Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Temel Güvenden Kırılgan Bağlara!

İlişkilerimizin görünmez omurgası “güven”.

Güven, insan ilişkilerinin en derin ve en güçlü temel taşlarından birisidir. Etimolojik olarak baktığımızda, Eski Türkçede “küwen” dayanmak, inanmak, itimat etmek anlamlarını taşır. Zaman içinde değişen bu kelime günümüzde “güven” fiili olarak kullanılsa da çok daha fazlasıdır. İnsanın dünyaya bakış biçimini, ilişkilerindeki varoluşunu ve kendilik algısının oluştuğu önemli bir yapı taşıdır.

“Yaşamın ilk görevi, dünyaya güvenmeyi öğrenmektir.” Erik Erikson

Peki ilk güven duygumuz nerede ve ne zaman başladı hiç düşündünüz mü? İnsanın ilk güven duygusu anne karnında başlar. Mucizevi bir o kadar da eşsiz bir şey. Bebek anne karnında anneye bir göbek kordonu ile bağlıdır. Anneden büyümesi için gereken besin ve vitaminleri almak için ama aynı zamanda anneye bağlıdır hayatta kalabilmesi için… Anne ve bebeği arasında daha doğmadan öyle bir güven ve bağ vardır ki sanırım bunu anlamak yaşamayanlar için zor. Ama bizlere anlatılanlara göre öyle. Bebek doğar dünyaya gelir ve ilk yaptığı şey ağlamak olur değil mi? Çünkü anne karnından güvenli alanından ayrılıp ilk nefesini içine çeker ve ciğerleri havayla dolunca yanma hisseder ve bu yüzden ağlamaya başlar. Artık anne karnındaki güvenli alanı sona ermiştir. Onun için hayat farklı güvenli alanında devam edecektir ama yine bunu o seçecektir!

Psikososyal Gelişim ve İlk Güven Deneyimi

Psikoloji tarihine baktığımızda, güvenin psikolojide ilk kez kavramlaştırılması, Erik Erikson tarafından ele alınmıştır. Ve bilimsel bir çerçevede incelenerek kabul görmüştür. Erikson, insan gelişimini 8 evrede açıklayan psikososyal gelişim kuramının ilk evresinde “güven” duygusunu ele almıştır. Erikson bu evreleri, temel güven ve temel güvensizlik olarak tanımlamıştır. Erikson’a göre bu evre bir çocuğun hayatındaki en önemli dönemdir. Çünkü dünyaya bakışını, sosyal, duygusal gelişimini ve genel kişiliği etkiler.

Anne ve baba bebeğin bakımını üstlenen bireylerdir. Bebeğin kendini güvende hissedeceği ortamı hazırlarlar. Bebek ağladığında, anne onu sakinleştirir. Fiziksel temas kurarak onu şefkat ile sarmalar. Bebeğin ebeveynlerinin kokusunu alması güvenli alanın içinde olduğunu hissetmesini sağlar. Anne bebeğini besler ya da bir sıkıntısı varsa bunu anlar ve kısa zamanda çözmeye çalışarak, çözüm bulur.

Tam tersi baktığımızda, uzun süre ağlayan bebek ihtiyaçları zamanında karşılanmadığında ilk güven problemi burada başlar. Dünya onun için bir anda güvensiz bir yer olabilir. Bir zamanlar bizim de güvenli alanlarımız vardı. Doğduk annemizle bağ kurduk, büyüdük belki bağlarımız eskisi gibi sağlam olmadı kimimiz için belki de kimimiz için daha güçlü oldu. Sonra hayatımızın farklı evrelerinde farklı güvenli alanlar oluşturduk kendimize inandığımız ve güvendiğimiz insanlarla birlikte. Güven duygusu o kadar önemli ki insan hayatında sevgiden bile daha önemli. Çünkü güven duygusu beraberinde diğer duyguları da yanında getirir. Güvenmediğiniz birine saygı duymazsınız ya da sevmezsiniz.

Geçmişin İzleri ve Modern İlişkilerde Güven

Çocuklukta başlayan bu temel deneyim, yetişkinlikte kurduğumuz tüm ilişkilerin merkezinde yer alır. Temelinde güvensizlik bulunan her ilişki bir gün mutlaka sarsılacak ve ardından belki de yıkıma uğrayacaktır. Arkadaşlıklar, romantik ilişkiler, iş hayatımız ya da ebeveyn ilişkilerimiz. Her bir ilişkiye baktığımızda aslında temelde tek bir sorumuz vardır: Burada güvende miyim?

Güvende olduğunuz yerler gerçek benliğinizi gösterdiğiniz, özgür hissettiğiniz yerlerdir. Güvende olduğunuz yerlerde üretir ve gelişirsiniz. Kendinizi tedirgin hissetmezsiniz, kendinizi korumak için savunma alanına ihtiyacınız yoktur. Güven aynı zamanda kendinizdeki parçaları başkası ile paylaşmaktır. Birine güvendiğinizde içinizdeki sizi de açarsınız, parçalarınızı teslim edersiniz. Bu yüzden güven ilişkilerimizin en hassas hem de en güçlü yanıdır. İnşası çok zor olur, yıkımı çok kolay olur! Fakat yıkılan güvenlerin inşası da imkansız değildir, sadece daha çok emek ve zaman ister.

Burada daha çok başkalarına olan güven duygumuzdan bahsettik. Ama başta belirttiğim gibi güven duygusu temelde aslında insanın kendisiyle ve büyüdüğü çevresinde oluşan bir duygu. Anne ya da baba ile büyümüş olmayabilirsiniz, anneanne babaanne dede ya da amca, farklı aile bireyleri sizi büyütmüş olabilir. Bu durumda güven duygunuz o bireylerin size davranışları ile şekillenecektir.

Bu durum, günümüzde baktığımızda ilişkilerimizde bize şunu gösteriyor ve açıklıyor: Güven duygusunun neden bu kadar kırılgan hale geldiğini. Bireyler, geçmişte yaşadıkları bu olumsuz, kötü tecrübe ve olayları yani güvensizlikleri farkında olmadan bugüne taşıyor! Karşılarına çıkan bireyleri, iş arkadaşlığındaki ilişkiler ya da romantik ilişkiler; bu bireylerle kurdukları ilişkileri geçmişte kendilerini inciten bireylerle, figürlerle özdeşleştirebilmektedir. Bunlara etken olarak geçmişte kurulan bağların büyük etkisi ve günümüz modern yaşam koşullarının etkisi çok fazla. Hızlı tüketilen ilişkiler, dijital iletişimin yüz yüze iletişimin yerini alması… Burada özellikle dijital platformlarda kurduğumuz ilişkilerimiz ayrı bir çalışma alanı olarak detaylı incelenebilir. Ama bizler güven duygusunu ele alırken bu bölümde şunu belirtmek gerekir; dijital iletişimin hayatımızdaki yeri arttıkça güvenin inşa edilme biçimi de değişiyor. Özellikle güven inşası konusunda dijital iletişim ile kurduğumuz bağlarda güven duygusu olumlu bağlamda gelişemiyor. Akademik çalışmalar da bize gösteriyor ki, yüz yüze iletişimin kişiler arası bağlanmayı ve güveni güçlendirdiği; dijital iletişimin ise daha yüzeysel ve kırılgan bağlar oluşturduğunu görüyoruz. Dijital ilişkilerde güven çoğu zaman varsayıma dayanıyor, mesajlaştığımız kişinin niyetini, duygusunu ya da samimiyetini tam olarak bilemeden bağ kurmaya çalışıyoruz. Bu da aslında geçmişten gelen güvensizliklerin daha kolay aktive olmasına neden oluyor.

Dijital Çağda Güvensizlik ve Savunma Stratejileri

Günümüzde kurulan ilişkilere baktığımızda aslında hepsinde ortak bir sorunda buluştuğumuzda karşımıza şu çıkıyor: Bireylerin geçmiş deneyimlerini yeterince ayırt edemeden günümüz ilişkilerine taşıması. Geçmişte yaşanan kötü tecrübeler, ihmaller, reddedilme ya da tutarsız davranışlar bireyin ilişkilerinde de sürekli tetikte olmasına ve bir daha yaşayacağını düşündüğü olası bir incinmeye karşı kendini koruma, savunma mekanizması ya da bazı stratejiler geliştirmesine neden oluyor. Bu stratejiler genelde baktığımızda şunlar oluyor: Mesafe koyma, duygusal geri çekilme ya da aşırı kontrol ihtiyacı. İlişkiye en çok zarar verenlerden ve güveni korumaya çalışırken tam tersi onu daha da zedeleyen stratejilerden birisi ve en yanlış olanı, diğer bireyin aşırı “kontrolcü” davranmasıdır.

Sağlıklı Güven Bağları Nasıl Kurulur Ve Korunur?

Sağlıklı güven bağları bir anda oluşmaz. Güven zamanla ve tutarlıkla oluşur. Sözler ile güven kuramazsınız! Tek başına yeterli olmaz, davranışlar ile desteklemeniz gerekmektedir. Burada en önemli bir diğer etken de bireyin kendisidir. Birey önce ne hissettiğini, neye ihtiyaç duyduğunu ve nerede durabildiğini bilmeli. Net olmalı ve kendini iyi tanımalı. Sınırlarını koruyabilmeli ama çok da kapalı olmamalı. Belirsiz kalan sınırları kurduğu ilişkilerde de güven problemi yaratır. Birey duygusal tutarlığa sahip olmalı. Sadece zor zamanlarda güven duygusu ilişkilerinizin merkezi olmamalı. Günlük hayatta da kendini göstermeli. Bugün gösterdiğiniz davranışlar yarın yok olursa güven zedelenebilir. Dijital iletişim bağlamında da baktığımızda güvenin korunması, yüz yüze iletişime göre daha fazla yanlış anlaşılma yaratabilir. En önemli nedenlerinden birisi duygunun iletilmesindeki sınırlılıktır. Yazı dili; ses tonu, beden dili ya da jest ve mimiklerimizi taşımaz. Bu nedenle de birey hislerini kelimelere dökerken duygularını aktaramaz ve yanlış anlaşılma ya da yorumlamalar doğurabilir. Yüz yüze ya da sesli iletişim kurmak bu bağlamda çok büyük etkiye sahiptir. Güven için koruyucu bir işlev olarak görünür.

Kırılan Güven Yeniden İnşa Edilir Mi?

Peki kırılan güven duygusu yeniden kazanılır mı? Öncelikle bu imkansız değildir. Güven güçlü temellerle, aşama aşama emekle ve sabırla oluşur. Güveni inşa etmek çok zordur, uzun bir zaman gerektirebilir ama yıkmak sadece saniyelerinizi alır. Burada kırılan güveninizin onarımı için karşı tarafın emeği, yeniden tutarlı davranması ve zamanının yanında asıl belirleyici olan “kendiniz” olacaktır. Bu bağ zorla tutulan ve zorla oluşan bir bağ değildir. Gönüllülük esastır. Burada önemli olan bir diğer konu da: Her ilişki onarılmak zorunda değildir. Bazen güveninizin kaybı size bir şeyler öğretir. Aynı hataları yeniden yapmamanız gerektiğini, kendi sınırlarınızı fark edebilmenizi ve bazen kendinizi geri çekmeniz gerektiğini gösterir. Güvenin yeniden inşası, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyle doğrudan bağlantılıdır.

Sonuç olarak güven; başkasına duyulan bir inançtan önce, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin aynasıdır.

Psycholog Times okurlarına sevgilerimle…

Dilara Vergili
Dilara Vergili
Ben Dilara Vergili. Pamukkale Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden mezun oldum. İletişim, insan ilişkileri her zaman ilgimi çeken alanlar oldu. Yazmak ise bu ilgimin hem içsel bir yansıması hem de en doğal uzantısı. Üniversite eğitimim boyunca kurumsal iletişimden reklama, sosyal sorumluluk projelerinden tanıtım çalışmalarına kadar birçok farklı alanda proje geliştirme fırsatım oldu. Bu süreçlerde hem yaratıcı hem de stratejik düşünme becerimi geliştirdim. Üniversite yıllarımda iletişim ve medya üzerine birçok makale yazdım ve akademik kariyerimi güçlendirdim. Anadolu Üniversitesi Radyo ve Televizyon üzerine ikinci üniversite eğitimime ise iletişim alanındaki bakış açımı daha da derinleştirmek için devam ediyorum. Şu anda özel bir dil okulunda eğitim danışmanı olarak çalışıyorum. Öğrencilerle birebir iletişim kurarak onların ihtiyaçlarını analiz etmek, onlara en uygun programı sunmak ve bu süreçte onları doğru şekilde yönlendirmek işimin merkezinde yer alıyor. İletişim becerilerimin ve insan ilişkilerinde edindiğim deneyimin bu alanda bana büyük katkı sağladığını görüyorum. İş hayatımın dışında kalan zamanlarımı ise yazmaya ayırıyorum. Yazmak benim için bir üretme biçimi, bir iç yolculuk ve paylaşım alanı. Kişisel gelişim, farkındalık, insan hikâyeleri ve yaşamın içinden kesitler üzerine yazılar kaleme alıyorum. Kendi blog sitemde bu yazılarımı paylaşıyor, aynı zamanda ilk kitabımı yazma sürecimi heyecanla sürdürüyorum. Sözcüklerin bir hayatın yönünü değiştirebileceğine, bir insanın kalbine dokunup içindeki duyguları iyileştirebileceğine inanıyorum. Yazmak benim için yalnızca kelimelerle cümleler kurmak değil; ruhun derinliklerine inmek, insanı anlamaya çalışmak ve ihtiyacı olanlara bir ses, bir nefes olabilmek.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar