan, zihnin ve davranışın biyolojik temellerini ele alan nöropsikoloji, psikofizyoloji ve psikopatoloji alanlarına odaklanmaktadır. Bu alanlarda araştırmalar ve okumalar yaparak bilgi birikimini derinleştirmektedir. Psikoloji biliminin hem akademik hem de toplumsal yönüne katkı sağlamayı amaçlayan Fidan, yazılarıyla farkındalık yaratmayı ve psikolojik kavramları herkes için anlaşılır kılmayı hedeflemektedir. İlerleyen süreçte nöropsikoloji alanında yüksek lisans yapmayı, akademik araştırmalar yürütmeyi ve kariyerini bu yönde ilerletmeyi planlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar